| |
|
 |
Haftanın Portresi
Tanrı kurşunkalemle yazmıştır kişiyi
Mutsuz bir ifadeyle "Bugün insanların aldanmaları, başkaları tarafından aldatılmaları çok kolay" diyor Fazıl Hüsnü Dağlarca. 94 yaşında ve artık gazetecilerle konuşmaktan, anlattıklarının sayfalara yanlış yansımasından, onu yazmaktan alıkoyan işlerle uğraşmaktan bıkmış. Sadece yazıyor…
Türk edebiyatının kimine göre en kişisel, kimine göre en iyi şiirlerinden bazılarını yazmış yorgun ve ihtiyar adamın son kitabı 'Orda Karanlık Olurum' kısa süre önce Yapı Kredi Yayıncılık'tan çıktı. Yapı Kredi, şairin bütün önemli yapıtlarını basacak. Neredeyse her sene bir kitap yayımlayan Dağlarca, ziyaretimiz sırasında 1914 doğumlu olmanın verdiği görmüş geçirmişlikle şiirinden yeni Amerikan politikalarına kadar pek çok konuya heyecanla değiniyor. Fakat onunla konuşmak, dünyasına girmek kolay değil. Dağlarca bir yandan sizi kendisine çekerken, bir yandan bütün gücüyle itiyor. O, tam bir sır yaratma ustası. İşte sırlarla dolu bir cümlesi: "Bir yazar, kim bilir hangi çağrılarla, içten gelen hangi çağırmalarla yazısını yazmıştır, bilemeyiz. Aslında tarihteki büyük yazarlar, biraz da onları bir doktor gibi inceleyen yorumcular tarafından yaratılmıştır..." Şiirsel ama soyut mu geldi? Bu aslında 80 yıllık yazarlık kariyerinde yarattığı "Dağlarca dili"nin sesi. Bu ses 1946'da Halk Partisi, 2005'teyse Vehbi Koç Vakfı tarafından ödüllendirildi. İlki bir şiir yarışmasıydı ve Dağlarca, Cahit Sıtkı Tarancı'nın ardından ikincilik ödülünü almıştı. Koç Vakfı'nın 100 bin dolarlık ödülü ise Türkiye'de bir edebiyatçıya verilen en büyük maddi ödüldü. Devlet tarafından ödüllendirilmekle büyük bir vakfın ödülünü almak arasında önem farkı gözetip gözetmediği sorulduğunda bugüne dek 200 ödül kazandığını söylüyor. Ödülün anlamla birleştiğini, insana yürüyüş yolunda bir pusula gibi, bulunduğu yeri gösterdiğini söylüyor: "Her birinin yeri başka, ama değeri eşittir." Odanın dört bir yanında bu ödüllerin dışında Dağlarca'nın çerçeve içindeki fotoğrafları, ondan bahseden dergi kapakları var. Bir başka köşede, altın çerçeveli "Mustafa Kemal'in Kağnısı" şiiri durmakta. Bu oda, şairliği ve hayatının bir minyatürü gibi. Kadıköy'de, Fazıl Hüsnü Dağlarca Sokağı'nda yaşıyor. Her sabah, yıllar boyu sabırla kurduğu dünyasını ona hatırlatan eşyalar arasında uyanıyor. Haftanın farklı günlerinde çalışan bakıcıları yemek getirip rahat etmesini sağlıyor. Dağlarca da, pek çok meslektaşı tarafından yaşayan en büyük Türk şairi olarak görülmenin şanıyla bu odada hayatını sürdürüyor. Neredeyse 60 kitabı yayımlanmış, adı edebiyat derslerinde, antolojilerde hiç değişmeyen bir yer kazanmış durumda. Onu neden sevmeliyiz? Bu soruya cevap veren bir kitap da, okurlar arasında ortak bir anlayış da oluşmuş değil. Fakat Dağlarca'yı Nâzım Hikmet ya da Can Yücel'den ayıran şey, siyaset, aşk ve dünyevi maceralardan çok onun kelimelere, soyut imgelere olan ilgisi. Son kitabındaki "Tanrı / kurşunkalemle yazmıştır kişiyi / İnanç / Onu silinmez kılar" dizelerinde kendine has sesi hemen hissediliyor. Dağlarca, son dönemlerin politik gelişmelerinden rahatsız. Amerika'nın büyük birikimini yanlış kullandığı görüşünde: "Barışçı bir tutumları olsaydı, son 50 yıl, son 10 yıl hiç böyle olmazdı" diye mırıldanıyor. Gençliğinde ABD fikrinin güzelliğine inanmış, fakat sonraları, özellikle de orduda görev yaparken büyük bir hayal kırıklığı yaşamış. "Ellerini hemen doğumuzdaki ülkelerin üzerine koydular ve her gün 60 kişi bu yüzden orada ölmekte" diyerek hafifçe öne doğru eğiliyor. Gri hırkasına büyük bir nazar boncuğu iliştirilmiş. Yüzündeki ifade, 94 yıllık hayatının hatıralarında ve düşüncelerinde dolanan şimdiki aklının, iyi çalışmakla birlikte, arada yorgun düştüğünü de gösteriyor. Gözlerini kapatıp bir süre hareketsiz duruyor. Onun dünyasını en iyi özetleyen, 60'lı yıllar boyunca işletip 1970 yılında kapattığı Kitap Kitabevi. Aksaray'daki kitapçısının vitrinine Dağlarca yeni yazdığı şiirlerini hiç bekletmeden asar, okuyucularının karşısına bu şekilde çıkardı. Bu kitapçının bir "şans" olduğunu, her zaman böyle şeyler yapılmasını istediğini söylüyor. Vitrinindeki şiirleri sevdiğiniz bu dükkânın, Dağlarca'nın dünyasının içine girdiğinizde karşınızda kendini hemen satmak isteyen birini değil, mesafeli ve soğuk bir adam buluyorsunuz. Dağlarca'yı anlamak için, öncelikle bu muammayı çözmek gerekiyor. Dağlarca yazdığı şiirleri vitrine yapıştırarak yıllardır bekliyor. Bu dükkâna girip girmemek ise okuyucuya kalmış.
|
 |
|