| |
|
 |
Yüz Yıllık Beslenme Kültürü "raw Food" (canlı Besin Tüketme) Yeniden Moda
"Sebzenin Hannibal"ları
Dünyanın birçok yerinde kendilerine özgü restoranları bulunan, özel yemek tarifleri ve zorlu bir yaşam tarzı gerektiren, etin ve pişirilmiş sebzenin yasak olduğu raw food akımının ilk Türk temsilcisi Nevşah Fidan (fotoğrafta) "canlı" beslenmenin inceliklerini anlattı; marketteki et reyonlarını morga benzetti!
En sevdiğiniz yemek sorulunca aklınıza ne gelir? İçi karnabaharla doldurulmuş pişmemiş dolma ya da sarma? Yahut avokadolu çiğ ıspanak çorbası? Sizin için bunlar bir şey ifade etmiyor hatta bir "yemek" gibi bile durmuyorsa o zaman henüz "canlı yiyecek" akımıyla tanışmadınız! Aslında "raw food", öz Türkçesi'yle "ham (ya da işlenmemiş) gıda", daha anlaşılır haliyle canlı, çiğ besinlerle beslenme yeni bir kavram değil. Ancak yüzyıllardan beri inandıkları birtakım prensiplerle beslenmeyi, hatta yaşamayı gerektiren bu akımı ilk defa bir Türk ile birlikte anıyoruz: Canlı beslenme uzmanı Nevşah Fidan. Canlı beslenme başta kulağa yalnızca bir diyet gibi gözükse de bu tamamen bir yaşam felsefesi. Zira Fidan'a göre insanın daha canlı, daha enerjik olabilmesi için "canlı" gıdayla beslenmesi gerekiyor. Ama tabii siz canlı deyince kanlı canlı bir et parçası ya da henüz çırpınan bir balık getirdiyseniz gözünüzün önüne tamamen yanıldığınızı söylemek zorundayız. Zira bu noktada mevzu bahis olan "canlı" sıfatı yalnızca sebzeler için geçerli: Yani öldürülmemiş (117 Fahrenayt ya da 47 derecede ölüyorlar) ve işlemden geçmemiş olmaları gerekiyor. Fidan'a göre yalnızca o zaman vücudunuz için gereken enzimleri alabiliyorsunuz. Zaten canlı beslenmenin ilk öğretilerinden biri aynen şöyle: "Çiğ sebzeler enzim bakımından zengindir ve sindirimin gerçekleşmesinde önemli rol oynar." Finlandiya Kuopio Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre ham besinler içerdikleri bakteri ve enzimler sayesinde vücudun toksinlerden arınmasını sağlıyor. Bu sayede özellikle kolon kanseri riskini azaltıyor. 1996 yılında British Medical Journal'da yayımlanan bir makaleye göreyse taze meyvelerin de dahil olduğu diyet programı kalp krizi riskini yüzde 24 azaltıyor.
"Et reyonları morga benziyor" Biraz daha işin felsefesine girelim deyince Fidan şöyle anlatıyor: "Ne kadar canlı gıdayla beslenirseniz içiniz o kadar can, yani yaşam enerjisi dolar." Canlı beslenmeye başladıktan sonra vücut enerjisinin hissedilir biçimde arttığını söyleyen Fidan'a göre bunun yanında zamanla yemeklerden tatmin olmak da öğreniliyor. "Pişmiş gıdalarda insan vücudunun ihtiyacı olan besinlerin yüzde 75'i ölüyor; bu yüzden de tatmin olmuyor daha çok yemek istiyorsunuz" diyor Fidan ve ekliyor: "Ama bir kere canlı gıda tüketmeye başladınız mı gerisi geliyor." Fidan etle ya da kendi deyimiyle "ölü gıda"yla beslenilmesine tamamen karşı; öyle ki marketteki et reyonlarını morga benzetiyor! Hz. Muhammed'in de "Midenizi hayvan mezarlığına çevirmeyin" dediğini hatırlatan Fidan, insan sisteminin aslında yalnızca sebze- meyve tüketmek üzerine gerçekleştirildiği iddiasında bulunuyor. Öte yandan insanoğlu, toplayıcı/avcı şeklindeki malum görev dağılımının da yapıldığı çok eski zamanlardan beri hepçil (et, ot, meyve, ne bulursa yiyen) olagelmiş. İnsanlığın otçul (sebze ile beslenen) canlılar olarak evrimleştiğine dair bilim adamları tarafından resmi bir açıklama henüz yapılmış değil.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 140. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|
 |
|