AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Bir müdahale olarak roman



Bir müdahale olarak roman

Ekrem Berber'in ilk romanı Meleklerin Bilmediği Sır, dünyada olup biten saçmalıklara müdahale etme arzusuyla adeta yanıp tutuşan bir yazarın kaleminden dökülmüş gibi. Ne var ki her donanım, onu kullanmaya yönelenin amacına uygun olmayabilir.

Hayykitap ilk kez bir roman yayınladı: Ekrem Berber'in ilk romanı, Meleklerin Bilmediği Sır. Roman, dünyada olup biten saçmalıklara müdahale etme arzusuyla adeta yanıp tutuşan bir yazarın kaleminden dökülmüş gibi. Bu yüzden içerik ve tema itibarıyla ateşli, iddialı ve "büyük". Ne var ki her donanım, onu kullanmaya yönelenin amacına uygun olmayabilir. Meleklerin Bilmediği Sır da bu türden bir uygunsuzluğun izlerini taşıyor.
Romanın olay örgüsü basit: Tıpkı Ekrem Berber gibi Adapazarı'nda doğmuş, Bremen Üniversitesi'nde (nam-ı diğer Kızıl Üniversite) eğitim görmüş, okumaya, dinlemeye meraklı, Ivan Illich gibi bir "mücessem vicdan"dan dersler almış, dünyayı görünenin ötesindeki anlamlarıyla kavrama gayretinde bir adam olan Kubilay'ın, Adapazarı'nda geçirdiği birkaç haftaKubilay'ın, daha ablasının yaşadığı köye vardığı anda dikkatini çeken sessiz ama tabiri caizse karizmatik ve gizemli Emir Cihan ve meslekten kovulmuş bir tarih öğretmeni olan Ziya ile yaptığı "iyi geceler" sohbetleriBu sohbetlerin bir dünya ve varoluş muhasebesine dönüşmesi ve Kubilay'ın, Emir Cihan'ın burada anlatmayacağım sırrına vakıf olarak içine düştüğü acılı şaşkınlıkBu şaşkınlığa eşlik eden Yıldız'lı ve ışıklı bir aşk macerasıBu aşkın ve elbette daha genel anlamda aşkın başlı başına bir müdahale, kalbin insana yaptığı bir müdahale biçimi olarak tecrübe edilişi
Bu örgüde yanlış bir şey yok. Hepimizin hayatında öyle karşılaşmalar, beklemeksizin, ummaksızın yaşadığımız öyle zaman dilimleri vardır ki, kaçınılmaz olarak her şey fazlasıyla anlamlıdır. Hayatımız boyunca o zamana dönüp, olup bitenlere anlam verme çabamızı derinleştiririz. Meleklerin Bilmediği Sır'da bu anlamda bir fevkaladelik yok.
Ne var ki sözünü ettiğim anlam, bir romanın sınırlarına sığdırılmaya çalışıldığında, okur kendisini, o anlamı bir anda hatmetmesini, hatta hıfzetmesini bekleyen yazar tarafından gereğinden fazla ablukaya alınmış hissedebilir. Meleklerin Bilmediği Sır'ın sorunu da bu: Bir roman olarak kaleme alınmasına karşın, esere gücünü aşan bir misyon yüklenmesi.
Ekrem Berber'in metaforlarla örülü, referanslarla kuşatılmış olmasına rağmen hayli canlı bir dili var. Sözü uzattığı zaman bile okutabiliyor kendini. Bu anlamıyla, okurken sabırlı olmak gerekmiyor. Ama özellikle Emir Cihan'la Kubilay'ın diyaloglarını, Kubilay'ın etrafında ve içinde olup bitenlere anlam verme serüvenini okurken elinizdeki kitabın bir roman olduğunu unutabiliyorsunuz.
Bir yönüyle Ekrem Berber, Jostein Gaarder'in Sofi'nin Dünyası'nda yaptığı gibi bizi kimi yazarlar, özellikle modernitenin tarihi ve kozmik ve insani olanla, inanma biçimiyle giriştiği savaş, kapitalizmin araçları ve az biraz da bütün bu genel bağlam çerçevesinde yakın tarihimiz konusunda eğitiyor. Gaarder'in gizemli bir kaynaktan gelen mektuplarının yerini, Emir Cihan'la Kubilay arasındaki diyaloglar ve metne sonradan dahil olan Aras'ın notları alıyor. Gaarder'den farklı olarak Ekrem Berber öğretmeyi değil, hatırlatmayı ve bugüne kadar bildiklerimize eleştirel bir gözle bakmayı hedefliyor. Bu yönüyle genel olarak romanın temasının ve özelde her bir diyalogun bir makale derlemesinde ya da bir deneme antolojisinde işlenmesi de mümkündü belki. Ama Ekrem Berber, kendince bir olay örgüsü ve insani ilişkiler çerçevesinde daha sürükleyici bir okuma deneyimi sunuyor okuruna.
Ancak bu yüklü misyon, doğal olarak kitabı bir roman olarak başarılı olmaktan uzaklaştırıyor. Sık sık başvurulan referanslar, kitaplara, yazarlara, şiirlere yapılan göndermeler, konuşmalarına ve iç seslerine serpiştirildikleri Emir Cihan ve Kubilay'ı gerçek birer roman kahramanı olmaktan uzaklaştırıyor. Hatta Emir Cihan, Kubilay, Ziya ve Aras neredeyse aynı insanlarmış gibi.
Emir Cihan, taşrada karşılaşmayı en son umacağınız türden bir entelektüel, zaten Kubilay'ın ilgisini de bu yüzden çekiyor. Kubilay, tatil için geldiği köyünde okuma uğraşına devam eden ve yaşadığı her ana kitaplardan aklına üşüşen cümlelerle anlam veren bir Almanca öğretmeni. Ziya bu ikilinin daha az iddialı, ama daha hevesli bir versiyonu. Aras ise geçmişten gelen bir başka ve yine tamamlayıcı bir ses, bir tür köprü. Bu nedenle aralarındaki çelişki mesafeli bir meraktan ibaret, dolayısıyla hem fazlasıyla yapay hem de neredeyse doğaüstü.
Fakat, Ekrem Berber'in önerdiği son yüzyıl okuması, özellikle yaşadığımız dönem için çok önemli bir alternatif oluşturuyor. İşte o önermeden birkaç cümle:

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 97. sayısında bulabilirsiniz!


1   2  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital