AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Kadıköy, körler ülkesi

Türkiye Körler Federasyonu Başkan Yardımcısı Emin Demirci 657 Sayfalık "Bilgelik Mi, Çaresizlik Mi?" Adlı Kitabında Homeros'tan Âşık Veysel'e Körleri Anlatıyor

Kadıköy, körler ülkesi
EDİP OZAN ÜÇOK 


Türkiye Körler Federasyonu Başkan Yardımcısı Emin Demirci'nin 20 yılını adadığı 657 sayfalık "Bilgelik mi, Çaresizlik mi?" adlı kitabına göre bir zamanlar şair ve filozoflar kendilerini bilerek kör ederlerdi…

Körlüğün tarihi insanlığın tarihi kadar eski. Avlayıcılık ve toplayıcılık döneminde kör bir kişi verimli bir şekilde avlanamıyor, silah kullanamıyor ve hayattan geri kaldığı için de dışlanıyor, hatta öldürülüyordu. Avcılık ve toplayıcılık artık çok geride kaldı. Fakat, körlüğe ilişkin ilkel tutumlarda çok da fazla bir değişiklik olmadı. Körlerin karanlık bir dünyada yaşadığına inanılmaya devam edildi. İşte kendisi de bir görme engelli olan 50 yaşındaki Emin Demirci, 20 yılını verdiği "Homeros'tan Âşık Veysel'e Tarihte ve Toplum Yaşamında Körler, Bilgelik mi Çaresizlik mi?" adlı kitabında tüm körler hakkındaki önyargıları kırmayı amaçlıyor. Kitapta Demokritos, Dühring, Ostrovski, Rodrigo, Borges, Ray Charles gibi körlüklerinin çalışmalarına engel olmadığı birçok yazarın, bilim adamının, müzisyenin de şaşırtan hayat hikâyeleri var. Emin Demirci ile yaptığımız söyleşiye geçmeden önce onu kısaca tanıtalım.
Hayatı başarılarla dolu olan Emin Demirci, 13 yaşından beri ışığı görmüyor. 1970 yılında okumak için yatılı olarak Gaziantep Körler Okulu'na gitmiş. Hem ailesinden uzakta hem de bilmediği bir ortamda büyümüş. Körler alfabesini 10 günde sökmüş. Okul hayatı boyunca hep birinci olmuş. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu. Üniversite sonrası bir yandan çeviri yapmış, bir yandan Körler Federasyonu için var gücüyle çalışmış. "Bilgelik-çaresizlik" ikilemi içinde sunduğu kitabı da, körlüğe dışardan değil içerden bir bakış...
-İlkçağlardaki körlerin ve özürlülerin durumu nasıldı? Onlar hakkında neler biliyoruz?
O yıllarda herkes göçebe yaşıyor zaten. Eski Mısır, Çin, Hindistan ve ilkel toplulukların hepsini inceledim. Gözlemlerim şu: İlkel topluluklar göçebe yaşadığı için sakatlanmamanız lazım. İşe yaramalı, yük olmamalısınız. Zaten kaynaklar sınırlı. Kör kalır veya özürlü duruma düşerseniz sizi öldürüyorlar. Çin, Mısır ve Hindistan'da ise durum bunun tam tersi. Özürlülere her zaman değer veriliyor. Günümüzde bile böyle. Uzakdoğu, Avrupa ve Amerika'dan daha ileride bu konuda. Amerika'da her şey Rönesans ile yani 1700'lü yıllarda başlaşmışken, Japonya'da M.S 950'lerde başlamış, düşünün.
- Eski Yunan edebiyatının ünlü şairi Homeros'un, yaşamışsa, kör olduğunu söylemişsiniz. Ayrıca o dönemlerde yaşamış şair ve filozofların kendilerini bilerek kör ettiklerini yazmışsınız. Bunları neye dayanarak iddia ediyorsunuz?
Homeros, bugün bile zevkle okunan şairlerden. Doğduğu yer tam olarak bilinmiyor olsa da, ipuçları onun daha çok Smirna'da (İzmir'in eski adı) doğduğuna işaret ediyor. Homeros, gerçekten yaşamışsa kesin kör, çünkü onun zamanında yaşamış sanatçılar onu kör olarak sunmuşlar. Bugün Vatikan'da Musa Salonu'nda bulunan M.Ö. 450 yılında yapılmış büstte Homeros'un gözleri yumuk durumunda. Bu da onun belgesi olarak kabul edilir. Şair ve filozofların kendilerini bilerek kör ettiği iddiasına gelince; iyi bir ozan olabilmek için kör olmak gerektiği şeklinde bir inanç vardı Antik Yunan ve Roma'da. Çünkü en verimli eserlerini hep körken çıkarıyorlardı. Körlerin kutsal olduğuna inanılırdı. Demokritos da kendi kendini kör eden düşünürlerden.
- İstanbul şehrinin kuruluş efsanesinden bahsedip Kadıköy'ün de Dünya Körler Birliği'nin merkezi olması gerektiğini yazmışsınız
İstanbul'un ilk dönemlerindeki adı Byzantium'dur. Efsaneye göre, Antik Yunan şehirlerinden Megara'nın yöneticisi Byzas kendi adını taşıyan bir şehir kurmak ister. Karar veremeyince kâhinlere danışır. Onlar da "Körler ülkesinin karşısına kur" der. 20 yıl arar. Birçok yeri dolaşır, sonunda da Kalkedonya'ya yani bugünkü Kadıköy'e gelir. Fenikeliler de M.Ö. 1200 yıllarında 5 bin kadar insanı buraya esir olarak bırakmışlardır. Çoğu ya sakat ya da kördür. Bu yüzden Kalkedonya'nın Körler Ülkesi olduğuna inanılır ve buraya Byzantium'u kurar. Ben de bu efsaneyi devam ettirdim. Çok ilginç şeyler buldum. Bu efsanenin doğru olduğunu düşünüyorum. Kadıköy'ün enteresan bir dokusu var. Kadıköy Postanesi'nin arkasında 50-60 metrelik bir sokak tespit ettim. Adı: "Körler Sokağı". Acaba niye? Ayrıca Kadıköy'de meydanda bir saat durun, bir sürü körün geçtiğini görürsünüz. Hiçbir semtte bu kadar yoğunlaşma yok. Kadıköy'de üç de dernek var körler üzerine. Bu yörenin Körler Ülkesi olmasına yoruyorum bunu. Kampanya yürütülürse Dünya Körler Birliği'nin önem verdiği bir yer, bir merkez olur. Hatta anıt bile diktirebiliriz.
-Körlerin Tanrı vergisi bir müzikal yeteneğe sahip oldukları düşünülür. Bu doğru mu?
Yanlış. Öyle gösteriliyor ve dilenciliğe teşvik ediliyorlar. Göz görmeyince sanki diğer duyu organları güçlenirmiş gibi bir inanç var. Bu görüş, Eski Yunan'dan geliyor. Yapılacak meslek çok yokmuş gibi düşünülüp müziğe gereğinden fazla yükleniliyor. Tüm görmeyenler müziğe yetenekli değil. Tüm meslekleri yapabilir körler. Tarihte bunun örnekleri de mevcut. Ünlü Watergate Skandalı'nı ortaya çıkaran bir kördü ve zabıt kâtibiydi mesela. Beyaz Saray'da o zamanki Amerikan Başkanı Nixon ile Genelkurmay Başkanı'nın konuşmalarını çözerken, bir ara mikrofonu kapattıklarını keşfetti. 18.5 dakikalık bir boşluk olmuş. Acaba o arada ne konuşmuşlar? Olay patlak verdi. Skandal ortaya çıktı. Onu da bu başarısı üzerine Araştırma Komitesi'nin başına getirdiler. Üst düzey görevlerde bulundu. Bunun gibi onlarca örnek var kitapta. Yani sadece müziğe karşı yetenekli değiliz. Her işi yapabiliriz.

spacer
 
1  2  
 
spacer
1   2  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital