AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

Dr. Soner Çağaptay'a Göre, Abd 'Operasyonu Bitirin' Açıklamasını Çekilmenin Başladığı Gün, Iraklı Kürtler Nezdinde Kredi Kazanmak İçin Yaptı

"Iraklı Kürtler'e göre en az tehdit Türkiye'den!"
Semin Gümüşel / 


Başlangıcı da sonu da günlerdir tartışılan kara harekâtı ardında pek çok soru işareti bıraktı: Operasyonun amacı neydi? Iraklı Kürtler Türkiye'ye nasıl bakıyor? ABD Başkanı Bush ve Savunma Bakanı Gates'in açıklamalarının anlamı ne? Bu soruları, ABD'nin önemli düşünce kuruluşlarından Washington Institute Türkiye Direktörü, kara harekâtı sırasında da Kuzey Irak'ta bulunan Dr. Soner Çağaptay yanıtladı.

- Operasyonun amacı neydi; PKK'nın askeri gücünü etkisizleştirmek mi, yoksa ABD ve Türkiye'nin Irak'ta geleceğe yönelik uzun vadeli bir işbirliğinin ilk adımı mı?
Bunlara ek olarak operasyon Türkiye'nin Kuzey Irak'ta tekrardan var olduğunu göstermek için çok önemli ve sembolikti. Bu açıdan iki amacı vardı: İlki PKK'nın askeri kanadının beyni olduğu düşünülen Zap kampına girmek. Diğeriyse 1988'den 2002'ye dek K. Irak'ta PKK'ya karşı defalarca operasyon yapmış ama Irak Savaşı'nın başlamasıyla K. Irak'a girme kabiliyetini tümden kaybetmiş, 2003 - 2005 arası K. Irak'taki bu PKK üslenmesini dışardan seyretmek zorunda kalan Türkiye'nin 2008'de tekrar K. Irak'a dönmüş olduğunu göstermek. Bu harekâtla Türkiye orada PKK'nın varlığını ve faaliyetlerini denetleyecek "polisiye" kuvveti tekrar kazandı, Dağlıca'ya benzer bir baskın tekrarlanırsa, hemen müdahale edebileceğinin işaretini verdi.
- Operasyon sürerken ABD Başkanı Bush ve Savunma Bakanı Gates'in açıklamaları Türkiye'de çok tartışıldı. Bunların anlamı neydi?
- ABD iki tür açıklama yaptı. Harekâtın başında bunu meşru gördüğünü, Türkiye'nin kendini savunma hakkı olduğunu ama sivillere zarar verilmemesi gerektiğini söyledi. İkinci haftaysa, artık harekâtın bitirilmesi gerektiğini belirtti. Biliyoruz ki ABD harekâtın başlayacağından da, biteceğinden de haberdardı. ABD destekliyor ama kalıcı olmasını istemiyordu. Ama ABD'nin ikinci açıklamasının zamanlaması neden tam da Türkiye'nin çekildiği güne denk geldi? Türkiye'nin çıkması gerektiğini zaten ifade edecekti, onu tespit ettik. Sebep belki de şu: Harekât başlarken ABD Türkiye'ye açık çek vererek nasıl Türkiye nezdinde kredi kazandıysa, aynı zamanda Iraklı Kürtler nezdinde çok kredi kaybetti. Bunu K. Irak'ta gördüm. Harekâttan Iraklı Kürtler hem büyük rahatsızlık duyuyor hem de bunun, ABD'nin Türkiye'yi kendilerine tercih ettiğinin bir ifadesi olduğunu düşünüyorlardı. ABD'nin, bu çekilişin kendi isteklerinden dolayı olduğu imajını oluşturarak harekâtın bitişinde Iraklı Kürtler nezdinde kredi kazanmak için bu durumdan istifade etti gibi düşünülebilir.
- Irak Devlet Başkanı Celal Talabani Türkiye'ye geldi. Bu ziyaret Türkiye - Irak - ABD troykasının ortak hareket planının göstergesi olabilir mi? Buraya Barzani de katılır mı?
