AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Aktörler Ve Yanaşmalar



Aktörler Ve Yanaşmalar

Esra Elmas'ın Ferhat Kentel'le yaptığı röportajın ürünü olan "Ehlileşmemek, Düzleşmemek, Direnmek"te Kentel, Türkiye'den başlayarak moderniteyi, ulus-devleti, onun geçirdiği dönüşümleri, devletin ve ulusun birbirleriyle verdikleri karşılıklı imtihanları değerlendiriyor.

Hayy Kitap'ın "Söyleyecek Sözü Kalanlar" serisinden bir dizi röportaj / kitap yayımlanmaya başladı. Bunlardan biri de Esra Elmas'ın Ferhat Kentel'le yaptığı sistemli bir röportajın ürünü olan "Ehlileşmemek, Düzleşmemek, Direnmek". Ferhat Kentel, Esra Elmas'ın sorularıyla yönlendirdiği analizlerinde Türkiye'den başlayarak, moderniteyi, ulus-devleti, onun geçirdiği dönüşümleri, devletin ve ulusun birbirleriyle verdikleri karşılıklı imtihanları değerlendiriyor. Kitapta yalnızca Türkiye değil özellikle Avrupa'ya ilişkin çok önemli tespitler bulunmasına karşılık, benim en çok dikkatimi çeken, genelde devlet özelde ise "Türkiye Cumhuriyeti Devleti"ne ilişkin bir dizi saptama.
Kentel, modernitenin yarattığı devletin çaktırmamaya çalışsa da ceberrut, tektipleştirici, dolayısıyla faşizme kolayca teslim olabilecek bir aktör olduğunu söylüyor ve bu aktörün nasıl olup da bu denli merkezi bir rol üstlendiğine ilişkin bir tarih okuması yapıyor.
Ne var ki, devleti bütünlüklü ve tutarlı bir aktör gibi tanımlayan / konumlayan algı, bu aktörle özdeşlik kur(a)mayanları siyasetin dışına atma / itme tehlikesi barındırıyor, ki sanırım Kentel'in "devlet" kelimesiyle adlandırdığı aktörün niyeti de bu. Dolayısıyla, niyeti söz konusu aktörün ya da az sayıdaki bazı aktörlerin iddialarını desteklemek olmasa ve son derece muhalif bir yerden, bu aktörlerin tam karşısında bir noktadan konuşsa da, onların hüsn-ü zanlarını desteklemiş oluyor Kentel. Oysa devleti bir aktör değil de "mücadele alanı" olarak tanımlamak, dışarıda bırakılanlara nefes alacak bir alan açmayı, bir başka deyişle Soğuk Savaş yıllarından bu yana önce ihtiyarlayıp sonra emekliye ayrılan gerçek ve geniş anlamda siyaseti yeniden aramızda görmeyi sağlayabilir.
Aslında Kentel'in "devlet" dediği aktörlerin o kadar da kendilerinin farkında oyuncular olmadığı ortada. Türkiye'deki örneğini ele aldığımızda sahnede gördüğümüz aşırı dozda iktidarın yarattığı sarhoşluk yüzünden sık sık rolünü unutan, suflörsüz diyalog geliştirmekte zorlanan, üç modern, bir post-modern ve bir dijital darbeyle şu kısacık ömrüne beş büyük sakarlık sığdırmış bir aktör. Bu darbelerin gerçekleşmiş olmaları bile devletin bir aktör olmadığını ortaya koyuyor. Çünkü kendi ayağını kurşunlayan bir aktör olsa olsa bir komedi filminde oynayabilir. Oysa bizim sahnemizde darbeleri yapan ordudur, devlet içindeki muktedir bir karakter / aktör ordu ve sahneye müdahale etme çabası da gösteriyor ki, rolünün çalınmasından korkuyor.
İster bir mücadele alanı ister bir aktör olsun devlet fikrinin kendisiyle hayli problemli olsam da, devletin bütünlüklü ve güya becerikli bir karakter oyuncusu olarak karşımda sürekli maharetlerini sergilemesindense, onu bir tür sahne olarak görmeyi tercih ediyorum. Çünkü sahne korkumu yenmek, bu kötücül karakter oyuncusundan duyduğum korkuyu yenmekten daha kolay. Öte yandan devleti bir aktör olarak konumlamak, ordu da dahil olmak üzere kimi kesimlerin "devlet biziz" şeklinde ifade ettikleri iddiaları doğrulamak anlamına geliyor, bu da geriye kalan bizleri birer seyirciye dönüştürüyor. Peki neden bu kötü oyunu izlemeye devam edelim ki? Bizi sahneye müdahale etmekten alıkoyan ne? Bu adamların silahlarından mı korkuyoruz, yoksa lutfedilip dağıtılmış figüranlık kadrolarımızdan olmaktan mı? Peki sahneye çıkıp rol çalmamıza yarayacak araçlar geliştiremez miyiz? Hatta halihazırdaki aktörlerin soyunma odalarında bulabileceğimiz kimi araçları kendilerine karşı kullanamaz mıyız?
Kentel işte bu noktada çok önemli ipuçları veriyor. Öncelikle sahneyi devasa varlıklarıyla işgal eden oyunculara zaten çok zayıf olan ezberlerini bozdurmamız gerekiyor. Bu da örneğin suflörün yerini almak ya da perdenin önüne kendimizi usturuplu bir şekilde atmakla olabilir, yani siyasetle. Biriktirilmiş bazı soruları sorarak başlayabiliriz işe. Kentel'in işaret ettiği önemli bir miktar sorgulama alanı adaletin temeli olduğu söylenen mülke ilişkin ve "Türk milliyetçiliğinin etik zaafiyetleri"ni ortaya çıkarmaya yarayacak türdenler: "Türkiye'de mülk sahipliğinin nasıl oluştuğu çok karanlık." Bu karanlığı aydınlatmak için ilk bakılması gereken yerler ise "1936 Beyannamesi gerekçe gösterilerek el konulan vakıf malları" ve tabii "tapu kadastro arşivleri". Aslına bakarsanız, bu sorunlar yalnızca bizim sahnedekileri bağlamıyor. Zaten bu yüzden dünya yeni ve büyük bir pazarlığa hazırlanıyor, Filistin'de 1940'larda başlayan türden bir pazarlığın Irak'ta da yapılıyor olması hiç şaşırtıcı değil. Aynı pazarlığın burayı kapsamayacağı ise bir başka hüsn-ü zan.
Kentel'in kullandığı çok güzel bir metafor var devlet ve ulusla ilgili olarak. O da devletin, "ulus" olarak kabul ettiği bizlere bir ev inşa etmiş olması. Ne var ki haklı olarak Kentel, bu evin eğreti olduğu tespitinde de bulunuyor. Eğretiliğin nedeni ise kullanılan malzemenin niteliği. Şu halde devlet sahnesinde boy gösteren aktörlere soracağımız soruların bir kısmı da bu evin yapılma gerekçesi ve malzemeye ilişkin olmalı. Ve bunun için önümüzde yepyeni bir fırsat var. Dört bir koldan girişilen kentsel dönüşüm projelerinin bir sonucu olarak, 1980'lerden bu yana bir neo-liberal restorasyonun inşaat gürültüleri nedeniyle zaten rahatsız olduğumuz bu evin odalarından teker teker kovulmaktayız. Tam da bu aşamada hem sahnedeki karakter oyuncularına hem de kendimize şu soruları sormamız gerekiyor: Sahi bizim bu evde ne işimiz vardı? Evin oğulları / kızları mıydık; hizmetçileri mi? Öz müydük, evlatlık mı? Belki de yanaşmayızdır. Şu halde hizmetçiysek ve işten çıkartılıyorsak tazminat, evlatsak miras, evlatlıksak sahici ebeveynlerimizin kim olduğunu öğrenmek hakkımız. Bu hakları talep etmeyeceksek hepimiz yanaşmayız. Öyle idiysek neden teba olmaktan vazgeçtik ki?

1   2  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital