![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Son Kitabı "çivisi Çıkmış Dünya"da "gidişat"a Kafa Yoran Yazar Amın Maalouf Paris'te Yeni Aktüel'e Konuştu "Dini Aidiyet Milliyetçiliğin Önüne Geçti"
Türk okurunun severek okuduğu romancı-denemeci Amin Maalouf son yazdığı "Çivisi Çıkmış Dünya"da, Doğu ve Batı uygarlıklarının "tükenmişlik noktasına geldiğini" söyleyip, dünyadaki "kötü gidişatın" nedenlerini ve sonuçlarını mercek altına alıyor. Maalouf ile Paris'teki evinde, bir çeşit alarm nieliğindeki kitabı üzerine konuştuk. Apartmanın kapıcısı söylemişti, "Çok şeker adamdır" diye... Yüzündeki kocaman gülümsemesiyle güneş yüzlü bir adam bizi karşılayan. Türk okurunun "Afrikalı Leo", "Tanios Kayası", "Doğunun Limanları" gibi romanlarıyla ve bir çeşit deneme niteliğindeki "Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri", "Ölümcül Kimlikler", "Yolların Başlangıcı" kitaplarıyla tanıdığı Lübnan asıllı Fransız yazar, dört yıllık araştırmasının ürünü "Çivisi Çıkmış Dünya"da okuyucusuna hemen bulaşan endişesini, endişesinin nedenlerini ve çözüm önerilerini anlatıyor. Maalouf ile bir imdat çığlığını andıran kitabını konuştuk. - Kitabın girişinde "Kendimi fırtına sonrasında alt üst olmuş ve hemen ardından yeni bir fırtınaya uğrayacak bir bahçenin gece bekçisi gibi hissediyorum" diyorsunuz. Bu duyguyu size veren neydi, nasıl karar verdiniz böyle bir kitap yazmaya? Bu karara sadece tek bir olayın neden olduğunu söyleyemem. Son yıllarda arka arkaya gelişen olaylar dünyanın kötüye gittiği, bir bozulmanın olduğu hissini veriyordu bana. Beni en çok etkileyen olaysa Irak Savaşı'dır. Bugünkü dünyanın birbirinden farklı sorunlarını görmemi sağladı çünkü. Batı'nın tutumuna ilişkin problemler, Arap ve Müslüman dünyasının içinde bulunduğu durumun yarattığı sorunlar, azınlık sorunları, vs. - Ve size göre bugün bütün dünyada yaşanan genel sıkıntı Berlin Duvarı'nın yıkılışıyla başlıyor... Berlin Duvarı'nın yıkılışını bir referans olay olarak aldım. Çünkü ondan sonra yeni bir çağ başladı. Benim hayatımın büyük bir kısmı iki büyük kutbun arasındaki karşıtlıkla geçti. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan bir dünyaydı o. Sosyalizm ve kapitalizm arasındaki ideolojik çatışmalar ta 1. Dünya Savaşı'ndan beri dünyaya hâkim oldu. Bu çatışmanın 20 yıl önce bitmiş olması, karşıtlığın son bulması, yeni bir çağa giriyor olmamızdan ötürü benim için önemli bir tarihtir Berlin Duvarı. Amacım biraz da bu yeni çağın bilançosunu yapmaktı. - Kitabınızın alt başlığı "Uygarlıklarımız tükendiğinde"... Evet, uygarlıkların bitişinden söz ediyorum. Çünkü bugün öyle bir noktaya ulaştık ki, hiçbir medeniyetin otonom, diğerlerinden tamamen ayrı olduğunu düşünmek mümkün değil. Bu durum sadece Batı ya da Arap-Müslüman dünyayı ilgilendirmiyor. Bugün her uygarlığın kendi özelliklerinden yola çıkarak katkıda bulunduğu ortak, küresel bir medeniyet söz konusu. Bu değişimi getirense tabii ki bilgi, haberleşme araçlarındaki hızlı gelişim. -Bir bölümde uzun uzun Batı dünyasının Doğulu, Arap, Müslüman dünyaya müdahalesinden söz ediyorsunuz. Örnek olaraksa İran Başbakanı Musaddık'ı veriyorsunuz. Bu türden bir örnekle, genellikle Doğulu muhafazakârların kullandığı "Batılı komplo teorileri" üslubuna düşmekten çekinmediniz mi? Öncelikle söyleyeyim, "komplo" sözcüğünü hiç sevmiyorum, olayları sağlıklı bir şekilde analiz