| |
|
 |
Halıdan Sahil Sesi
Nekropsi'nin davulcusu Cevdet Erek, "SSS: Sahil Sahnesi Sesi" adını verdiği kitabında ıssız bir adada asla ihtiyaç duymayacağımız bir sesi kendi ellerimizle nasıl yaratacağımız konusunda kılavuzluk ediyor bize. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere dersimiz; sahil sesi çıkarmak.
Issız bir adaya düşme ihtimaline karşı yanınızda en son bulunduracağınız şeyin bir halı olduğundan eminim. Aslında düştüğünüz ıssız yer sahiden bir ada ise, halıya ihtiyaç duymayacaksınız. Çünkü etrafınız zaten bir sahille çevrelenmiş, hatta eğer ruh haliniz başka türlüsüne izin vermiyorsa kuşatılmış olacak. Cevdet Erek - Nekropsi'nin davulcusu dersem aşina olanların sayısı ani bir yükseliş gösterecektir- SSS: Sahil Sahnesi Sesi (Bent Türkiye'den Sanatçı Kitapları Dizisi 004) adını verdiği kitabında ıssız bir adada asla ihtiyaç duymayacağımız bir sesi kendi ellerimizle nasıl yaratacağımız konusunda kılavuzluk ediyor bize. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere dersimiz - zira kitap yalnızca dili değil, tasarımıyla da bir ders kitabını ya da kullanım kılavuzunu andırıyor- sahil sesi çıkarmak. Fakat bu sesi, su ve onun çeşitli şiddet ölçülerinde çarpacağı bir kara parçası yardımıyla değil, bir halı parçası -ya da halı- ve ellerimizle yapacağız. Ancak ihtiyacımız olan tek şey halı ve ellerimiz değil. Çeşitli durumlar için çeşitli reçeteler var. Aslında ilk bakışta ihtiyaç duyulanlar sadece halı ve eller gibi görünüyor. Ama bu deneyime hazırlıklı bir zihin ve yeteri kadar konsantrasyon da gerekiyor sahil sesini halıdan çıkartabilmek için. Henüz bitmedi, bellekte bir miktar sahil sesi (ister gerçek bir sahil, ister bir film sahnesinden kaçınılmaz olarak kendisiyle bir miktar oynanmış olsun) bulunmadan bu deneyimi gerçekleştirmek mümkün değil. Eğer her şey hazırsa başlayabilirsiniz, kitapta anlatılan ısınma talimatlarını yerine getirdikten sonra elbette: "...ellerinizi halının üstüne koyunuz ve bir süre bekleyiniz. Bu vesileyle icracı ve varsa izleyicinin gündelik durumdan, SSS'in havaya karışmaya başladığı duruma geçmesi için gereken tarafsız an veya tampon bölge oluşturulur, sessizlik sağlanır ve çıkacak ilk sesin etkisi arttırılır. Taklidi yapılacak an ve mekânı içeren bir veya birden fazla anıya geri dönülür. Ellerin ilk hareketiyle deniz sahneye çıkmaya başlar." Kendiniz için gerçekleştirdiğiniz bu deneyimi başkalarıyla paylaşmak istediğinizde neler yapmanız gerektiğini de bu kılavuzda bulabilirsiniz. İşin içerisine kalabalık bir gruba sunum yapmak ya da kayıt girdiği zamanlarda ne yapabileceğiniz konusunda da fikir veriyor Cevdet Erek. Ama elbette bu deneyim yeniden ve yeniden şekillendirilmeye, kılıktan kılığa sokulmaya ve çoğaltılmaya açık, öyle olmasaydı niye yazılacaktı ki... Cevdet Erek, Bant Dergisi'nden Doruk Yurdesin'le yaptığı söyleşide bu kitabı yazmasının sebebinin "Ben yaptım" demek değil, "tecrübeyi anonim hale getirip ortak kullanıma açmak" olduğunu söylüyor. Bu yüzden de aslında bir kullanım kılavuzu olmasına rağmen pek çok boşluk var Sahil Sesi Sahnesi'nde. Çünkü ses taklidi nesnelerin birbirinin yerine geçmesine, bununla birlikte taklit edenin taklit edilenin yerine geçmesine dayanıyor. E bunun için de irade gerekiyor. Söz konusu boşluklar okuyanın ve halıdan sahil sesi çıkarmak isteyen başkalarının, kendi hafıza, yaratıcılık ve elbette gereksinimleriyle genişletebilecekleri alanlar. Peki Cevdet Erek böyle bir kitabı niye yazdı? Aynı söyleşide, kitabın satır aralarında böylesi bir nedeni arayan Yurdesin'e şöyle cevap veriyor Erek: "Alt metin vs. yok tabii ama halı ve SSS vesilesiyle bir sürü şeyden bahsetmeye, bunları modelleştirmeye çalışıyorum. Yani çevreyi algılamak, çevreyi taklit etmek, icra, motivasyon, mekânlara göre esneklik, disiplin / serbestlik gibi şeyler için sadece bir örneğe dönüşmeye başlıyor halı ve SSS... En önemlisi de, bunların tümünün nasıl ifade edilebileceğiyle ilgili bir biçim oluşturmaya çalışmak kitapta." Benim anlayabildiğim ise özellikle de kullandığı dille Cevdet Erek, bir deneyimi güzellemek (ya da tersini yapmaktansa) deneyimin kendisini anlatmaya çalışıyor. Bunu yapmak için yalnızca deneyimle değil, deneyimleyenle de mesafelenmek gerekiyor. Kitabın bir kullanım kılavuzu olmasını sağlayan şey bu mesafe, hakkında konuşulması değil hayata geçirilmesi gereken ise deneyimin kendisi... Anlatının sembollerden tamamen değilse bile olabildiğince arınması deneyimle okuru başbaşa bırakıyor. Şu halde geriye bir tek denemek kalıyor.
|
 |
|