![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Aşkın Nur Yengi "Ur değil, nur bu nur"
Arabesk rüzgârının şiddetle estiği, anlı-şanlı "hafif-batı müziği sanatçıları"nın bile zamanın ruhuna uyduğu bir dönemde, o meşhur "pop patlaması"nı 19 yaşında bir kız ilk albümü "Sevgiliye" ile ateşlemişti! Aşkın Nur Yengi, 11'inci albümü "Aşk'ınŞarkıları"nda 1990-1996 arası albümlerinden, onu en iyi ifade eden 11 şarkıyı akustik olarak yeniden yorumluyor. Şarkı söylemek onun için su içmek, nefes almak kadar doğal" desek çok mu "romantik" kaçar? Ama, inanın Aşkın Nur Yengi için şarkı söylemek "işte öyle bir şey!" Adını zikrettiğimiz her şarkıdan, sohbetimizin akışını bozmadan, bütün doğallığıyla en az onar saniye mırıldanıp bize bir nevi "masa başı konseri" tadı yaşattı! Onun bu doğallığında, şöhret aynasından yansıyana inanmayıp, asıl suretini kendi "iç aynası"nda aramasının payı büyük! Bugün hâlâ "iyi müziği" takip edenlerin, baş ucu albümlerinden biri olan ve ağırbaşlı bir hüzün taşıyan şarkılardan oluşan "Sevgiliye", artık yakalanması mucize olan iki milyon gibi büyük bir tiraj almıştı! Bu albümden de parçaların yer aldığı "Aşk'ın Şarkıları" bugün artık sadece tekniği değil ruhu da "elektronik"leşen pop müziğe, sazlı, sözlü, şiirli, kırmadan, incitmeden bir ayar çekme, hizaya getirme girişimi olarak da algılanabilirYani "Aşk'ın Şarkıları" sadece müziğiyle değil, ruh hali ve sözleriyle de "akustik" bir albüm "47 yaşımın goncagülü" Aşkın Nur Yengi, 1970'te İstanbul Fatih'te, İETT şoförü bir baba ve ev hanımı bir annenin beşinci ve son çocuğu olarak açıyor hayata gözlerini, kendi tabiriyle "hedeflenmemiş bir çocuk" olarak"En büyük ablamla aramda neredeyse 30 yaş fark var. Annem önce şüphelenmiyor ama dört ay sonra kendini tuhaf hissediyor. Babam karnında ur var herhalde diye düşünüyor. Doktor 'Ur değil bu nur, nurBir çocuğunuz olacak' diyor. İkinci adım da buradan geliyor. Annem ve babamla bir fotoğrafımız vardır bebekliğimden. Babam arkasına '47 yaşımın goncagülü' diye not düşmüş" Kalabalık bir aile olan Yengi'ler, son çocuklarının doğumundan üç yıl sonra Erenköy'e yerleşiyor. Üzerinde sürekli çaydanlığın kaynadığı, maşa üzerinde ekmek kızartılan sobanın başında, muhabbetle geçen bir çocukluk Yengi'ninki. "Bu durumda istediğiniz kadar kapris yapabilirsiniz, tekne kazıntılarının böyle bir lüksü vardır. Ama hamurumda yoktu böyle bir şeyOrta halli bir aile olduğumuzu, sınırlarımızı biliyordum. Aile düzeninin bütün kurallarıyla yaşandığı bir çocukluktan geliyorum. Akşam saat yedi olduğu zaman herkes sofranın başında olurdu. Babamız eve gelmeden hepimiz evde olmalıydık. Aile için bu tatlı kurallar her zaman gereklidir" Görüş mesafesinde olup, kapı önünden ayrılmadığı sürece her şeye izin varmış. "Top oynardık, paten yapardık, bisiklete binerdik. Daha çok erkeklerle anlaşırdım. Futbol bile oynardık. Bir gün minyatür kale maç yapıyoruz; tek kız benim. Tam kaleye şut çekeceğim; herkes nefesini tutmuşAnnem geldi ve herkesin içinde 'Hani kapıdan ayrılmayacaktın. Kısacık şortunu da giymişsin' diye bir tokat attı, doğru eve götürdü. O gün futbol hayatım noktalandı" Film gibi yıllar Yengi'nin çocukluğu uzun sürmüyor. 14 yaşındayken babasını MS hastalığından kaybediyor. "Babam Ayhan Işık'a benzerdi. Kendine bakan, yakışıklı bir adamdı. Saçlarına limon suyu sürer, her zaman şık giyinirdi. Ama ıslak saç, boyun kireçlenmesi derken omuriliğe kadar indi rahatsızlığıÖlüm döşeğinde anneme 'Kızımı üzmeyin, hakkımı helal etmem' demiştiİlk defa o zaman şımardım. Çünkü sevgisini çocuklarına eşit bölüştüren bir aileydi bizimki" Aşkın Nur Yengi ilkokuldan sonra küçük ablasının da okumakta olduğu İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı'nda çello öğrencisi oluyor. Okula başlamasıyla kendini sahnede bulması aynı döneme denk geliyor! "Küçük ablam evlenmişti ve hamileydi. Sezen Aksu'yla çalışıyordu; bir gün beni Sezen Abla'nın Levent'teki ofisine götürdü. Senfoni orkestrasında çellist olmak istiyordum aslında. Sezen Abla'ya çello çaldım ama daha yeniyim. 'Bir de şarkı söyle bakalım' dedi. O dönem Ajda Pekkan dinliyordum. 'Bir sayfa kopuyor zamandadiye başladım. Ajda Pekkan tavrıyla söylüyorum tabiiOnno Tunç da var. Bayıldılar. Kendimi 12 yaşında Sezen Aksu'yla Bebek Gazinosu'nda buluverdim. Sabah dörtte iş bitiyor, oradan Erenköy'e eve gidip, birkaç saat uyuyup Maçka'daki okuluma gidiyorum; derslerde uyuyorum" |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|