| |
|
 |
Tayland'a Giderken Ön Yargılarınızı Evde Bırakın
"Sakin Yürek"ler Ülkesi
|
|
|
yazı Ve Fotoğraflar: Sona Ertekin
|
Kimi şehirler, kimi ülkeler kadınlara benzetilir. Tayland ise hayatta belki bir kez karşınıza çıkan ve benzeri bir daha gelmeyecek o muhteşem, o imkânsız kadının ta kendisidir. Nefes kesici güzellikte, sağı solu belli olmayan, şefkatli ama tekinsiz, alçakgönüllü ama iddialı, yumuşak ama acımasız…
Tayland. Bu sözcüğün ardından bir sessizlik geliyor. Zira anlatması güç, çünkü insanda son derece karmaşık ve zıt duygular uyandıran bir ülke bu. Hani sevdiğiniz özelliklerini alt alta yazsanız bunlar aslında en hoşlanmadığınız, rahatsızlık duyduğunuz yanlarıdır aynı zamanda. Karşılarına sevmediğiniz özellikleri yazsanız, aslında içten içe bunları sevdiğinizi fark edersiniz. Kimi şehirler, kimi ülkeler kadınlara benzetilir. Tayland ise hayatta belki bir kez karşınıza çıkan ve benzeri bir daha gelmeyecek o muhteşem, o imkânsız kadının ta kendisidir. Nefes kesici güzellikte, sağı solu belli olmayan, şefkatli ama tekinsiz, alçakgönüllü ama iddialı, yumuşak ama acımasız, kovaladıkça kaçan ve kovalamayı bıraktığınız anda masum bir gülümsemeyle tekrar aklınızı çelen bir kadın düşünün. Yanınızdayken bütünüyle size teslim olan, ancak asla sizin olmayacağını için için bildiğiniz bir kadın. Gelgelelim bu durumun yalnızca bir benzetmeyle kaldığı da sanılmasın, Tayland'ın kadınlar tarafından yönetilen gerçek bir kadınlar ülkesi olduğunu söylemek abartılı sayılmaz. "Boşveeer" Bangkok. Dünyanın en uzun isme sahip şehri olan Bangkok'un tam adı, yazılı olarak en azından üç satır ediyorsa da tıpkı Los Angeles gibi "melekler şehri" diye anılıyor. Temmuz ayının başında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Bangkok Büyükşehir Konseyi arasında imzalanan bir protokolle melekler şehri, İstanbul ile kardeş şehir ilan edildi. Aslında bu kardeşlikte büyülü bir benzerlik yok sayılmaz. Tıpkı İstanbul gibi Bangkok da kültürel ve tarihi zenginliğiyle insanı çarpan, ne kadar şehirleşse saltanat ruhunu kaybetmeyen, ne kadar kirlense çirkinleşmeyen, trafik keşmekeşi ile sabrı zorlayan ve sürprizleri asla tükenmeyen bir kent. Bangkok'taki ilk gecemde kendimi attığım pansiyonda duş alırken, ancak komedi filmlerinde rastlanacak şekilde, musluk, vana, ne varsa elimde kaldı ve bir anda her yerden fışkıran sularla ortalığı sel götürmeye başladı. Ben üstüme bir şeyler geçirip merdivenden aşağı inerken sular üçüncü kattan zemine varmıştı bile. Gecenin köründe "Suuu, suuu" çığlıklarıma bir turist "hayrola yangın mı var?" diye karşılık verdi ama pansiyonu işleten hanımların ortaya çıkması epey bir vakit aldı. Bir anda etrafımı rengârenk saronglarını sarınmış kadınlar sardı. Evvela beni sakinleştirdiler, başıma fena bir şey geldiğinden korkmuşlardı. Sonra benim canhıraş tepkimin çeşitli yaratıcı taklitleri ve kikirdemeler eşliğinde ortalık yavaş yavaş temizlendi. Böylece ülkedeki ilk gecemde Thai kültürünün üç ana unsurunu birden öğrenmiş oldum: Birincisi "Jai Yen", yani sakin yürek. Gerginlik, öfke, hatta bırakın bağırıp çağırmayı yüksek sesle konuşmak bile düpedüz ayıp sayılıyor. Dünya yıkılsa kanınız serin akacak sanki. Eğer bir sıkıntı varsa buna verilecek cevap ise "Mai Pen Rai", yani "boşveeer", bunu söyleyişlerindeki müziği muhakkak duymak gerekir. Üçüncüsü ise "Sanuk", yani eğlence. İş de olsa gülmeli, hayattan zevk almayı bilmeli. Zaten zevk diye bir şey olmasa Thai'ler muhakkak icat ederdi.
|
 |
|