| |
|
 |
Sevilme hastalığı
Gazeteci-yazar André Gorz birlikte ölümünden bir yıl kadar önce eşi Dorine'e olan duygularını küçük, ama hayli ağır bir kitapla dile getirmişti. Ayrıntı Yayınları'nın geçen günlerde Alev Özgüner çevirisiyle yayımladığı kitap bir aşk mektubundan çok bir itiraf nöbeti gibi.
Avrupa'ya bir vicdanı olduğunu hatırlatan 68 kuşağı hareketinin ilham kaynaklarından biri olarak bilinen gazeteci-yazar AndrGorz ve uzun yıllardır tedavisi olmayan bir hastalığa tüm varoluşuyla katlanmakta olan hayat arkadaşı Dorine, 22 Eylül 2007 günü, birlikte ve eşzamanlı ölmeye karar verdiler. Gorz, ölümünden bir yıl kadar önce Dorine'e olan duygularını küçük, ama hayli ağır bir kitapla dile getirmişti. Ayrıntı Yayınları'nın geçen günlerde Alev Özgüner çevirisiyle yayımladığı kitap bir aşk mektubundan çok bir itiraf nöbeti gibi. Gorz, Dorine'e olan sevgisini yeterince gösterememiş, ifade edememiş, hatta kimi zaman ona haksızlık etmiş olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getiriyor bu kitapta. Tanıştıkları andan itibaren hiçbir koşul altında onu sevmekten vazgeçmeyen Dorine'e, yazdığı ve Jean Paul Sartre'ın "hayata bir davet" olduğunu söylediği La Tra(Hain) adlı kitabında haksızlık etmesinin sonradan keşfettiği nedenlerini anlatıyor. Diyor ki, "İlk defa tutkulu bir biçimde âşık olmak, karşılığında da sevilmek, bu, açıkça fazla bayağı, fazla basit, fazla sıradandı... Ben başarının ve kabul görmenin güzelliğinde değil, başarısızlığın ve yıkılışın güzelliğinde rahat ediyorum." Bir arkadaşım bu duruma "sevilme hastalığı" diyor, biri tarafından sevilmek korkutuyor bizi ve arkamıza bakmadan kaçma isteği duyuyoruz. Ama bu durumun nedenleri de yok değil. Gorz, anlatısının daha erken bir yerinde Dorine'le paylaştıkları hangi deneyimin onları sevgili kıldığını tespit ediyor: "İstediğimiz kadar alabildiğine farklı olalım, doğuştan gelen bir tür yara gibi temel bir ortak yanımızın olduğunu hissediyordum:...güvensizlik deneyimi." Bir başka paragrafta bu deneyimin köklerini de açıklıyor: "İkimiz de eğretilik ve çatışma ürünü çocuklardık. Karşılıklı olarak birbirimizi diğerinden korumak için yaratılmıştık." Dorine'i onun için aynı zamanda hem sevilesi hem de ürkütücü kılan şeyse onda gördüğü bir hal: "Tüm evrenin eğreti olduğu için güçlü olmaya mahkûmdun... Gizli kırılganlığının yanında gücünü hep hissettim." Şimdi iki insan düşünün, adam II. Dünya Savaşı'nı görmüş bir "Avusturyalı Yahudi", kadın annesinden ve üvey babalarından kaynaklanan karmaşadan, bir ömür boyu eğreti(lenerek) yaşayacağı bir hayata taşınarak uzaklaşmayı tercih etmiş. Beslemişler birbirlerini, büyütmüşler, oldurmuşlar... Adam ölümünden bir yıl önce nihayet aşka bir tanım bulabilmiş, aslına bakarsanız hiç de geç olmamış: "Aşk tutkusu, ötekiyle ve yalnız onunla, ruh ve beden olarak yankılaşıma girmenin bir biçimidir." Birlikte bir devrim hayal etmişler, bunun için mücadele etmişler. Bizdeki yaygın kanaatin aksine büyük, dünyayı değiştirmeye ilişkin hayallerle aşk birbirini değillemez, vakit kaybı değildir. Aşkla uyarılmış bir zihinden daha yakın bir şey olamaz devrim yapmaya. Nitekim Gorz ve Dorine, hayalini kurdukları devrimi gerçekleştirmişler birlikte inşa ettikleri dünyada. Başkalarınınkine benzemeyen bir ev düşlemiş ve kurmuşlar. Kitabın arka kapağında da söylendiği üzere "aşk, sevgi kavramlarının içinin boşaltıldığı, çabucak tüketildiği günümüzde" yaptıkları eylemle yeniden dikkatimizi çekmeyi başardılar dünyanın inanılmaya değer tüm dinlerinde evrenin temeli olduğu ifade edilen şeye, yani aşka... Gorz'un itirafnamesi bana Dune Serisi'nin yazarı Frank Herbert'in, serinin son kitabının yine son sayfalarında karısının ölümüne ilişkin yazdıklarını hatırlattı. Bir bilim kurgu fonu üzerine kurgulanan Dune Serisi, iktidar, din ve siyaset üçlüsünü en iyi analiz eden anlatılardan biridir. Okurken, bu sabıkalı üçlüyü böylesine derinden kavrayabilen bir zihnin ne denli soğukkanlı olması gerektiğini düşünüyordum. Son sayfalar tam bir sürprizdi. Aşkın gözü kör etmediğine, aksine hakikatle bağ kurma ihtimalini arttırdığına -çünkü olup biten her şeyi algılama arzumuzu kamçılar- dünyayı kavrama yetimizi derinleştirdiğine inanmamın nedenlerinden biri oldu bu sayfalar. Herbert, 1984 yılında kaybettiği ve neredeyse tüm hayatını paylaştığı karısı Beverly'ye ithaf etmişti seriyi. Onun ölümünden söz ederken hiç de soğukkanlı değildi, ama yaşadığı hüzünde mutluluk verici bir şeyler vardı: "Bev hakkında söyleyebileceğim en iyi şeylerden biri, birlikte geçirdiğimiz bir ömür süresince onun zarif ölüm anı da dahil olmak üzere, unutmaya ihtiyaç duyduğum hiçbir anın olmamasıdır. Bana aşkının nihai hediyesini verdiğinde, benim kendi korkularımı da yatıştıracak şekilde bu huzur dolu geçiş anı hakkında ağlama ve korku olmaksızın konuşmuştu. Ölümden korkmamak gerektiğini göstermekten daha büyük bir hediye ne olabilirdi ki..." Kendi ölümüne karşı cesur kılmıştı karısı onu. Gorz'u, Dorine'in ölümü sonrasında var olmaya devam etme cesaretinden mahrum bırakan şeyse belki de "sevilme hastalığı" yüzünden ona haksızlık ettiğini düşünmesi ve bunu telafi etme çabasından asla vazgeçmemesiydi. Gorz'un bu çok mahrem hikâyeyi bizimle paylaşmasının bir nedeni olmalı. Belli ki, Dorine'le aynı anda ölme fikrini olgunlaştırırken bile birilerinin yaşamlarında bir şeyleri değiştirebilmeyi, birkaç küçük devrim daha yapmayı, eyleminin yarattığı etkiyle bu devrimin olanaklılığına dikkat çekmeyi hayal ediyordu. Dorine'le birlikte istedikleri şey ise pek şaşırtıcı değil: "Olmaz ya, eğer ikinci bir hayatımız olsaydı o hayatı da birlikte geçirmek isterdik."
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 127. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|
 |
|