| |
|
 |
Elif Şafak Ve Mercan Dede: İki Sanatçı Aynı Projede!
Aşk" Okuyup ,aşk"la Üflemek…
|
|
|
Gülşen İşeri Fotoğraflar: Güven Polat
|
Biri Neyzen, Biri Edebiyatçı… İki Farklı Disiplin Ama Aynı Felsefeden Yola Çıkarak Yürüyen, Tasavvufu Da Hayatlarına Alan Türkiye'nin İki Önemli İsmi: Neyzen Mercan Dede Ve Edebiyatçı Elif Şafak. Goethe Enstitüsü'nün "Avrupa Edebiyatı Türkiye'de, Türkiye Edebiyatı Avrupa'da" Adlı Projesi Kapsamında Aynı Sahneyi Paylaşmanın Heyecanını Yaşayan Elif Şafak Ve Mercan Dede'yle Biraraya Geldik… Kültür Köprülerinden Türkiye'nin Gündemine, Tasavvuftan Sanata Ve İsrail-Filistin Meselesine Değindik…
Edebiyatçı ve müzisyenin birarada sahnede olması alışık olmadığımız bir durumNasıl yorumluyorsunuz? Elif Şafak: Edebiyat ve müzik benzer duyguları farklı yollarla anlatan sanat dalları. Yola çıkış noktaları ve arayışları çok yakın. Ben farklı disiplinlerden sanatçıların biraraya geldiklerinde oluşturdukları enerjiye, senteze çok inanıyorum. Mercan Dede ile aynı sahneyi paylaşmak ise ayrı bir heyecan benim için. Mercan Dede: İlk bana geldiğinde bu proje daha çok konser boyutundaydı, ben de dedim ki "O zaman biz bunu bir adım daha ileriye götürelim, Elif Şafak'la yapalım." Elif, benim çok eski dostum, arkadaşım. Başından beri saygı duyduğum da bir yazar. Biz zaten bir şey yapmak istiyorduk Elif'le, o sırada Aşk geldi, çok ilginç, bizim de "800" albümü çıktı. Tek bir disiplin içinde olmasın, farklı disiplinleri de birleştirelim dedim l Tabii bu kültürel buluşmayı Mercan Dede içinde de yapmış birisinizBunun temel nedeni de bu diyebiliriz miyiz? M.D: Aynur'u bizim projemize dâhil etmiştik. Özellikle Doğu'daki açılım, Kürt açılımı; bunlar aslında özünde sanatla başladılar. Sanatçıların oraya gitmeleri, gelmeleri, ortak bir şeyler yapmış olmalarıZemin hazırdı. Biz politik bir ülkeyiz biliyorsun, ama konserlerimde farklı sanatçılar sahne aldı ve hiçbir çatışma yaşamadık. Muazzam bir bütünlük içinde biraradaydık. Orada anlıyorsun ki sanatın bütünleştirici bir yanı varBu yanıyla da baktığımda "Kültür Köprüleri" projesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. l Kültürel buluşma, kültürel köprüler kurulması ülkeler arası neyi sağlıyor sizce? Tüm bunların yapılıyor olması belli bir değişimin işareti mi? E.Ş: Eğer toplumlar arasında sahici ve kalıcı köprüler kurmaktan bahsediyorsak, bunun yolu sanattan, edebiyattan ve kültürden geçiyor bence. Siyasetçilerin kullandığı dil ayrı bir dil. Gündelik siyaset ve diplomasi hep "biz" ve "onlar" ayrımı üzerinden hareket ediyor. Sanatçının dili öyle değil. Sanatçının "öteki"si olamaz, olmamalı. Bilhassa hikâye anlatma sanatında bu böyle, çünkü hikâyeler tüm insanlığın ortak malı. Bir insanı tanımak ve anlamak için onun hikâyesini bilmek ve hissetmek gerek. l Biz her ne kadar müzik ve edebiyat aynı sahnede diyor olsak da, felsefe de aynı sahnede. Mercan Dede ve sizin hayat felsefeniz aynı yönde E.Ş: Ortak bir felsefenin etkisi büyük, haklısınız. Dünyaya, kâinata, insana ve aşka benzer bir bakış var. Tasavvuf felsefesine yönelik derin bir ilginin ve sevginin etkisiyle. Aynı zamanda bu zengin felsefi mirası, günümüz dünyasının modern insanıyla buluşturma çabamız da ortak. l Dinler tarihine ve felsefesine çok ilgilisiniz. Ama Türkiye'de yanlış anlaşılan bir durum söz konusu sanıyorumTasavvuf solun lügatinde yok, ama siz yan yana kullanıyorsunuz sol ve tasavvufuNeden? E.Ş.: Sol ve tasavvuf, ya da demokratlık ve tasavvuf pekâlâ yan yana gidebilir. İlla kişinin kendisini "dindar" ya da "dinci" olarak tanımlaması gerekmiyor din felsefesi ile ilgilenmesi için. Ruhaniyet ve maneviyat çok derin katmanlar. Bu katmanları anlamaya hepimizin hem eğilimi hem ihtiyacı var. Bunlar sağ-sol ayrımının çok ötesine geçen boyutlar. Bizim dünyevi tartışmalarımızın çok ötesinde bir boyut bu. l Solun tasavvuf konusundaki ilgisizliği nereden kaynaklanıyor? E.Ş.: Solun tasavvuf konusundaki genel ilgisizliği biraz bilgisizlikten, biraz önyargılardan. Otomatik olarak "inanç" ile ilgili her şeyi "gerici" zanneden bir yaklaşım vardı. Sadece bizde değil tüm dünyada böyle bir mekanik yorum vardı. Ama bu yaklaşımın ötesine geçmek istiyor günümüz insanı. Manevi arayışı küçümsemek mümkün değil. Maneviyat bence hepimizin yüreğimizde taşıdığımız bir kutu. Bazen bunu saklıyor, kapatıyor ya da ısrarla açmıyoruz. Ama o kutu orada duruyor. Açılmayı bekliyor. l Sizce tasavvuf neyi ifade ediyor? Bugünden bakarsak M.D.: Yunus Emre mesela, "İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir" der. Bunu da duyduk ama hiç düşünmedik üzerine. Ben tasavvufun, bütün hayatımıza soracağımız sorular ve cevapların kalbimizde olduğunu gösteren bir işaret olduğunu düşünüyorum. Doğduğumuz andan itibaren bize verilmiş bir perspektif var. Önce o perspektifi kırmamız gerekiyor. Aile, çevre, din, ideolojiMesela Anadolu'ya giderken ayçiçeği tarlalarında korkuluklar olur, üzerlerine ne bulurlarsa giydirirler, onlar gibiyiz. Her bir ben dediğimiz kalıp aslında o kadar az bize ait ki. Sabaha kadar bir müziğin içinde yalnız kalıp, dokunabildiğimiz "ben"dir. Sabah kalktığımızda başka "benlerin" içine giriyoruz. O yüzden tasavvufun, dikkatini hayatının dışındaki şeylerden ziyade, hayatının içine aktarıyor olması, oraya bakmanı gösteriyor olması benim için çok önemli. Bu kendini tanıma sürecinde önemli. Bir başka anlamda da hoşgörü süreci. Çünkü diyor ki, "senin bütün savaşın kendi içinde. "
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 220. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|
 |
|