![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Trakya'da cinayet Esmahan Aykol, Şüpheli Bir Ölüm'le edebiyat dünyasına adım attığı polisiyeden uzaklaşmadığı gibi, Savrulanlar'la kazandığı deneyimi polisiyede kullanarak kendisini zenginleştirdiğini de ortaya koymuş oldu. Polisiye iyi yazıldığı zaman keyifle okunabilecek bir edebiyat türü. Hatta okuma alışkanlığımı bir miktar Agatha Christie romanlarına borçlu olduğumu da söyleyebilirim. Televizyonda polisiye izlememe izin vermeyen babamın, Agatha Christie okumama hiçbir itirazı yoktu çünkü. Ne de olsa kitap okuyordum. Tek sıkıntım kendime koyduğum, son sayfaya hemen atlamama kuralıydı. Cinayet bilmecesinin çözümüne giden yoldaki heyecanı, yalnızca kitap kötü çevrilmişse ve bir yerlerde mantıksız olduğuna inandığım şeyler varsa, yazar işi gereksiz yere dolandırıyorsa kurban ediyordum merakıma... Esmahan Aykol'un Kati Hirşel adlı kahramanının son macerası olan Şüpheli Bir Ölüm (Merkez Kitaplar) heyecanı meraka kurban etmenizi gerektirmeyecek bir polisiye. Açıkçası, bir polisiyeden beklenebileceklerin ötesine geçen bir roman aynı zamanda. Gerçi, polisiye dendiğinde neden edebiyat anlamında beklentilerimizi düşük tutmamız gerektiğini de anlamıyorum. Çünkü edebiyatın pek çok durumda üstlendiği toplumsal ve politik eleştiriye zemin olmak bakımından hayli geniş olanaklar sunuyor bu tür. Kati Hirşel'in ilk iki macerası Kitapçı Dükkânı 2001'de, Kelepir 2003'te yayımlanmıştı. Bu romanlar Almanca, Fransızca, İspanyolca, Yunanca ve Macarca'ya çevrildi. Aykol, bu iki kitabın ardından Savrulanlar'la çıktı edebiyat okurlarının karşısına. Ancak Savrulanlar bir polisiye değil, Ermeni meselesi etrafında dolaşan ve derininde bir tür sürgün olma duygusunu ince ince işleyen bir romandı. Şüpheli Bir Ölüm'le Esmahan Aykol, edebiyat dünyasına adım attığı polisiyeden uzaklaşmadığını, hatta aslına bakarsanız Savrulanlar'la kazandığı deneyimi polisiyede kullanarak kendisini zenginleştirdiğini de ortaya koymuş oldu. Şüpheli Bir Ölüm'ün baş kahramanı Kati Hirşel, polisiye roman satılan bir dükkân işleten, aynı zamanda gönüllü özel dedektiflik de yapan bir Alman kadın. Bir Türk'e âşık olarak geldiği İstanbul'da kalarak, Almanlar'a özgü dakiklik, disiplinlilik gibi özelliklerine, İstanbul alaşımı bir mizah duygusunu da ekleyerek iyiden iyiye ilginç bir karaktere dönüşmüş. İspanyol arkadaşı Fofo ile birlikte bu defa sosyeteye mensup bir ailenin köylü gelini olan Sani(ye) Ankaralıgil'in şüpheli ölümünü araştırmaya başlıyor. Olay diğer maceralarda da olduğu üzere İstanbul'da ve kısmen Beyoğlu'nda geçiyor. Fofo'nun önerisiyle Kati'nin ilgilenmeye başladığı olayda, Sani Ankaralıgil evinde ölü bulunuyor. Polis durumu şüpheli görerek otopsi yaptırsa da cinayet ihtimali üzerinde pek durulmuyor, çünkü Sani'nin ölümüne neden olabilecek herhangi bir bulguya rastlanmıyor. Asil bir ailenin eşcinsel oğlu Cem'le bir kamuflaj evliliği yapan, eğitimli ve eylemci bir çevreci olan Sani'yi öldürmek isteyebilecekler listesi pek kısa sayılmaz: İlk sıralarda ise bir yandan şantaj yaptığı bir yandan boşanmaya çalıştığı kocası; Sani'nin Trakya'daki çevre faaliyetlerinden rahatsızlık duyan sanayiciler ve bir de yine aynı bölgede yaşayan Balkan göçmenlerinin başlangıçta Kosovalı direnişçi örgüt UÇK'dan esinlenerek kurdukları TÖZ (Trakya Özgürlük Güçleri) adlı "ayrılıkçı" örgüt var. Kati kâh flört ettiği cinayet masası komiseri Batuhan'dan aldığı bilgiler, kâh aklını kullanarak takip ettiği izler ve biraz da şansın yardımıyla bir hayli uğraşsa da cinayeti çözmeyi başarıyor. Kati ve Fofo, bir yandan cinayeti çözmeye çalışırlarken bir yandan da genelde Türkiye'ye, özelde ise İstanbul'a tanıklık ediyorlar. Hikâyeyi kendi ağzından dinlediğimiz Kati, İstiklal Caddesi'nde geçen yıl yaşanan kaldırım fecaatinden, sosyetenin botox'u keşfine, Türk annelerin, özellikle asaletmeabların oğullarının evlenecekleri kız konusundaki müşkülpesentliklerine ve birer kaynana olarak ne denli tehlikeli olabileceklerinden, zenginlerin yanlarında çalışanlara karşı tavırlarına ve onlara "Sanki her an kendilerinden bir şey çalacaklarmış gibi" davranmalarına, Türkiye'deki sivil toplum örgütlerinin işleyişlerine, çevre düşmanı sanayicilere, toplumun çevre sorununa bakış açısına ve hatta medyada işlerin yürütülme biçimlerine uzanan bir dizi olgu etrafındaki gözlemlerini de aktarıyor. Bütün bunların sağlam gözlemler ve iyi bir araştırmaya dayandırılıyor olması ise, Şüpheli Bir Ölüm'ü nitelikli bir polisiye olarak okumaya değer kılıyor. Şüpheli Bir Ölüm'ün, Trakya'da, Ergene Havzası'nda olup bitenlere dikkat çekme biçimi ise ayrıca önem taşıyor kanımca. Sani'nin şüpheli ölümüne eşlik eden bir diğer cinayeti resmediyor Esmahan Aykol. Sani'nin kız kardeşi Naz, ablasını sanayicilerin öldürtmüş olması ihtimalini soran Kati'ye şunları anlatıyor: "Ben kardiyologum, bir onkolog size Trakya'daki durumu çok daha ayrıntılı özetleyebilirdi aslında... Bu bölgedeki ölüm vakalarının yüzde otuzunu kanserden ölenler oluşturuyor. Türkiye ortalamasının üç katı bu. Bölgedeki kanser vakalarının çoğunluğu da mide, akciğer kanseri gibi çevre kirliliğinin neden olduğu kanserler... Trakya'da kontrolsüz gelişen sanayinin, dolayısıyla da sanayicilerin şu ya da bu şekilde her gün, her dakika, her saniye cinayet işlediğini düşünüyorum. 'Ablanı sanayiciler mi öldürdü?' diye soruyorsunuz bana... Yanıt olarak ne söylememi bekliyorsunuz?"
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|