| |
|
 |
Bugüne Kadar Anlatılmamış Bir Amerikan Trajedisi
Stalin Rusya' Sına Abd'den Büyük Göçün Bilinmeyen Hikâyesi
Göçlerle kurulan ABD, tarihi boyunca da hep göç almıştır. Ancak bir dönem vardır ki ABD'yi terk edenlerin sayısı ilk defa gelenlerden fazladır; ekonomik buhranın dünyayı vurduğu 1930'larda binlerce Amerikalı komünizmin büyüsüne kapılarak Stalin Rusya'sına göç ederler. Aş, iş, eşitlik ve aileleri için güvence bulacaklarını düşündükleri Sovyetler Birliği'ne yapılan bu umuda yolculuğun dönüşü olmadığı gibi sonu da hapishaneler ya da çalışma kampları olur. İşte Stalin döneminde Sibirya'da, Kazakistan'da, Gulag'da hayatları sönen binlerce Amerikalı'nın bugüne dek bilinmeyen hikâyesi…
Stalin dönemine ait şiddet ve zulüm hikâyelerinin neredeyse ucu bucağı yoktur. Ancak bir hikâye var ki, bugüne kadar anlatılmamış; 1930'ların büyük kriz döneminde ABD'de başlayan, Rusya'da devam eden ve Sibirya'daki esir kamplarında sönmeye terk edilen binlerce hayatın trajedisiBelgesel yapımcısı Tim Tzouliadis, kitabı "The Forsaken"la (Terk Edilenler) ortaya çıkarmasa Stalin döneminde Sovyetler Birliği'nde yaşamayı tercih eden binlerce Amerikalı göçmenin acı macerası sonsuza kadar unutulacaktı belki de. İşte bugünlere dek karanlıkta kalan o hikâye... 1929'da başlayan ekonomik buhran ABD'de büyük sarsıntıya sebep olur. Sokaklar iş başvurusu ya da bir tas çorba için yüzlerce metre uzayan kuyruklarla dolar. O güne kadar hep dünyadan göçmen akınına uğrayan ABD, 1930'larda ilk defa dışarıya göç verir. Amerikalı sosyalistlerle beraber onlara uyan binlerce insan tüm dünyaya yeni ufuklar vaat eden Sovyetler Birliği'ne doğru yola çıkar. O yıllara kadar ülkeye giriş yapan binlerce göçmeni karşılayan New York limanı ilk defa bu kadar kalabalık bir nüfusun başka topraklara yerleşmek üzere gidişine şahit olur. ABD tarihinde ilk defa, gidenler gelen göçmenlerden fazla olmaktadır. Umutların toprağı ABD artık onlara ve çocuklarına gelecek vaat etmemektedir çünkü. İşsiz, evsiz-barksız, çocukları için bir gelecek arayan binlerce Amerikalı çareyi Sovyetler Birliği'ne gitmekte bulmuştur. Çoğunluğu çelik ve otomotiv sanayisinden işçilerin dışında ABD'nin her tarafından, toplumun hemen her katmanından çiftçiler, satıcılar, aşçılar, mühendisler, öğretmenler yola çıkarak hiç bilmedikleri bir ülkeye, hiç bilmedikleri bir sisteme doğru yola çıkarlar. Aralarında "sosyalizmin tesisine katkıda bulunmak isteyen" komünistler vardır ancak çoğu, dönemin komünist propagandalarından da etkilenip şansını denemek isteyenlerdir. Dönemin sosyalistlerinin sıkça bahsettikleri iyi bir iş, ücretli tatil ve bedava sağlık hizmetlerinden yararlanacaklardır. Büyük krizin işsiz bıraktığı 13 milyon Amerikalı içinden sayıları 10 bine yaklaşan bu grup çareyi eşitliğin, adaletin ve her şeyden önce aş, iş, eğitim ve sağlık garantisinin olduğunu düşündükleri Stalin Rusya'sına göç etmekte bulmuştur. Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte "Amerikan Rüyası"ndan büyük bir hayal kırıklığıyla uyanan bu insanlar umutlarını aynı dönemlerde tüm dünyaya propagandası yayılan Stalin'in mucizevi (!) "Beş Yıllık Ekonomik Planı"na bağlamışlardır. 1930'lar, kapitalizmin adeta ayaklar altında sürünmeye başladığı, buna karşılık Sovyetler Birliği'nin hızla gelişmeye, iş üretmeye başladığı yıllardır. ABD'de bile sosyalist eğilimlerin en güçlü olduğu dönemlerdir. Bir yanda Stalin'in "mucizeler yaratan ekonomik gelişmeleri, istihdam üreten atılımları"na dair kriz içindeki dünyaya salınan propagandalar, öte yanda George Bernard Shaw, Paul Robeson ya da Walter Duranty gibi Sovyetler Birliği'ndeki gelişmeleri ballandırarak aktaran yazar ve gazetecilerin etkisiyle pek çoklarının aklı çelinmiş durumdadır. New York Times'ın Moskova büro şefi Duranty, ABD'ye ısrarla pembe bir Rusya portresi sunmakta, ülkede milyonları kırıp geçiren kıtlığı ise görememektedir. Umut kapıları Stalin Rusya'sı Bunlara bir de Sovyetler Birliği'nin binlerce işçi aradığı ilanı eklenince Rusya'daki fabrikalar insanların umut kapısı olur. 1930'ların ortalarına gelindiğinde Rusya'da yaşamaya başlayan Amerikalıların sayısı dönemin New York Times'ına göre 15 bini bulur. Stalin Rusya'sının vaat ettiği ekmek kapısına akın sadece ABD'den olmaz. Aynı dönemlerde büyük sefalet ve açlık yaşayan Finli, Polonyalı, Çinli ve Koreli göçmenler de gelir Sovyetler Birliği'ne. Tüm bu insanlar "vatanım karnımın doyduğu yerdir" diyerek çıktıkları umut yolculuğunda gemilerinin onları aslında 20. yüzyılın büyük trajedilerinden birine doğru taşıdığından habersizdirler. Amerikan sisteminin iki temel taşı olan "özel mülkiyet" ve "kilise"nin olmadığı topraklara ne kadar uyum sağlayacakları meçhuldür. Pek çoğu umut ettikleri evi Sibirya'da, hayallerindeki işi Gulag'daki çalışma kamplarında bulacaklarının henüz farkında değillerdir. Göçmen Amerikalılar 1930'lar Rusya'sında modern dönemlerin en acımasız devlet terörlerinden birinin önce şahidi ardından da kurbanı olacaklardır.
|
 |
|