| |
|
 |
Julıette Bınoche: Kendi Hayatının Hem Yönetmeni Hem De Oyuncusu
"Huzurumun Yedi Anahtarı"
Mart ayında "Yaz Zamanı" adlı filmi vizyona girecek olan Fransız oyuncu Juliette Binoche sessiz bir korunun kenarında, tatlı tatlı akan bir nehir gibi… Ya da spiritüel bir deneyim… Bir çocuk kadar dürüst, samimi; bir 'elektron' kadar özgür. Korkularıyla yüzleşebilecek ve kararlarının arkasında duracak kadar cesur, bir o kadar da yetenekli bir kadın. Böyle bir insan olmak zor görünüyor ama Binoche elinde tuttuğu yedi anahtarla tüm kapıları birer birer açıyor işte…
Psychologies Dergisi'nden Çeviren: Burcu Ünal
1. YETENEĞİNİ ORTAYA KOY Juliette Binoche için sanat bir yaşam biçimi ve zaten sanatın farklı dallarına bir şekilde bulaşmış durumdaDünyaca tanınan bir oyuncu, ressam (bir sergi hazırlıyor) ve şimdi de yepyeni bir alana atılıyor; dans! Koreografisini Arkam Khan'ın hazırladığı gösteri, gelecek sonbahar sergilenecek. Çok cesur, yeteneklerini keşfedebileceği hiçbir anı ıskalamıyor! "Sanata susamışlıkları nedeniyle sanatla uğraşmaktan asla vazgeçmeyen, bu sebeple de maddi sıkıntılar çeken bir ailede büyüdüm. İlkokula giderken çıktığımız seyahatler ve ayrılıklar yüzünden okumayı arkadaşlarımla aynı anda öğrenemedim, yani derslerle aram pek de iyi değildi. Beni derslerden kurtaran can simidim 'oyun'du! Oyun alanım, benim mutlu olduğum, arkadaşlıklar kurduğum, hayal gücümü özgür bırakarak yeni yaşamlar yarattığım, kısacası mutlu olduğum tek yerdi. 17 yaşındayken EugIonescu'nun 'Kral Ölüyor'unu sahneledik. O gün orada, aradığımı bulmuştum: Sanatın içinde yer alacaktım! Yıllar sonra başarılı ve tanınmış bir oyuncu oldum; şimdi kendime açılacak yeni denizler arıyorum. Hayattan çok sıkıldığım, yıldığım bir dönemde, masörümün tek bir sorusu hayatımı değiştirdi. Bana 'Dans etmek ister misin' diye sordu, ben de hiç düşünmeden 'Evet' deyiverdim. Neye dayanarak evet cevabını verdiğimi ben de bilmiyorum. Fakat eğer o gün o soruyu 'Dans etmeyi bilmiyorum' ya da 'Hayatımda hiç dans etmedim' şeklinde cevaplasaydım; koreograf Arkam Khan'ı tanıyamayacak ve dansa olan yeteneğimi de keşfedemeyecek, kısacası korkakça davranmış olacaktım. Denemeden neler yapabileceğimizi, sınırlarımızı bilemeyiz."
2. KARARLARINI ÜSTLEN "Köprüüstü Aşıkları"nın (Les Amants du Pont-Neuf) uzun ve sancılı çekimleri sırasında, Juliette, yönetmen Leos Carax ve tüm film ekibiyle, iki buçuk yıl boyunca uzun bir sınavdan geçti; verdiği karara sadık kaldı ve o dönem gelen tüm diğer film tekliflerini geri çevirdi. O günden beri artık karar vermeden önce her şeyi daha ince eleyip, sık dokuyor ve kendini dinliyor. "Yaşadığınız ikilemlere, önünüze çıkan engellere ve çektiğiniz karın ağrılarına rağmen, önünüze gelen roller arasında bir tercih yapabilmek çok da zor değil. Beni hayatta esas zorlayan, aralarında seçim yapamadığım için sürekli bir denge yaratmak zorunda kaldığım üç rol var: Aktris rolüm, anne rolüm ve sevgili rolümHepimiz aslında kendi yaşamlarımızın yönetmenleriyiz ve hayatlarımızın filmini çekiyoruz. İyi ya da kötü verdiğimiz her kararın bir sonucu var. Önümüzdeki kapalı kapıların arkasında ne olduğunu bilmeden tamamen sezgilerimizle hareket ediyoruz. Eğer bir kapıyı açmayı seçersek her şeyin iyi olacağına dair bir umut taşıyoruz. Aynı şekilde bir filmi reddetmek ve diğerini tercih etmek de böyle bir şeyAşkta da bu aynı. Bir kere birine evet dediğinizde ya da diğerine ya da bir diğerine; sonrasında pişmanlıklar yaşayabilirsiniz, bu doğal. Ama bir karar, karardır. Bir kere verildiğinde, bunun artık telafisi ya da geri dönüşü yoktur!"
3. ÇOCUKLARDAN ÖĞRENİLECEK ÇOK ŞEY VAR Juliette iki çocuk annesi. Profesyonel bir dalgıçtan olan 14 yaşındaki oğlu Raphael ve komedyen Benoit Magimel'den olan 8 yaşındaki kızı HannahVe onlardan çok şey öğrendiğini söylüyor. "Çocukluğumdan beri annelik içgüdülerine sahibim. Çok fazla oyuncak bebeğim vardı; fakat hiçbiri Barbie değildi. Kardeşimin ya da kuzenlerimin eski, kırık bebekleriyle oynardım. Yatağımın üstünde onlar için bir hastane kurmuştum, onların doktoruydum ve onları tedavi ediyordum. Yani serserileri evime alıyor, onlara sıcak bir yuva veriyor, tedavi ediyor ve besliyordum. Henüz 11 yaşımdayken, geceleri uyumadan önce oğluma vereceğim öğüdü düşünürdüm: 'Silahla da oynama, savaş oyunu da oynama!' Sonrasında da onu müzeye götüreceğimi hayal ederdim. 20 yıl sonra bugün anne olduğumda, maalesef bu öğütlerimi gerçekleştiremedim. Çocuklarıma, anne olmamı sağladıkları için minnettarım. Çocuklar insanın hayatındaki en iyi okul. Onlardan önce duygularımı kelimelerle ifade etmeyi, sorunlarla yüzleşmeyi ve özellikle de ayrılığın ne olduğunu bilmiyordum."
4. BEDENİNİ DİNLE Fransız oyuncu senelerdir organik gıdalarla besleniyor ve pilates yapıyor. Doğduğu kent Paris yerine, taşrada, yeşillikler içinde yaşıyor. İlaçlar kadar, hatta belki daha da fazla, vücudun kendi kendini iyileştirmesi yöntemi olan homeopatiye güveniyor. "Bir hayat disiplinim var; pilates yapıyorum, organik gıdalarla besleniyorum ve hastalandığımda bedenimi dinliyor, iyileşmek için homeopati yöntemini kullanıyorum. Pilates yaptığımda duygularımı bedenimden ayırmamaya çalışıyorum, kendimi bedenimin içinde dolaşıyor gibi düşünüyorum. 18 yaşımdan beri organik gıdalarla besleniyorum. 15 yaşındayken, kardeşimle Paris'te yaşıyorduk. Yemek hazırlamak için vaktimiz de paramız da yoktu, konservelerle besleniyorduk. Üç sene sonra, 18 yaşımdayken, bedenimdeki fiziksel kırılganlığın işaretlerini gördüm. Bu olay sonrasında bedenin de bir dili olduğunu anladım. Bedenimi iyileştirmek için homeopatiyi ve akupunkturu keşfettim. Çocuklarıma da homeopatiyi uygulamaya çalışıyorum, fakat çok katı da değilim. Onlara yaşam için yeşil bir yer seçtim, Paris'in dışında yaşıyoruz. Mevsimleri hissetmeye ve ormanın fazla uzakta olmadığını bilmeye bedenimin ve duygularımın ihtiyacı var."
5. DOĞRUYU SÖYLE! O bir "doğru" bağımlısı. Rollerinde de konuşmalarında olduğu gibi, daima doğruyu arıyor. "En son, o filmi ya da bu filmi görüp görmediğimi sorduklarında yalan söyledim. Bu soruya sinirlenmiş gibi bir edayla, 'Evet, tabii ki gördüm' dedim. Aslında yalan söylememin nedeni cahilliğimi göstermek istemememdi, yani cahilliğimin anlaşılmasından korkmamdı. Aslında insan kendi için, kendini var edebilmek için dürüst olmalı! Başkaları için değil. Yalan, korkularımızdan (tam da benim yaptığım gibi) veya kaygılarımızdan kaçmak, onlarla yüzleşmemek için kullandığımız bir frendir. Ama eğer korkularımız ve kaygılarımızla yüzleşebilirsek, korkularımızın bizi büyüttüğünü göreceğiz. Ayrıca korkuların üzerine gitme cesaretini göstermek de bir güçtür! Oyuncunun oyunu mükemmel bir 'doğruluk çalışması'dır. Duruşunuz dürüstse, oyun da gerçek olur; izleyici de bunu hemen algılar. İzleyiciyi kandıramazsınız. Samimi oyun cesurdur. Oyunculukta farklı tarzlar olabilir, fakat dürüstlük tarzların ötesindedir. Çocuklarımı da doğruyu söylemeleri için cesaretlendiriyorum. Evde, tabakları ve bardakları kırabiliriz, kirletebiliriz, bir şeyleri yapmayı unutabiliriz bunları anlayışla karşılayabilirim fakat yalanı asla affetmem ve asla görmezden gelmem!"
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 137. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|
 |
|