O troykada ABD ve Türkiye mevcut ama Irak'tan çok emin değilim. Irak'ın katılma ihtimali yüksek. Bu açıdan Talabani'nin ziyareti çok önemli. Türkiye ve ABD aynı platformda ama Kürtler de orada mı göreceğiz. Tahminim Talabani, Barzani'ye göre böyle bir troykanın oluşmasına biraz daha olumlu bakıyor. K. Irak'ta şu an üç önemli lider var: İlki KYP'nin (Kürdistan Yurtseverler Birliği) başındaki Talabani, ikincisi KDP'nin (Kürdistan Demokrat Partisi) başkanı Barzani ve üçüncüsü KDP üyesi ve Kürt Bölgesel Yönetimi'nin başbakanı Neçirvan Barzani. Türkiye'ye yönelik tavırlara da bakıldığında Talabani en müzahir, Neçirvan Barzani'nin ona göre daha ortada ve Mesud Barzani'ninse en menfi noktada olduğunu; PKK'ya karşı beraber çalışma konusunda Barzani'nin en az, Talabani'nin en çok istekli, Neçirvan Barzani'nin de ikisinin arasında olduğunu söyleyebilirim.
- Operasyon sırasında Irak'taydınız; izlenimleriniz neler?
Özellikle Iraklı Kürtler'in çevrelerini nasıl gördükleriyle ilgilendim. Sohbet hep Iraklı Araplar ile ilişkilerden başladı. Bu konuda ortamın bayağı gergin olduğu belli. Kürtler kendi ifadelerine göre dört temel konuda bloke ediliyorlar: Birincisi, Kerkük'ün geleceği. Kürtler kesinlikle Iraklı Araplar'ın bir çoğunluk oluşturarak -Zaten Araplar Irak hükümetinde çoğunluk- kendilerine karşı bir Kerkük cephesi oluşturdukları kanısında. Irak'ta yeni bulunacak petrol yataklarının merkezi hükümet tarafından mı, yoksa vilayetler tarafından mı işletileceği de ayrı bir sorun. Üçüncüsü, bütçe. Kürtler'in paylarıyla ilgili bir blokaj olduğu iddiası var. Uzun müzakerelerle Kürtler'e yüzde 17 pay tahsis edilmiş. Sadece bir sene için! Yani "Uslu durmazsanız seneye payınız azalır" iması var. Son olarak, Kürtler K. Irak'ta çok büyük bir nüfusu oluşturan Peşmergeler'in maaşlarının Bağdat tarafından ödenmesini istiyor. Bağdat hükümetiyse "Sizin yerel muhafızlarınız" diyerek reddediyor. 2003 - 2007 arası Bağdat'tan istedikleri konuda istedikleri yasayı geçirebilmiş Kürtler, 2007'nin başından beri Bağdat'ta zorlandıklarını düşünüyor. Bunun da temelinde ABD'nin 2003 - 2007 arası kendilerine olan, kayıtsız şartsız gibi gördükleri desteğin ciddi olarak azaldığının; yani ABD'nin Iraklı Araplar'ı Iraklı Kürtler'e tercih ettiği fikri var. Bunun iki kanıtı var: Irak'ın Şubat 2007'de geçirdiği petrol kanununda Kürtler Araplar'a avantaj sağlayan bu kanunun tüm itirazlarına rağmen ABD'nin zorlamasıyla imzalandığını söylüyor. İkincisi 2007 sonuna dek yapılacak bir referandumla Kürt yönetimine bağlanması düşünülen Kerkük'te, referandumun yine ABD zorlamasıyla ertelendiği düşüncesi. Ayrıca Iraklı Araplar karşısında demografik bir azınlık oldukları için istediklerini alamadıkları kanısındalar. Bu yüzden Bağdat'ta elleri zayıfladı, hatta siyasetin içinde ABD'nin Kürtler'i terk ettiğini düşünenler de var. Sonuçta güneyde işler iyi görünmüyor. Doğuda, İran'dan adını bile ağızlarına almayacak şekilde müthiş bir korku var.

