AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Hiçbir zaman hiç kimsenin



Hiçbir zaman hiç kimsenin

Birzamanlar Yayıncılık, bir zamanlar Anadolu'da nasıl yaşandığına ilişkin kitapları Türk okurla buluşturmaya devam ediyor. Bu seriden "Sinasos: Mübadeleden Önce Bir Kapadokya Kasabası" adıyla yayımlanan kitap da topikten, rebetikodan fazla bir şeyler kaybedildiğinin apaçık bir delili...

Tıpkı insanlar gibi toplumlar da yalnızlaştırabiliyor kendini. Ergenlik dönemlerimizde artık tek başımıza yaşayabileceğimize inanmaya başladığımızda, etrafımızdakilere olan tahammülümüz azalıyor sanki. Önce uzaklaştırıyoruz onları çevremizden ve sonra bir gün zamana eklenen yalnız kalma, kendine yetme hırsının günü çölleştirdiğini görebiliyoruz. Sanıyorum artık hayatta olmayan yakınlara bir kez bile "Seni seviyorum" dememiş, ona gerçekten dokunmamış olma pişmanlığını yaşayanlarımızın sayısı gün geçtikçe artıyor.
Geçen yüzyılın başlarında ulus olma niteliği kazandıklarını, yani artık büyüdüklerini hem kendilerine hem dünyaya ispatlamaya kalkışan pek çok toplum bu türden ergenlik krizleri geçirdi. Bunların başında da çağdaşlarından geç ergenleşen Osmanlı toplumları vardı. Herkes daha dün aynı toprak ananın ekmeğinden suyundan beslendiği komşusuna tahammülsüzlük yarışına girmişti sanki. Bu saflaşma/yalnızlaşma hırsının yarattığı sarhoşluk az biraz geçtiğinde, sıkılan ergenlik sivilcelerinin yüzlerimizi çirkinleştiren izleriyle kalakaldık. Derken Ermeni'nin topiği, Rum'un rebetikosu ile nostaljik avunma nöbetleri geçirir olduk.
Birzamanlar Yayıncılık, bir zamanlar Anadolu'da nasıl yaşandığına ilişkin kitapları Türk okurla buluşturmaya devam ediyor. Bu seriden Sinasos: Mübadeleden Önce Bir Kapadokya Kasabası, adıyla yayımlanan kitap da topikten, rebetikodan fazla bir şeyler kaybedildiğinin apaçık bir delili...
Kitabı yayıma hazırlayan Evangelia Balta önsözünde Sinasos'un çok ayrıksı bir örnek olduğunu anlatıyor. Ağırlıklı olarak havyarcılıkla zenginleşen Sinasoslular, Mübadele -Yunanistan'la Türkiye arasındaki insan değiş tokuşu- kararının hemen ardından harekete geçip iki fotoğrafçıyla anlaşarak bir daha dönmemek üzere terk etmek zorunda kaldıkları kasabalarının kayıtlarını düşüyorlar tarihe. Bu, başka örneği olmayan bir göç hikâyesi. Ve bu ayrıksı hikâye sayesinde bugün o değiş tokuşun yaşandığı her iki toplum da acının görsel ifadelerine sahipler... Kitapta, Mübadele'den hemen önce çekilmiş fotoğrafların yanı sıra, Küçük Avrasya Araştırmaları Merkezi'nden ve çeşitli özel koleksiyonlardan edinilmiş fotoğraflar da var... Böylece kitap bu küçük Rum kasabasının izlerini 1950'lerin sonlarına kadar sürme ve Sinasos'un Mustafapaşa haline dönüşmek için ödediği bedele geç de olsa tanıklık etme şansı tanıyor "gezgin/okura".
Evangelia Balta, Susan Sontag'a gönderme yaparak belleğin bireysel bir şey olduğunu "ortak bellek" diye bir şey olamayacağını, olsa olsa "ortak eğitim" diye bir şeyden söz edebileceğimizi söylüyor. Sinasos'un Mustafapaşa haline gelmesi süreci ise ne tür bir ortaklıktan vazgeçildiğini resmediyor. İşte Sinasos'tan bir küçük öykücük, Serafim Rizos anlatıyor: "1921 Ağustos'u... Evimizin önüne bir arabanın gelip durduğunu hatırlıyorum. İçinden, üçü de iyi giyimli, bir beyle feraceli iki hanımın indiğini gördük. Konuklarımız, köyümüzden üç saatlik mesafedeki Avanissos'un kaymakamı, hanımı ve baldızıydılar. Kaymakamın baldızını tedavi etmek üzere Ay Nikola'ya (içinde kutsal su bulunan bir kilise) götürmemiz için gelmişlerdi. Devamlı başı ağrıyormuş, bir sürü doktora görünmüş, çeşit çeşit ilaçlar almış, derdine deva bulamamış. ...karım onları Ay Nikola'ya götürdü... İki kız kardeş, ardı ardına üç gün ayazmada yıkandılar... Akşama doğru semtimizin papazı geliyor, cüppesinin eteğini başlarının üzerine koyarak dualar okuyordu."
Birlikte yaşamanın ötesinde, hiç de kolay olmayan uzun bir süreçte geliştirdikleri işbölümüyle birbirlerini tamamlayan, hatta karşılıklı olarak birbirlerinin yaralarına da deva olabilen insanlardan bahsediyoruz... Tahammülsüzlük ve saflaşma talebi yüzünden kendilerini yalnızlaştıran, kendi ellerinden, ayaklarından, gözlerinden, kulaklarından ve aslında yaşama sevinçlerinden olan, bunu yaparak yalnızca birbirlerine değil kendilerine ve geleceklerine karşı da kusurlu davranan insanlar... Geleceklerini bir türlü içtenlikle anlatamayacakları o yüzden samimiyeti hamasetle ikame edecekleri bir geçmiş üzerine kurmak durumunda kalmış toplumlar...

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 99. sayısında bulabilirsiniz!


1   2  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital