AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

"Bir Yerde Okumuştum. Aşkın Hiç Bitmemesi İçin Bir Suç Ortaklığı Durumu Olmalıymış…"

"Bizim suç ortaklığımız…"
TULUHAN TEKELİOĞLU 


Son günlerin en merak edilen kadını o... "Yuva yıkan kadın" da, "Aşk skandalı ünlü olmasına yaradı" da dendi hakkında... Her gün bir haber çıktı… Ama o soruları kısa cümlelerle geçiştirdi, beklenenin aksine kameralardan uzak kalmayı tercih etti. Tamer Karadağlı ile yaşadığı aşk gündemden düşmeyen 34 yaşındaki Deniz Uğur, kalkanlarını ilk kez Yeni Aktüel için indirdi ve her şeyi Tuluhan Tekelioğlu'na anlattı…

Küçücük bir kadın. Ama yüzündeki hüzün kocaman; gülerken bile bakışlarından silinmiyor... Aşık olduğu kocasını gözleri önünde kaybettiğinden beri acısı dinmemiş. Yüzüne vuran, onun bu acıyı yaşama şekli... Medyanın yazdıklarından yaralanmış; artık yalan yanlış haber istemediği için sorularımı içtenlikle cevapladı. Evinde buluştuk. "Bu kadın şöhret peşinde koşuyor" diyenlerin onun evini görmesini çok isterdim. Son derece mütevazı bir dairede yaşıyor. Evin tek lüksü salonda, duvara dayalı aileden kalma siyah piyano; ve bu piyanonun karşı köşesinde duran koşu bandı. Bu koşu bandını da son zamanlarda verdiği kilolar yüzünden kas gücünü kaybetmemek için kullanıyor.
Deniz Uğur'un tek takıntısı ise, oğlu Ege Deniz okuldan gelene kadar elinden düşüremediği sigarası. İki saat süren sohbetimiz sırasında bütün bir paketi bitirdi... Bir Fransız düşünür "İnsanları sürekli yargılarsanız, onları anlamaya vakit bulamazsınız" demiş. Ben de bu röportajı, her türlü önyargıdan uzak, sadece "anlamak" için okumanızı öneririm.