"Türkiye, Iraklı Kürtler için ehven-i şer!"
- Neden İran'dan korkuyorlar?
Birincisi İran'ın Irak'taki Kürt bölgesi içerisinde istihbarat anlamında varlığından dolayı canlarını çok yakabileceğini söylüyorlar. İran'ın Irak ve Kürt bölgesi içerisindeki İslamcı terörist gruplara verdiği destek üzerinden Irak'ı ve kendi bölgelerini istikrarsızlaştırabileceğini düşünüyorlar. Orada görüştüğüm hemen herkes en çok tehdit algıladıkları ülke olarak İran'ı ve en az tehdit algıladıkları ülke olarak da Türkiye'yi işaret etti. Bu sırada Türkiye'nin kara harekâtı sürüyordu. Araplar, ABD, İran derken geriye sadece Türkiye kalıyor. Türkiye'ye yönelik müthiş bir muhabbet, iyi ilişkiler kurma isteği var. Türkiye ehven-i şer, yani olabileceklerinin en iyisi; onun farkındalar! Denizlere kapalı bir coğrafyada yaşıyorlar. Kerkük'ün petrol yataklarına sahip olsalar dahi petrolü ihraç edemeyecekler. ABD müttefikleri olarak kalsa da, ABD'ye İncirlik üzerinden ulaşacaklar. Kerkük petrollerini Kerkük - Ceyhan boru hattından satacaklar. Avrupa'yla Türkiye üzerinden ticaret yapacaklar. Türkiye'ye eskisine göre daha çok ihtiyaçları var.
- PKK bu muhabbetin neresinde?
Temel sorun da bu! PKK çok büyük bir çıbanbaşı, çünkü PKK'ya yönelik askeri tedbirlere karşı duruyor ve bir genel af çıkmasını istiyorlar. Bir demokraside teröre karışmış kişilere genel af çıkarılması hükümetler için intihar eylemidir. Bunun farkında değiller. PKK meselesi aşılabilse, iyi ilişkiler kurmak için çok büyük bir irade var. Ama bunun için Irak hükümeti ve Kürtler'in de katılımıyla o troyka kurulmalı!
- Bölgede yakın gelecek nasıl şekillenecek? Kerkük'te referandum süreci var, Türkiye 1984'ten bu yana süregelen terörle mücadelede ilk kez sivil çözümden de söz ediliyor
Kürtler Kerkük vilayetini mutlaka Kürt bölgesine katmak istiyor. Referandum olmazsa da, 2005 seçim sonuçlarını referandum gibi göreceklerini ifade ediyorlar. Kürtler şunu da öneriyor: Kürt bölgesine katılmış Kerkük'te, Kürtler, Araplar ve Türkmenler şehrin idaresi gibi konularda güç paylaşımı anlaşması yapılabilir. Hatta bu, 32 - 32 - 32 - 4 formulü (yüzde 32'ler Arap, Kürt ve Türkmenler'e, yüzde 4 de Hıristiyanlar'a yani Keldani ve Asuriler'e bölünmesi) olarak da konuşuluyor. Ama buna Arap ve Türkmenler'in müsaade edeceğini sanmam. Görüştüğüm bazı kişiler "Bu tavırla Kerkük'te kan çıkar" diyorlar. PKK konusundaysa sivil önlemler, sivil çözüm konuşulurken örgütün bu gibi tedbirlere önce sıcak yaklaşıp isteklerini elde edemeyeceğini gördüğü anda, şiddete tekrar başvurma olasılığını içeren bir tuzak var. PKK şiddeti, barışı ve diyalogu aynı anda, eş zamanda kullanabilecek bir örgüt.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 140. sayısında bulabilirsiniz!


1   2  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital