AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Anastasia'nın



Anastasia'nın "gülme uru"
Selahattin Yusuf 


Anastasia, geçen yıl mayıs ayından beri gülüyormuş. Önceleri her şey normalmiş. Fakat bir süre sonra bu gülmeler artmış. Anastasia o kadar gülüyor, o kadar gülüyormuş ki, sonunda bayılma nöbetleri geçirecek kadar!..

Dünya nasılsa insanları umutlarına biraz daha yakınlaştırmak için dönmüyor mu? E, zaman ayarlı Yer ve Gök kapakları bunun için aralanır ya, her sabah. Utangaç güneş, iki sert kabuğun arasına zorlukla sıkıştırılmış bakışlarını uzatır ve bakar. Levent'in gökdelen zirvelerinden aşağılara baldıran gibi kaymaya başlayan o kımıltısız turuncu sevinç budur işte. Ne arkeoloji birikimi ama, değil mi! Neyse. Keskin bir ışık huzmesi aşağılarda, sakinleşmiş cinnetin sokaklarından birinde, bir perde aralığından içeri girer ve yerdeki halıya saplanır. Adamın yeni açılmış uykulu gözleri, bu beklenmedik şeye takılmıştır. Beyinde kısa bir durum değerlendirmesi suskunluğu. Ardından, yorganı tekrar gözlerinin altına kadar çeker. Renksiz bir ses tonuyla -içinden- güneşin bu ironi dolu davranışına "mukabele" eder: "Bunu belki bir daha düşünmelisin" Ayakkabılarının bağcıklarını bağlarken çaresiz mırıldanır; "Tanrım, yine mi?!"
Arabamın kontağını çeviriyorum. Dikizden yüzüme bakıyorum. Sonra, ön camdan, karşı pencerelerden birinden sarkıtılmış şaşı bir bez afişe: "Tehlikenin farkında mısınız?" Tanrım. Tanrım, yine mi? Jaluzilerinin bir tekinin ipleriyle bir gecekondunun aylık mutfak masrafını karşılanabileceğini düşündüğüm ev bu. Benim tuzu kuru sosyal-içerikli komşularım. Penceredeki afişi, içi altın dişlerle dolu zevksiz bir ağızdan sarkmış dile benzeteyim mi? Hayır. Gaz pedalını hafifçe iteliyorum
Ağzı kalabalık gazetelerin arasında pinekliyorum. Çay fincanıma ve sigarama düzenli aralıklarla uzanıyorum. Sayfaları çevirdikçe parmaklarımda birikiyor siyah matbaa kiri. Manşetler, "yarılmış" bir ülkenin şizofrenik kahkahalarıyla dolu. Magazin sayfaları, dikkatle irdelenmeye değil, kahkahayla gülmeye değer şeyler söylüyorlar: Dikkatle irdeliyorum. Evcil hayvanların cinsel yaşamları, doğal ortamından uzaklaştırılmış insaf, ölmeye terk edilmiş felçli bir zekâ tarafından "inkişâf" ettiriliyor. Yalnızca bambu yapraklarıyla beslenen bir panda, boş, veciz bir yüz ifadesiyle bir muhabire açıklamalarda bulunuyor. Verimli bir yazı ineği, midesindeki ayrık otlarını tekrar çıkarmış, memnun vaziyette geviş getiriyor. Orta sayfada bir klakson, insanı irkilten bir ses perdesiyle "patronum haklı" diye bağırıyor.
Sonunda onu görüyorum orada. Küçücük bir haberin ortasında, küçük bir fotoğraf. Yanakları yayık gibi iki yandan sarkmış, gözleri dünyanın arkalarında, başka bir ışığa sabitlenmiş gibi bakan, elleri kolları yumuk yumuk, o feci derecede tatlı suratlı şeyi! Elim sigaraya da, fincana da varmıyor artık. Kalakalıyorum! Anastasia Lagalla. Üç yaşında. Bakışları minicik, yalancıktan-kızgın, çıtkırıldım-mahcup kaşlarının altından uzuyor ve aramızdaki binlerce kilometrelik okyanusları, kıtaları aşıp buraya, bana kadar ulaşıyor. Çilek tatlısı gözleri, kendisine verilmiş birkaç saatlik boş vakti ne yapacağını bilemeyip sonunda onu öldürmeye karar vermiş beni, içimi ısıtıyor. Masamı ışıtıyor. Lennie... "Fareler ve İnsanlar"daki Lennie'yi hatırlıyorum birden. Hani şu fareyi öldürüp cebine koyan ve onu orada başparmağıyla okşayıp duran güzel insan, Deli Lennie vardı ya. Ben bu Anastasia'nın gözlerini cebimde gizliden, başparmağımla okşayıp sokaklarda gezsem, sanki.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 97. sayısında bulabilirsiniz!


 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital