![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Bir Yaşama 54 Kitap, 1500'den Fazla Makale Ve Eleştiri Sığdıran "kültür Arkeoloğu" Prof. Dr. Metin And'dan Samimi İtiraf "Kendim İçin Yazıyorum Okunursa Ne Âlâ!"
Hayatını Türk tiyatrosu, sahne sanatları, halk kültürü, minyatür, gölge oyunu, Karagöz ve daha nicesini araştırmaya, sabırla kaleme almaya adamış. Araştırmalarının sonunda ortaya çıkandan çok, o süreci yaşamayı seviyor. Hiç âşık olmamış, ama hâlâ çapkın! Aynı zamanda bir profesyonel kadar usta, amatör bir illüzyonist. Aldığı birçok ödülün yanında 2007 TÜYAP Kitap Fuarı Onur Konuğu seçilen 81 yaşındaki Prof. Dr. Metin And, dağınık tapınağı evinin kapılarını Yeni Aktüel'e açtı… Ankara'nın Kavaklıdere semtinin nezih bir sokağında, 70'li yıllarda yapılmış bir apartmanın en üst katında, aydınlık, geniş, biraz soğuk bir daire hayal edin. İçine kitapları, video ve müzik kasetlerini, CD'leri, "bütün sermayem" dediği notlar, kâğıtlar ve defterleri, gazete kupürlerini, dergileri, diaları, resimleri, fotoğrafları, fotokopileri, envai çeşit illüzyon malzemelerini rastgele dağıtın. Salondaki rustik kitaplıklar, yemek masası, yerler, koltuklar, koridorlardaki kitaplıklar, raflar, evin tüm odaları, hatta yatak odasındaki yatağın üzeri bile dolsun. O kadar ki, oturacak yer kalmasın! Her yer darmadağın ve fakat kesinlikle pis olmasın. Ciğerlerinizi araştırmanın ve yazmanın mührü, toz kokusu kaplasınMutfaktan gelen çay, kek ve poğaça kokuları sokak kapısının dışına taşsınBu büyülü evin içinde "Rönesans adamı", "kültür arkeoloğu" olarak anılan Metin And yaşasın. Öyle ki, 81 yaşında, yeni projeleri üzerinde canla başla çalışabilmek için "kendini dış dünyadan izole etsin" ve "artık röportaj için vakit yok" desin. "Çünkü evim çok dağınık"la başlayıp "hayır"la biten birçok telefon konuşmasından sonra, "Belki size mutfakta yer ayarlayabilirim" müjdesini verdiğinde siz de sevinmez miydiniz? İşte bu müjdenin sevinci ve Metin And'ı tanıyacak olmanın heyecanıyla çalıyoruz kapısını soğuk bir Ankara sabahı. Yüzünden hiç eksik olmayan muzip gülümsemesiyle karşılıyor biziDaha önce söz verdiği gibi mutfak hazır, masanın etrafında üç sandalye! Hal hatır sormalardan sonra araya kısa bir sessizlik giriyor. Evde çıt çıkmıyor. Mozart hayranı olduğunu bildiğim And'a "Artık müzik dinlemiyor musunuz" diye sorarak başlıyorum röportaja. "Ben" diyor, "bütün güzellikleri kendime yasakladım. Güzel bir roman, film, müzik oldu mu, bende bitmiyor; onunla meşgul oluyor, heyecanlanıyorum. Sadece iyi aksiyon filmi seyrediyorum, çok rahatlatıyor beni, bitince de bitiyor. Dışarı da çıkmıyorum. Zaten çok yoğunum. İstanbul çarşı ressamları kitabım ile uğraşıyorum. Yüzlerce renkli resim, hiçbiri basılmamış" "Yolumu Londra'da buldum" Tüm çalışmalarında yaptığı gibi koridorlarda gezinerek programlıyormuş zihnini. Dış dünyadan kopmasının sebeplerinden biri de, zincir gibi birbirine bağlanmış halkalardan oluştuğunu söylediği çalışmalarında, halkalarda hiçbir eksiklik yapmamak çabası. "Bildiklerimi de unutuyorum, öyle bir mekanizma kurdum. Kafada duran bilgi beni rahatsız ediyor" diyen And, bu kadar değişik konuları nasıl toparladığının sırrını şöyle veriyor: "Gençliğimde nelerle ilgileneceğimi biliyordum. Çok seyahat ettim ve bu seyahatler sırasında, gündüz müzeleri gezip kütüphanelerde çalıştım, her gece de bir temsil seyrettim. Paris'te Eyfel Kulesi'nin yanına bile gitmedim, beni ilgilendirmiyor. Londra'da British Museum'un okuma salonu benim için cennetti. Karl Marx da Kapital'i orada yazmış." İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra yüksek lisans yapmak için gittiği Londra'da, konu hukuk da olsa, ciltlerce kitap tararken araştırmacılığın ne kadar keyifli olabileceğini keşfetmiş. Seyrettiği temsiller ise, aslında neyi sevdiğini anlamasını sağlamış. İki tutkuyu birleştirince, okulu bırakmış ve "Orada yolumu buldum" dediği Londra ve daha sonra Rockefeller bursuyla gittiği New York müze ve kütüphanelerinde birçok kitabının tohumunu atmış. Dünyanın birçok ülkesine yaptığı seyahatler de ona yardımcı olmuş. Örneğin 2002'de yayımlanan "Ritüelden Drama / Kerbelâ-Muharrem-Tâ'ziye" kitabının çekirdeği, 1964'te Türk kültürü üzerine konferanslar vermek üzere Asya ülkelerine yaptığı 1.5 aylık yolculuk sırasında İran'da oluşmuş. Onlarca kitabı arasında "Oyun ve Bügü" birçok insan için başeseri sayılıyor, oysa onun için 1962'de yayımlanan, yeraltındaki arkeolojik bulgular ile yerüstündeki halk kültürünün devamlılık gösterdiğini anlattığı "Dionysos ve Anadolu Köylüsü"nün yeri ayrı. Bu kitabı "Şahsiyetinden çok etkilendim. Neyi tuttuysa altın ederdi" dediği, şair, yazar ve halkbilimci Ahmet Kutsi Tecer'in "Köy Temsilleri" kitabını okuduktan sonra yazmış. And'ın geleceğe dair heyecanla anlattığı projelerinden biri ise, 1977'de yayımlanan "Tanzimat Tiyatrosu" ve "Meşrutiyet Tiyatrosu" kitaplarını tekrar gözden geçirmek ve yeniden basılmasını sağlamak. "Tiyatronun 13 dili vardır" Konu tiyatroya gelmişken, kuruluşundan 1994'te emekli olana dek Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde ders veren, ancak günümüz Türk tiyatrosunu yerden yere vuran Metin And'a "Neden" diye soruyorum: "Tiyatronun 13 dili vardır. İlk ikisi söz ile ilgili, metindeki düz okuma ve tonlama. Tonlama en büyük silahtır. Daha sonra 'kinetik' adını verdiğimiz aktörün hareketleriyle ilgili dil geliyor. Makyaj, kostüm, aktörün elinde taşıdığı aksesuarlar, dekor, ışık çok önemli. İşitsel öğeler olan sahne ve ses efektleri, müzik, mesafeler de bir dil oluşturuyor. Fakat bizim tiyatrocularımız sadece metne ve tonlamaya bağlı kalıyor, nutuk verir gibi bağırarak konuşuyorlar. O metni ben eve gidip kendim de okurum. Zaten temalar da evrensel değil" diyen And, Asya tiyatrosunu tüm bunlara önem verdiği için seviyor. Tabii bir de "dünya tiyatrosunda benzeri yok" dediği Tanzimat tiyatrosunu. "Bir memleket düşünün ki oyuncusu, seyircisi, tiyatrosu, teknikerleri yok. Seyirciyi yetiştirmek için Güllü Agop'un önderliğinde, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi gibi oyun yazarları, aktörlerle işbirliği yapıyorlar. Divan edebiyatındaki aşk hikâyelerinin halk hikâyeleri versiyonunu sahneye koyuyorlar" şeklinde konuşan And, bunun bugün en güzel örneğini sinemada, senarist ile ortak çalışan ya da senaryoyu kendisi yazan yönetmenlerin verdiğini belirtiyor.
|
|||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|