![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Eleştiriler Magazincilerden Geliyor, "yapmadığı Bir Tiyatro Kalmıştı" Deniyor Ama Deniz Akkaya Tiyatro Şenay'da Yoluna Devam Ediyor… Deniz Akkaya "tiyatroya Saygı Duyan Bir İnsanım!"
Deniz Akkaya, geçen hafta 'Sadece Arkadaşız' adlı oyunla ilk kez tiyatro sahnesine çıktı. Hâl böyle olunca biz de oyun provası öncesi Tiyatro Şenay'ın Ali Poyrazoğlu'ndan emanet aldığı sahnenin fuayesinde randevu kesip Deniz Akkaya ve sahne arkadaşlarıyla 'nedir bu işin sırrı' kabilinden bir söyleşi yaptık. Ali Poyrazoğlu'nun öğrencilerinden Onur Şenay, kendi tiyatrosu "Tiyatro Şenay"ı kurup geçen yıl uzun zamandır yapmak istediği bir oyun projesini hayata geçirme kararı alır. Tiyatro ve televizyon oyuncusu Levent Can'a projeden bahseder ve yola iki arkadaş olarak devam ederler. Ellerindeki proje iki kadınlı iki erkekli bir proje olduğundan anlaşıldığı üzere iki tane "dişli" kadın oyuncu gerekmektedir. Bulunur ve fakat oyun Şenay'ın kafasında beklenen etkiyi yaratmaz. Onur Şenay ve Levent Can'ın kafasında "Neden başka bir oyun denemiyoruz" soruları dolaşırken hem yeni oyun ortaya çıkar hem de haberimizin esas kadınıyla, yani Deniz Akkaya ile tanışırlar. Deniz Akkaya "Ben de varım" deyince "Sadece Arkadaşız" oyunu ete kemiğe bürünür. Bu maceranın girizgâhını projenin mimarı ve oyunun yazarı Onur Şenay'dan dinliyoruz: "Hepimiz bir şekilde birbirimizi tanıyorduk ama sahne üzerinde birbirimizi bilmiyorduk. Oyuncu arkadaşımız Murat Şenol ve yönetmenimiz Özdemir Çiftçioğlu da kadroya dahil olduktan sonra elimize senaryoları alıp okuduk, canavar gibiydi. En azından çok gerilimli değildi." Şenay, Deniz Akkaya "mevzuya dünden hazır olduğu için" ona sadece yardımcı olduklarını söylüyor. "Deniz iyi bir öğrenci ve sahnede korktuğum hiçbir şey olmadı. Oynarken rol arkadaşına güvenmek çok önemlidir. Ben rol arkadaşıma güveniyorum, kafam rahat çıkıyorum sahneye." Şenay sözünü bitirir bitirmez lafı Akkaya alıyor: "Onur, biraz fazla rahat da ondan; hayatta en sevdiği cümle 'Hallederiz'. Ben de sorun çıkaran biriyim. Ama gerçekten her şeyi hallettik. Her geçen gün daha iyi oluyor. Ayakta alkışladılar, çok güldüler. Her gelen seyircinin aynı olmayacağını düşünüyorum, benim de karşıma elbet nemrut seyirciler çıkacak. Nasıl bir şey olduğunu yaşayıp göreceğiz." Peki, Deniz Akkaya neden tiyatroda karar kıldı? Ben her şeyi yaparım özgüveni mi? "Küçük yaştan beri annemin saç fırçasıyla ayna karşısında şarkı söylerdim" hattındaki cevabı hemen alıyoruz: "Ben iyi bir tiyatro izleyicisiyim ama her iyi izleyici bir gün mutlaka iyi bir tiyatro oyuncusu olacak diye bir kaide yok. Bunlar aslında annemden babamdan kalan alışkanlıklar. Ben edebiyat mezunuyum. Ama her yaptığım işte olduğu gibi tiyatro yapmama gelen eleştiriler de modelliğimle ilgili. Belli kalıplar var ve o kalıpların dışına çıkmaya, kabuğunuzu kırmaya çalıştığınız zaman çok ses yükseliyor. Size biçilmiş bir elbise var, onu siz kendinize uygun görmediğiniz zaman hayatınızda bir uğultu başlıyor. Ama güzel olan o kabuğu kırabilmek ondan sonrası zaten çok ferah..." "Bundan sonrası Deniz'e kalmış" Peki, tiyatro oyunculuğu Akkaya'nın daha önce 'üstesinden geldiği' işlere benziyor mu acaba? Onun da cevabı hazır: "Tiyatro, dizi ya da sinema oyunculuğuna benzemiyor. Sinema oyunculuğu çok daha pırıltılı ve geri dönüşümü çok hızlı. Bir filmle Türkiye'nin en büyük yıldızı, televizyonun en iyi doktoru ya da katili olabilirsiniz. Ama tiyatro seyircisinin yaptığı şey çok daha kutsal. Çünkü evde televizyon dizisine bakmak gibi değil bu. İlk önce takip ediyorsunuz, hangi günlerde oyun varSonra bilet alıyorsunuz. İşinizden gücünüzden çıkıyorsunuz vasıtaya binip tiyatroya gidiyorsunuz; bir de oturup perdeyi bekliyorsunuz. Oyunun kötü çıkma ihtimali de var. Ben bu teklifi Onur'dan aldığımda aklımda böyle bir şey yoktu. Çünkü tiyatroya saygı duyan bir insanım, tiyatro seyrederek büyüdüm. O yüzden ne kadar sevsem de cahil cesaretiyle atlamanın doğru olmadığını söyledim. Onur da bana 'İlk önce okuma provalarına katıl. Olmazsa, yollarımızı okuma provalarında ayırırız' dedi. Belli sınavlardan sonra sahnenin üzerine çıktım. Oyuncu arkadaşlarım ve Ali Poyrazoğlu'nun birlikte verdikleri kararla bu tiyatroya kabul edildim. Yani 'Ben geldim merhaba tiyatrocu olacağım' diye bir şey değildi." "Denemek isteyene itiraz edilmez" özlü sözü aklımızdan geçerken yönetmen Özdemir Çiftçioğlu söze giriyor: "Bütün sanatların temelinde ritim duygusu yatıyor. Bu ritmi duyarak büyüyen her insanın hayatta sanatsal şansını denemek hakkı vardır. Yapar ya da yapamaz ama hakkı vardır. Sonuçta bu bir deneme, bundan sonrası Deniz'e kalmış. Renk olarak anılarını yazacağı bir çalışma şeklinde de kalabilir veya 'tiyatroyu yaşam biçimi haline getireceğim' deyip bu serüvene de başlayabilir. Mesela bir yıl birlikte çalıştığımız Şebnem Özinal da şimdi saygın bir tiyatroda saygın bir oyuncu olarak hayatını sürdürüyor." Deniz Akkaya'nın ekibe dahil olması sadece tiyatrodakilerin değil Akkaya'nın da yaşamında bazı önemli değişikliklere vesile olmuş. Anlattığına bakılırsa iyi de olmuş"30 yaşındayım ve geçen hafta piyano dersi almaya başladım. Müzikalde de oynamak ve iyi şarkı söylemek istiyorum. Bu açgözlülük ile ilgili değil. Eğer böyle bir şansım varsa ve becerebileceksem, bunu da yapmak istiyorum. Ama bir arkadaşım bana 'Otuzundan sonra piyano mu öğrenilirmiş' dedi. Benim 55 yaşında uda başlayıp 70 yaşında ödül alan bir büyüğüm var. O yüzden bu kapıyı açtığımda gördüğüm şey oradan gelen ışık. Beni o kadar mutlu etti ki şimdi kendimi yetersiz hissediyorum; bu yüzden de boşlukları doldurmak istiyorum. Bazen oyuncuların bunu aksattığını düşündüğümü söyledim ve bunun ne kadar gerekli olduğunu sahneye çıktıktan sonra fark ettim. Donanımınız daha iyi olursa, mesela sesinizi daha iyi kullanmayı öğrendiğinizde özgüveniniz artıyor. Kendimi iyi ve huzurlu hissediyorum."
|
||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|