"Hiç sevgilim olmadı, hep eşim oldu"
- Ailenizde, zor zamanlarınızda size omuz veren kimdir?
Babam. İsmail'i kaybettikten hemen sonra çok sert konuştu benimle. "Dört duvar arasına kapanmayacaksın, mesleğini yapacaksın" dedi. Beni zorla sete attılar. Babam sinir ilacıyla katlanabildiğim hayatı yeniden yaşanabilir yapan ilk kişidir. Ailemizin bütün kadınları da son derece cesurdur. Genetik galiba. Duygularıyla hareket eden, güçlü ve cesur kadınlarız, anneannem, annem... İkisi de büyük aşkla evlenmiş. Anneannem İsviçreli, bebek hemşiresi. Dedemle hastanede tanışıyor. Öyle böyle bir aşk değil. Evlenip Türkiye'ye geliyor ve dedemdem beş çocuk doğuruyor. Annem Ankara Devlet Operası'nda balerin. Babam, çok popüler bir opera sanatçısı, genç bir yıldız o sırada. Carmen'de aynı sahneyi paylaşıyorlar. Ve büyük aşk başlıyor. Hâlâ o aşk devam ediyor. Duygularıyla hareket eden kadınlarız hepimiz.
- Aşkın peşinden giden cesur kadınlar... Bu yüzden mi ilk evliliğinizi 19 yaşında yaptınız?
Babam sanatçıydı, modern bir insandı ama söz konusu ben olduğumda son derece muhafazakârdı. İlk sevgilimle evleniverdim. Yaşıtlarım gibi bir flörtüm olmasına izin vermedi. 22 yaşında boşandım. Aşk bitti, evlilik bitti. Hiç sevgilim olmadı, hep eşim oldu. Bu yüzden üniversitede alay konusu olmuştum. Ailemden gördüğüm buydu ama. Kimi insan hayatına aklıyla yön verir; kimi duygularının peşinden gider. Aklıyla hayatına yön veren pek çok insanın mutlu olduğuna inanmıyorum.
- Çok genç bir yaşta, en parlak döneminizde ikinci kez evlenerek çocuk yapmayı tercih ettiniz. Neden?
Çünkü çok aşık oldum. 23 yaşında tanıdım İsmail Hakkı'yı. Aynı dizide sevgili rolü oynamaya başlamıştık. "Yalan Dünya"... Çok acayip bir şeydi. Hâlâ da öyle. İçinizde bir yere yerleşen kuvvetli bir duygu o. Bitmiyor. Çünkü hasar görmeden, lekelenmeden, hırpalanmadan kesildi. Yaşasaydı da, mutlaka devam ediyor olacaktı.
- Onu acı bir şekilde kaybettikten yıllar sonra, bugün aşkı yine aynı şekilde mi yaşıyorsunuz?
Uzun bir süre hiçbir duygu hissetmedim. İlk zamanlar bütün duygularınız uyuşmuş gibi oluyor. Sık sık panik atak geçirdiğim için temel duygum günlük hayatıma devam edecek kuvveti bulmaktı. Yardımcı olması için sakinleştirici kullanıyordum. Eşimin bu şekilde öldürülmesi, ancak bir aksiyon filminde görebileceğim, hayatımda başıma gelmez diye düşündüğüm, yabancı, tuhaf, kötü bir durumdu. Reklam filmindeki mutlu, güzel bir aile gibiydik. Uzaktan baktığımda "Bu kadar mı doğru kast yapılır", diye düşünürdüm. Baba oğul iskelede balık tutarken, hamakta koyun koyuna uyuya kaldıklarında onları hayranlıkla izler, ağlardım. O tabloyu kaybetmekten çok korkuyordum. Aklımın ucundan bile geçmiyordu ama o tablo çok feci bir şekilde bozuldu. Son gece evin önüne yanaşırken İsmail Hakkı'yla şunu konuşmuştuk: Engin Deniz hemen uyuyacak, bahçede başbaşa kahve içecektik. O saatler planlar yaptığımız en tatlı saatlerdi.
- Eşinize verdiğiniz bir söz var mı planlarınıza dair?
On dakika önce konuşmuşsunuz. On dakika sonra sevdiğiniz adam yerde, cansız... İnanmak istemiyorsunuz. Ona yüksek sesle söz verdim. Bütün kararlarımızı uyguluyorum. Oğlum babası varken uyumuştu, uyandığı zaman artık bir babası yoktu. Ertesi gün oğluma hiçbir şey sezdirmemeye çalışarak annemle apar topar İstanbul'a yolladım. Nefes alamıyorum, oturamıyorum, ayakta duramıyorum, ağlayamıyorum... Doktor iğneyle uyutmak istedi. Eğer uyursam uykumda her şeyi unutacağım; sabah yeniden bu durumu öğrenmek istemiyordum. Bunu unutup yeniden yaşamak korkunçtu. İstanbul'a döndük, psikologlar vs. Panik atak, ölme isteği... Bir süre sonra babam çok sert bir konuşma yaptı. Çalışmak zorunda olduğumu hissettirdi. O sırada gelen tekliflerden biriydi 'Yağmur Zamanı'...
- Bir cümleyle anlatmanızı istesem, nasıl biriydi İsmail Hakkı Sunat?
Öyle bir adamdı ki, ona sırtınızı yaslayın ve hiçbir şey düşünmeyin. Sizin işiniz sadece mutlu olmak olsun! Her şeyi o düşünür, yapar, üstüne yük almayı severdi. Sanki süper kahraman. Hep "Bana güven, bana hiçbir şey olmaz" derdi. Çok güvenmiştim. Her zaman yanımda olacaktı. Tek başına olmaya alışmak hiç kolay değil. Uyanıyorum, bilgisayarın başına geçiyorum, yazıyorum, tekrar uyuyorum. Onu kaybettikten aylar sonra bile, günlük hayatımda ne olup bittiyse, bilgisayara oturup İsmail Hakkı'ya anlatıyordum. 100 sayfalık bir dosya olmuş. Her gece mektup yazıyordum. Doktor bu şekilde onu hayatta tutmaya çalıştığımı anlatarak, dosyayı silmemi istedi. Çalışmaya başlamam gerektiğini anlattı.
- Yağmur Zamanı dizisinden önce Tamer Karadağlı'yı tanıyor muydunuz?
Tanışmamıştık. İlk çekim günümdü. Saati geç bir vakte almışlar. Sabahtan itibaren oturup düşünmeye başladım. Hiçbir şey olmamış gibi gidip oyunculuk yapacağım. Bir kere çok ayıp geliyor. İsmail Hakkı'yı aldatmak gibi... Babama kızıyorum, arkadaşlarıma kızıyorum, kabul ettiğim için kendime kızıyorum... Ailem çekimden bir saat önce geldi, apar topar sırtımdan iterek sete soktular. Hep şunu düşünüyordum: Sevdiğin adam intihar edebilir, o da şoktur. Trafik kazasında ölebilir, o da şoktur. Ama öldürülmek! Bir insanın senin canının parçasını öldürebileceğini görmek korkunç. İnsanoğluna o zaman nasıl güvenebilirsin ki? O zaman herkes her şeyi yapabilir. Sette uzun bir süre herkese şüpheyle yaklaştım. Tamer çok üzülüyordu. O da bir skandalın içinden çıkmıştı, psikolojisi normal değildi, kimseye güvenmiyordu. Uzaktan da olsa İsmail Hakkı'yı tanıyordu, benimle çok konuştu. Sette bazen 24 saatten fazla birarada oluyorsunuz. Kendi ailenden çok oradaki insanlarla birliktesin. Tamer'le saatlerce konuşuyorduk. Neler yaşadığımın en yakın tanığıdır. O delirme noktası çok uzakta değilmiş gibi hissediyorsunuz. Çocuğum ve Tamer'in güç vermesi beni o noktadan uzaklaştırdı. İsmail Hakkı'nın öldüğünü gördüğümde, "Allah'ım ben şimdi ne yapacağım? Bu hesapta yoktu. Ne olsa bir çıkış yolu bulurum ama İsmail yok! Sistem çöktü artık" diyordum... O kız o şekilde kalsaydı hayatına tek başına devam edemezdi. Başka biri oldum. İçimdeki başka yönler ortaya çıktı ve hayat da tuttu beni. Daha erkeksi davranıyorum, konuşmam, halim, tavrım değişti. Hayata karşı agresif oldum. Her şey çok acımasız çünkü.

spacer
 
1  2  
 
spacer
1   2   3   4   5  
6  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital