| |
|
 |
Yeni Aktüel Endonezya'da, "medeniyet"in İşgaline Karşı Direnen "vahşi" Mentawaı Kabilesinin Varoluş Mücadelesini İzledi. Beraber Yaşamak Konusunda Mentawaililer'den Öğreneceğimiz Çok Şey Var!
Dış Dünyadan Evlatlık Alıyorlar!
|
|
|
Yazı Ve Fotoğraflar: Herve Plıchard
|
Endonezya'ya bağlı 50 adadan oluşan Mentawai takımadalarından Siberut'ta, 1945'te kazanılan bağımsızlığın ardından Avrupalılar'ın dayattığı "Batılı" yaşam tarzına karşı mücadele sürüyor. Mentawaililer'in çoğunluğu inançlarını "uygar" dinlerle değiştirmek ve hükümetin "düzenlediği" köylerde yaşamak zorunda bırakılmış; ama küçük bir grup denge, uyum ve barışa dayanan kültürlerini koruyarak modern dünyaya meydan okuyor.
Çeviren: Nevra Yaraç Laçinok
Adım Sasali, Endonezya'nın Siberut Adası'ndan Mentawaili bir Şaman'ım. Halkım kaybolmaya yüz tutmuş yerliler listesinde yeraldığından bu ismi çok az kişi bilir. Şifacıyım, haberciyim, aracıyım, insan-doğa ahenginin koruyucusu, insanlar dünyası ve ruhlarınki arasında bir bağım. Ruhları tedavi ederek bedenleri iyileştiriyorum. Birbirlerine sıkıca bağlılar ama evrimleri bağımsız oluyor. Ataların ya da iblislerin ruhları tarafından çekilerek geceleri dolaşmaya çıkan ruh, yolunu kaybedip geri gelmezse beden hasta düşüyor; hatta bazen ölüme kadar gidiyor. Dövmeler, çiçekler, inci kolyeler, reçineler ve sivri dişleri ruhlarımızı bedenimizde tutmak için kullanıyoruz. Yetişkinlik çağına gelindiğinde dövme geleneği de başlıyor. Tamamlandığında, yüz de dahil bütün bedeni kaplıyor. Bunlar nedeniyle bize 'çiçek insanlar' deniyor. "Ruhlarla iletişim kuruyorum; hepsiyle. Atalar, hayvanlar, sebzeler, gündelik hayatta adak olarak saygı gören nesnelerDengenin kaybı açık bir tehdit. Beden ve ruhların kötülüklerini tedavi etmek için ayinlere başvuruyoruz. Çanların sesi, sihirli bitkiler, kurbanlar ve büyüler kaybolan uyumu yeniden sağlıyor. "Törenler Uma'da ya da kabilemin yaşadığı evin etrafında yapılıyor. Uma, kültürümüzün kalbi. Ziyaretçilere, uzun tartışmaların sürdüğü akşamlara ev sahipliği yapar. Girişin ve ateşin üzerine asılan kurban edilmiş hayvanların kafatasları ve av ganimetleri ailenin prestijini gösteriyor. Duvarlarda, 'takep' denilen ölülerin el ve ayaklarından alınan parçalar asılı. Uma'nın bir şefi yok, ama bir Şaman olarak benim ayrıcalıklı bir statüm var. Bütün kararlar oybirliğiyle alınıyor. Herkes fikrini söyleme, yorum yapma, reddetme ve ikna etme hakkına sahip. Uma, çözümsüz bir tartışma olduğunda ya da bütün klana ev sahipliği yapamayacak kadar küçük olduğunda bölünüyor. "Bütün sorunlarımız Endonezya'nın bağımsızlığı ve Avrupalı misyonerlerin geleneksel hayat tarzımızı kendilerininkinin solgun bir kopyası yapmak istemelerinden kaynaklanıyor. 1950'li yıllarda, inançlarımızı 'uygar' dinlerle değiştirmek istediler. Üç ayda, İslam ve Hıristiyanlık arasında seçim yapmamız istendi. Ailem ve onların büyükleri hâlâ geleneklerini muhafaza ediyor. Bu asimilasyon mantığıyla halk, hükümetin 'düzene koyduğu' köylerde toplanmaya ve Batılı tarzda giyinmeye zorlandı. Boş vaatlerin tuzağına düşmüştük. Çocuklarımıza 'bedava' eğitim, sağlık hizmeti, giysiler ve bizim seçimimize göre kutsal bir mekân verilecektiÇok güçlülerdi ve birçok klan aynı çatının altında yaşadıkları Uma'larını, bireylere ait küçük evlere yerleşmek için terk etti. "Benimkiyse direndi. Hükümetin ilk köyü Ugai'ye bir saatlik yürüme mesafesinde, ormanda yaşıyoruz. Şimdilerde, hükümetin hoşgörüsünün azalmasıyla geleneksel yaşamı sürdüren bizlerin de sayısı azalıyor. Ayrılma yolunu seçenler de bize küçümsemeyle bakıyor ve geçmişte kültürlerini oluşturan şeyleri toptan reddediyorlar. "1990'larda, uluslararası yerli halklar hareketi ciddi anlamda güçlenerek sorunu net bir şekilde ortaya koydu: Kimlik ve yaşam tarzımıza saygı duyarak