| |
|
 |
Cumhurbaşkanlığı seçimi
Tarihi günler, fotoğraflar, 27 Nisan "muhtırası" ve Çağlayan mitingi…
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 27 Nisan günü saat 15.00'de başlayan oturumunda, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk tur oylaması başlamadan önce seçime tek aday olarak katılan Abdullah Gül de, Gül'ü aday gösteren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da keyifliydi.
Cumhurbaşkanlığı ilk tur oylamasına üç saat kala, Başbakan Erdoğan bir basın toplantısı düzenleyerek Atatürk'ün Milli Mücadele'nin en zor şartlarında bile TBMM'nin demokratik bir zemin olarak işletilmesine büyük özen gösterdiğini hatırlattı. "Türkiye'yi o siyasi felç dönemlerine sürükleme gayreti içinde olanların oyununa gelmeyelim. Bunlara karşı demokratik bir duruş sergileyelim. Sizi, milletimize ve vicdanlarınızın sesine kulak vermeye çağırıyorum" dedi. Erken seçime "evet" sinyali verdi. Sanki Erdoğan, AKP'nin Vecdi Gönül dışındaki birini aday göstermesinin askerde yarattığı rahatsızlığın farkındaydı
Meclis'teki bu tarihi günde CHP sıraları boştu. Oturumun başında CHP'nin yoklama talebi reddedildi. Oylamanın başlayacağı dakikalarda, oturumun başında Başkanlık Divanı'ndaki yerini almayan CHP'li Ahmet Küçük salona girdi. Yaşanan arbede sırasında başka CHP'liler de salona girmek zorunda kalınca, itiraz için Genel Kurul'da bulunan CHP milletvekili Kemal Anadol'la birlikte toplam 7 CHP'linin oturumda yer aldığı tutanağa geçirildi ve AKP'liler, tutanağı gerekçe göstererek salonda 368 kişi olduğunu iddia etti. Bunun üzerine CHP, Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu ve seçim, tarihinde ilk kez mahkemelik oldu.
361 milletvekilinin katıldığı oylamada Abdullah Gül 357 oy alabildi. Oylamada ANAP iki fire verirken, DYP lideri Mehmet Ağar'ın oylamaya katılmama kararını açıklamasına rağmen, DYP'nin iki milletvekili; Ümmet Kandoğan ve Mehmet Eraslan Genel Kurul salonundaydı.
27 Nisan gecesi, saat 23:00'ten sonra Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde çok sert bir açıklama yer aldı. Muhtıra niteliği taşıyan metindeki son iki cümle çok dikkat çekiciydi: "Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, 'Ne mutlu Türküm diyene!' anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir."
Hükümet kanadındaki ilk şokun ardından, bakanlar ve kurmayları atacakları adımı düşünmek üzere biraraya geldi. O sırada Başbakan sürpriz biçimde MİT Başkanı Emre Taner ile görüştü, ardından Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile bir telefon görüşmesi yaptı. Ve Hükümet'in merakla beklenen ve bildirinin muhatabı olduğunu ifade eden açıklaması geldi. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in "Bu açıklama hükümete karşı bir tutum olarak algılanmıştır. Başbakanlık'a bağlı bir kurum olan Genelkurmay'ın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde beklenemez" ifadesi de Hükümet'in geri adım atmadığı şeklinde yorumlandı. AKP, Abdullah Gül'ün adaylık sürecinin aynen devam edeceğini belirtti.
Siyaset adeta tıkanmışken, İstanbul'da yüz binler insan Çağlayan Meydanı'nda bir araya geldi. 14 Nisan'da Tandoğan'daki mitinge oranla katılımın daha yüksek olduğu gözlenen Çağlayan'da bir festival havası vardı, yüz binlerin "Ne şeriat istiyoruz ne darbe!" çağrısı dikkate değerdi. Tandoğan'daki mitingin aksine, tüm televizyon kanalları görev başındaydı.
Türkiye'nin kaderini belirleyen kadınlar! Çağlayan'daki mitingde kadınlar hep ön plandaydı. Cumhurbaşkanlığı seçimini çıkmaza sokan konulardan biri, muhtemel cumhurbaşkanı eşinin türbanlı olmasıydı! Tüm ülkenin, içinde bulunulan durumdan çıkması için kulak kesildiği kişi yine bir kadındı: Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu!
|
 |
|