etmenizi engelleyen, onları dar bir açıdan görmenize neden olan bir kelime. Buna karşılık kitapta sözünü ettiğim bir komplo değil, tarihçilerin yazdığı gerçek bir olay: Evet, Batı zaman zaman müdahalelerde bulunup, bir ülkenin kaderini belirleyen etkilere neden oldu. Bunun için de çok çarpıcı bir örnek seçtim: İran Başbakanı Musaddık'ın İngiltere tarafından nasıl önünün kesildiğini anlattım ki bugün hâlâ süren yan etkileri vardır bu müdahalenin. Zaten Obama geçenlerde Kahire'de yaptığı bir konuşmada benzeri konularda hata yaptıklarını itiraf etti. - Altını çizdiğiniz bir başka konuysa Batı'nın küstahlığı ve Arap-Müslüman dünyanın içine kapanıklığı, ezikliği, aşağılanmışlığı. Bu durumun nedenleri ne sizce? En basit örnek şu: Arapların dünyaya yaptığı katkılarından söz etmek isterseniz hep bir yedi- sekiz yüz yıl geriye gitmeniz gerekiyor: Sıfır, pusula, İbni Sina, Ömer Hayyam... Askeri bir zafer içinse Salaaddin örneğini verirler size, sekiz yüz yıl öncesini yani. Bu durumun Türkiye için aynı olduğunu söyleyemem. Türkiye'nin Arap dünyasından en büyük farkı Batılılara karşı milli bütünlüğünü koruyabilmiş olması, sanayide ileri gitmesi, basınının çalışması, demokrasisinin yürümesidir. Çok detaya girmeden rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türkiye dünyada yeri olan bir ülke. Türk milliyetçiliği amacına ulaşmış bir milliyetçilikken Arap milliyetçiliği bir yere varamamış. -Bu farkı vurgulamak için Atatürk ile Mısır Devlet Başkanı Nasır'ı yan yana koyuyorsunuz... Evet. Atatürk başından itibaren kendine hedefler koyuyor ve sonunda da onları gerçekleştiriyor. Bugün insanlar onu hatırlıyor, ölümünden 70 yıl sonra saygıyla anıyor. Nasır da çok önemli bir figür oldu ama hemen unutuldu. Nasır'dan sonra yönetime gelenler onu silmeye çalışırken, Atatürk için tam tersiydi durum. Atatürk'ün halk karşısındaki meşruluğu, halkının çıkarları için Batılı güçlere karşı verdiği mücadelesindeki başarılarla geldi. Oysa ki Nasır'ın başarısı 1956'da, Süveyş Kanalı'nı devletleştirip İngiliz ve Fransızlara hayır diyebilmesiyle gerçekleşiyor. Hemen sonrasındaysa başarısızlığa düşüyor. Çok da genç ölüyor, 51 yaşında. Açıkçası, biraz daha yaşasaydı tekrar aynı başarıyı elde eder miydi, bilmiyorum. Hemen unutulmasını ise sadece insanların nankörlüğüyle açıklamak pek mümkün değil. Çünkü Nasır hiç demokrat bir lider değildi, ülkesini gizli istihbarat servisleriyle yönetiyordu. Mısır'da demokrasiyi engelleyip, ülkenin kozmopolit karakterini yok etti. -Peki Atatürk Türkiye'sindeki İslami yükselişi nasıl açıklıyorsunuz? Bu soruyu yanıtlayabileceğimi düşünmüyorum çünkü Türkiye'yi çok iyi tanımıyorum. Ancak şunu söyleyebilirim: "İslamın yükselişi" ifadesini pek sevmiyorum. Ben bunu şöyle tanımlıyorum: Dini aidiyetin önem kazanması bütün toplumlarda görülen bir şey, buna özellikle Müslüman ülkelerde tanık oluyoruz. Bugün öyle bir çağda yaşıyoruz ki, dini aidiyet milliyetçiliğin ve ideolojilerin önünde ve bütün bunlarda iç ve dış etkenler söz konusu. Türkiye'deki İslami hareket, başka yerlerdeki İslami hareketlerden farklı görünüyor mesela. - İslam'ın dünyadaki yükselişi için ne diyeceksiniz? Bu durum bizim çağımızın karakteristiği. Dini aidiyet bugün önemli bir kimlik göstergesi. Bu öyle bir aidiyet duygusu ki, milli ya da etnik aidiyetten önce geliyor. |
|
|||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|