insanlık içinde hak ettiğimiz yer bizlere nasıl verilecek? İnsanlık ve doğa arasındaki ilişkileri geliştirmek için kültürümüz ve değerlerimizin zenginliğinden nasıl esinleneceğiz? "Bu noktadan hareketle dernekler harekete geçti. Native Planet daha otonom olmamız, kültürümüzü korumamız ve haklarımızı savunmamız için yardımcı oldu. Biz ancak bu şekilde modern dünyanın kucaklayacağımız ya da ilgilenmeyeceğimiz yönlerine karar verebiliriz. "Bazı uzmanlarsa kötümser. Halkımızın 'diğerleri' gibi olduğunu, küresel döküm kalıbında eriyeceğimizi ve baskın değerleri kabul edeceğimizi düşünüyorlar. Karar verecek olan sadece bizlerizki bize seçenek sunsunlar!" Yukarıda okuduklarınız geleneklerini hâlâ koruyan bir Mentawaili'nin hayali bir konuşması. Konuşma hayali olsa da anlatılanlar gerçek; yerinde gördük
Mentawai topraklarında bir gezinti Endonezya'nın Sumatra ve Siberut adaları arasındaki bağı oluşturan "Umba Umba" gemisi, kendilerini riske atan az sayıdaki turistle doluyor. Balina ve yunuslarla selamlaşarak geçirilen on saatin ardından Umba Umba, Siberut'un küçük limanının dalgakıranlarına doğru dümen kırıyor. Adaya inince yoğun yağmurun altında, ayaklarımız balçığa bulanarak ormanın merkezinde yeralan ilk hükümet köyüne gitmek için üç saatlik yürüyüşe başlıyoruz. Ugai oldukça hoş bir köy. Küçük ahşap evler, bir okul ve küçük bir dükkân yol boyunca dizilmiş. Bize bakmak için duran köy sakinlerinin nemli ormana uygun olmayan Batılı giysileri kirli ve bazen de yırtık. Yani medenileşmenin orman koşullarında tümüyle başarısız bir sonucunu görüyoruz. Yolu döner dönmez, geleneksel kıyafetleriyle ilk Mentawaililer ile karşılaşıyoruz. Ağaç kabuklarından yapılmış kırmızı peştamal, tütün koymak için hindistancevizinden kutular ve dövmelerle kaplı vücutlar... Bir anda, artık kimin doğru yerde olduğunu bilmiyoruz, geleneklerini bırakanlar mı, kültürlerini koruyanlar mı yoksa biz mi? Bataklıklarda birkaç saatlik zorlu yürüyüşün ardından, nihayet Mentawai'de kalacağımız yere geliyoruz. Bir klanın Şamanları'ndan Aman Sasali bizi ailelerinin Uma'sında karşılıyor. Uma Mentawaililer'in ortak evi. Evlenen oğulların karısı ve çocuklarıyla aile genişliyor. Kızlar evlendiğinde, Uma'yı terk edip erkeğinkine yerleşiyor. Dayanıklı ve tropikal bir ağaçtan yapılan Uma genelde 40 yıllık bir süre için inşa ediliyor. Zemin için de kütükler kullanılıyor. Domuzlar ve kümes hayvanları evin etrafında ve içinde rahatça dolaşıyor. Özel hayata çok az yer bırakan hoş bir kakafoni hâkim. Dekorasyon oldukça yalın, zira Mentawaililer 'büyük sanatçı' değiller. Uma üç odadan oluşuyor; sundurma, ana oda ve mutfak; bir de "Jaraik" adındaki totemler. Kapının üzerinden mutfağa giden bir tahta parçası var. Ne yazık ki büyük çoğunluğu antropologlar tarafından çıkarılmış. Tılsımlı köşede, adaklar ve yapraklarla dolu bir sepet mutfağın tavanına ve kapı girişinde asılı. Bunlar Uma'nın en önemli muskaları. Uma'da ayrıca çiftlerin "Sapou" adı verilen tavuk ve domuzlarını yetiştirdikleri bir alanları var. Genelde bir kapının sundurması ve içinde ocak yanan bir odadan oluşuyor.
Dengenin kaybı ölüm sebebi Ormanın bu ücra köşesinde zaman göreceli. Turistlerin bıraktığı duvar saatleri pil olmadığından çoktan durmuş ama yine de Uma'nın duvarlarında duruyor. Kimse kaç yaşında olduğunu, günün tarihini, saatin kaç olduğunu bilmiyor. Niye bilsinler ki?.. Yazılı gelenek olmadığından, her şey kulaktan kulağa aktarılanlara dayanıyor. Şamanlar özel bir konumda olsa da Uma'nın bir şefi yok, düzen oybirliği esasıyla işliyor. Bu yüzden de kararların alındığı toplantıların ya da tartışmaların sonu gelmek bilmiyor. Yeni katılan biri olduğunda her şey yeniden başlıyor.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 141. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|
 |
|