AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Sahipleri Ormanda Saklanan Topraklar

Malezya

Sahipleri Ormanda Saklanan Topraklar
Yazı Ve Fotoğraflar: Sona Ertekin 


Bu Seferki Mektup Malezya'dan…langkawi'nin Bembeyaz Kumsalları, Yemek Başkenti Penang, Malaylar, Hollandalılar, Portekizliler, Onların Malay Melezleri, Çinliler, Hintliler Ve Ülkenin Mö 2500'den Beri Burada Yaşayan Yerlileri Senoi'ler…işte Sona'nın Malezya Notları…

GGenç, güzel ve iyi yürekliliğiyle tanınan bir Malay prensesi olan Mahsuri'nin kocası Siyam ordularıyla çarpışmak üzere ülkesinden uzaktaydı. Bu sırada güzel Mahsuri'nin yaşadığı adaya gezgin bir müzisyen gelmişti: Müziğe, masallara oldum olası meraklı olan Mahsuri ile müzisyenin arkadaşlığı hakkındaki dedikodular sonunda prensesin kayınpederinin kulağına kadar gitti. Zina ölüm demekti. Çarçabuk bir idam düzenlendiyse de kılıçların, palaların hiçbiri Mahsuri'nin teninde bir çizik bile açmıyordu. Prenses sonunda kaderine razı oldu ve kendi evindeki özel bir kılıcı getirtti. Ancak zarif boynunu kılıcın altına uzatmadan önce adayı yedi nesil boyunca lanetledi. Mahsuri'nin damarlarından akan bembeyaz kan onun masumiyetinin kanıtıydı, ve o günden sonra Langkawi'nin tüm kumsalları bembeyaz oldu
Langkawi'ye doğru yola çıktığım sırada Prenses Mahsuri'nin yedinci nesilden bir akrabası güney Tayland'da çoktan doğmuş olduğundan güvende sayılırdım. Böylelikle efsanevi Garuda'nın, yani yarı insan yarı kartal fantastik bir yaratığın dinlenme yeri sayılan, "Kedah'ın Mücevheri" diye anılan Langkawi'ye ulaştım ve son derece etkileyici bir doğal güzellikle karşılaştım. Uçsuz bucaksız bembeyaz kumsallar, kristal bir okyanus, hindistan cevizi ağaçları ve kıyıdan dimdik yükselen adalar. Malezya'nın romantik tatil cenneti olarak sunduğu ada bu şöhreti kesinlikle hak ediyor. Gelen turistler de yüksek duvarlar ardındaki lüks otellerinde bir lüks otelde ne yapılırsa onu yapıyorlar; plaj-sefa, yeme-içme, spor-SPAAma bunların aslında Malezya'yla pek de ilgisi yok. Otel müşterileri hazır birtakım doğa vb. turları dışında otelden çıkmadıkları gibi, müşteri olmayanlar da zinhar bu alana giremiyorlar. Yani Langkawi'de alan memnun satan memnun şeklinde turistik bir apart-heid yaşanıyor denebilir. Öte yandan halkın denize girdiği plajlara gittiğinizde de onları rahatsız etme kaygısı giriyor işin içine. Zira diğer kadınlar eşofmanla girerken bikiniyle denize koşma, onların günlük yaşantısını, huzurunu bozma fikri pek cazip gelmiyor. Gezmenin bir anlamda misafirlik olduğuna ve gittiğim ülkenin insanlarına saygı göstermek gerektiğine olan inancım bana bunu söylüyor. Ama plaj ne kadar fotoşoplu olsa da sefasını süremedikten sonra pek kıymeti kalmıyor. Bu durumda siz de daha boş ve bakir plajlara koşabilir, hatta kendinizi Lost dizisinde gibi hissedip arkadaşlarınızla bizim yaptığımız gibi amatör Lost sahneleri çekebilirsiniz.
Duty-free bir ada olan Langkawi ucuz alkol fiyatlarının da etkisiyle orta yaş üstü Avrupalılar için emekliliklerini geçirmek için oldukça cazip bir istikamet. Alışveriş merkezleri ve süpermarketleriyle, bakımlı bahçeleri, konforlu villalarıyla şehir nimetlerinden sayılacak konforların hepsi adada mevcut. Pırıl pırıl yollar, tertemiz sokaklar, bakımlı binalar gözalıcı. Ancak gelenekselden çağdaşlaşmaya adım atılırken kültürel bir zemin sağlanamadığından olsa gerek, mimari anlamında ciddi bir zevksizlik kendini belli ediyor. Öte yandan genç insanları doyuracak bir eğlence de burada söz konusu değil. Belirgin bir baskı ortamında açık kalabilen tek tük birkaç eğlence yeri var. Bunlar da çağın kötü bir taklidi olmanın yanı sıra sürekli bir kapanma, baskın tehdidi ile de yüz yüzeler. Sokaklarda az insan var, parklar boş. Türkiye'den gelip de burayı ziyaret eden kimi orta yaşlı hanımların deyişi ile "şöyle deniz kenarında bir çay bahçesi olmadıktan sonra ben ne anladım bu işten". Görünen o ki eğer Kentucky Fried Chicken ve alışveriş merkezi meraklısı değilsek Langkawi'yi küçük balıkçı köylerinde, buğulu pirinç tarlalarında, 450 yıllık yağmur ormanlarında aramak gerekiyor. Gerçi o konuya da el atılmış, ormana dağa taşa mı bakacaksınız, buyurun mega uzay teleferiğine. 1700 metrelik nefes kesici teleferik yolculuğu sizi deniz seviyesinden 708 metre yukarıya bir dağın tepesine çıkarıyor. Burada iki tepe arasında bir de "skybridge" denen gökyüzü köprüsü mevcut. Ancak doğanın keşfedilmesinden ziyade bilet kesilip fethedilmesine dayanan bu zihniyet de insana çok sıcak bir duygu vermiyor.

spacer
 
1  2  
 
spacer
1   2   3   4   5  
6   7   8   9   10  
11   12   13   14  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital