AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
İhtiyaçtan Yazmak



İhtiyaçtan Yazmak

Tolga Meriç'in İnci Aral'la yaptığı ve adını Unutmak koyduğu nehir söyleşinin en önemli niteliği çok sağlam bir şekilde yapılandırılmış olması.

Bir şeyi yazmak, bir yerlere kaydetmek her zaman onu hatırlayacağımız anlamına gelmeyebilir. "Yazdım işte" rahatlığıyla, yazılan şeyi unutabilir insan. Çünkü yazmak kimi zaman akılda tutmaktan, bir şeyleri sessizce zihinde evirip çevirmekten daha kolaydır. Tabii bunun bir sınırı var, eğer o şey çok nitelikli bir şekilde yazılmışsa bu defa yazıldığı, yani alfabenin ve sözcüklerin yardımıyla yeniden kurgulandığı haliyle hatırlanır. Dolayısıyla yazma eyleminin kendisi ikiyüzlüdür: Kendisine konu olanı bir yanıyla örter, kapatır, şeklini değiştirir, unutturur ya da en azından azaltır; diğer yanıyla ve tam da öncekini yaparken açar, adlandırır, konumlandırır... Her iki durumda da sınırlar... Yazmak bu yüzden bir ihtiyaçtır, özellikle bazılarımız için...
İnci Aral'la, Tolga Meriç'in yaptığı ve adını Unutmak (Merkez Kitaplar) koyduğu nehir söyleşinin en önemli niteliği çok sağlam bir şekilde yapılandırılmış olması. Söyleşinin gerek önsözünde, gerekse Aral'ın, Meriç'in bu söyleşinin sınırlarının ne olması gerektiği şeklindeki sorusuna verdiği yanıtta söz konusu sağlam yapının temelleri gayet açık ve dürüst bir şekilde veriliyor: Mümkün olduğu kadar az isim zikredilecek, zikredilenleri üzecek, onlara zarar verecek hiçbir şey söylenmeyecek, mahremlerine dokunulmayacak. Zaten söyleşi Aral'ın hayatına şu ya da bu şekilde girmiş insanlardan çok, onun o insanlardan ve kendi yaşadıklarından yola çıkarak hayat verdiği karakterler, dolayısıyla onun öyküleri ve romanları üzerine yoğunlaşıyor. Söyleşinin en can alıcı bölümü ise Aral'ın kendi çocukluğunu anlattığı ilk bölümler.
Önce babasını, sonra da annesini kaybeden İnci Aral, ciddi anlamda yoksulluğa, zaten üç kişiden ibaret kalan ailesinin dağılışına tanık oluyor. Bir müddet akrabalarının yanında, sonra parasız yatılı okullarda büyüyen bir çocuk olarak yaşadığı bu yıllarda en mahrem ve gerçek iletişimi ise kitaplarla, edebiyatla kuruyor. En çok eksikliğini hissettiği şey sevildiğine dair işaretler... O eksikliği, kendisi için yarattığı dünyada tamamlıyor, o dünya ise okumak ve yazmakla şekillenmiş, dolayısıyla Aral için yazmak, edebiyatla hayat bulmuş kahramanlarla iletişim kurmak olabilecek en mahrem alan... Masasının karıştırılmasının, yazma zamanına müdahale edilmesinin onu ne kadar öfkelendirdiğini söylüyor. Çünkü bu, en mahrem olana müdahale anlamına geliyor. Bunu aslında Aral söylemeden de bilmek mümkün. Onun roman kahramanları da hiçbir zaman ne okurla ne de birbirleriyle kolay kolay yüzgöz olan tipler değiller, ne yaşarlarsa yaşasınlar çok güçlüler ve mahremiyetlerini korumak konusunda kararlılar.
Unutmak, bir nehir söyleşi olarak şimdiye kadar benim görebildiklerimden önemli bir noktada ayrılıyor. Yukarıda mahremiyete o kadar değinmek zorunda hissedişimin nedeni de bu. İnci Aral, çocukluğunu, ailesini, eksikliğini duyduğu şeyleri, yorgunluklarını, aşklarını, çocuklarını, eşlerini anlatırken bile hiç savruk değil. Bütün bunlardan yalnızca yazma öyküsünü besledikleri oranda söz ediyor. Kendi zihninde arkeolojik bir kazı yapıyor adeta. Sorulara verdiği tüm yanıtlar bir sonraki soruyu yönlendirir nitelikte. Bu yüzden ona istemediği bir şeyi sormak, lüzumsuz tek kelime ettirmek mümkün değil. Aslında ilk bakışta İnci Aral'ın, bu söyleşide kapalı ve kuralcı göründüğü bile söylenebilir. Soruları yanıtlarken aslında ne kadar cesur olduğunu ise, onun için en mahrem alanın yazı odası olduğu anlaşıldığında görebiliyorsunuz.
Bu çok özel durum, Aral'ın çeşitli şekillerde ve defaatle dile getirilen "Neden yazıyorsunuz" sorusuna verdiği yanıtla iyiden iyiye ortaya çıkıyor: "Yazmak beni kendi duvarlarımdan kurtardı. Sınırlarımı keşfettim, hayatın sıkıcılığını yendim. Yazarak kendime özgü bir dünya kurdum ve yaşadığım yasaklı, günahlı, ayıplı, kayıplı şu toplumda yalnızca insan olduğum için hak ettiğime inandığım saygınlığı inatla talep ettim. Baştan beri, hayal ettiğim güzelliklerin, daha adil, daha mutlu bir dünyanın özlemiyle yazdım. İstedim ki, başkaları da önlerindeki engelleri, duvarları, doğru belletilmiş kuralların ikiyüzlülüğünü görsünler ve yıkabilecek güçte olduklarına inansınlar."

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 141. sayısında bulabilirsiniz!


1   2  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital