AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

45 Yılda 21 Milyon 100 Bin Kişi Göç Etti, Geriye Issız "harikalar Diyarı" Kaldı

"Harika" Salih Robinson Crusoe'ya Karşı!
İrfan Aktan / 


"Issız bir adaya düşseniz…" diye başlayan klişeye çok uygundu durum ve gazeteler haberi "Robinson Crusoe olmak varmış" diye verdi. Karayolu bağlantısının bulunmadığı ıssız bir yarımadada, Tavşanbükü'nde, elektriksiz, telefonsuz yaşamayı seçen bir çiftti Salih ve Fatma Varol bu haberlere göre. Merak ettik bu çağdaş Robinson yaşantısını ve yola düştük ama karşımızda, ıssız adada yaşamayı "seçen" değil de adadaki diğer haneler göç ettiği için ıssızda kalmış bir çift bulduk. Dönüş yolunda okuduğumuz gazetelerde "DPT'nin çarpıcı göç araştırması" başlıkları vardı. 1965-2000 döneminde tam 21 milyon 100 bin kişi katılmıştı göç kervanına. İşte göçlerin Robinson yalnızlığına terk ettiklerinden ikisinin öyküsü…

" Efsaneye göre, kralın kızı bir delikanlıya vurulmuş. Kral adamlarını sevişen gençlerin peşine salmış. Delikanlı, kralın adamlarının peşine düştüğünü duyunca atlamış denize. Kızcağızsa ne yapsın, etraf dağlarla çevrili. Düze inse deniz, yukarı çıksa aşılmaz dağlar. O da denizin yolunu tutmuş can havliyle. Yakalansalar, Allah bilir başlarına ne geleceğini. Neyse ki eteğinde kum varmış kızcağızın. Efsane bu ya, kum dedimse, öyle az bu değil, çok kum varmış. O kumu denize döke döke yol yapmış kendine. Denizin ortasına vardığında eteğindeki kum bitmiş. Artık gerisini bilmiyoruz; kimine göre boğuldu, kimine göre de peşindekilerin eline geçip hayatı karardı. Bazısı da der ki, kızcağız vardı delikanlıya, alıp başlarını gittiler. Gelen turistler o yüzden yürür Kız Kumu'ndan denizin ortasına kadar"
23 yıl Münih'te işçi olarak çalıştıktan sonra memleketine dönen Salih Mete, Marmaris'e bağlı Bozburun kasabasında sahibi olduğu Otel Mete'nin bahçesinde, bir yandan civcivleri yeni çıkmış tavuğunu kışkışlarken bir yandan bu efsaneyi anlatıyor. Erkeklerin yarıdan fazlasına Salih, geri kalanına da Duran adının konduğu Bozburun'da kahvaltı ederken, kasabanın yakınındaki Orhangazi Koyu'nun ortasına kadar uzanan Kız Kumu yolunun hikâyesini anlatıyor Salih Bey. Ona göre bu efsane, ıssız Tavşanbükü Yarımadası'nda yapayalnız bir ömür geçiren adaşı Salih Varol ve eşi Fatma Varol'un hikâyesinden daha önemli. Oysa bizim burada bulunuş nedenimiz tam da bu hikâye; "ıssız bir adada yaşayan çift"in hikâyesi Marmaris'te teknecilik yapan ve haftada bir çoluk-çocuğunu görmek için Bozburun'a dönebilen bir başka Salih de, Varol çiftinin hikâyesinin haber değeri taşımadığı kanaatinde. Soyadını not ederken pürdikkat defterimize bakan Artvinli İbrahim Kazanmış ise önce soyadının hikâyesini özetliyor, sonra da Bozburun'un yerlisi olan müşterilerinden başka bir Salih'e, Salih Varol'un gazetecilerin ilgisini çekmesine bir mana veremediğini söylüyor. Bir başka Salih ise "Bence mutlaka bir olay kahretmiştir onu, varıp gitmiştir adaya" diyen Kazanmış'ı başını sallayarak onaylıyor: "Ben şahsen bizzat kendim, altımda sıfır yat, gürül gürül akan su, dayalı döşeli evim olmadan, aha şurada vursan bir ay durmam o adada. Ama fırsat versen, koçlar gibi bir hayat da kurarım orada. Salih ise hiç hayat kurmamış. Doğa kanununa göre yaşıyor. Ha, sanma ki yokluktan; bizim dükkânın arkasında iki katlı evi de var. Ama evi boş duruyor, adada hep. Kendisi tamam da, karısı nasıl dayanıyor ıssız adada yaşamaya, anlamıyorum..."
Issız bir adaya düşseniz
"Issız bir adaya düşerseniz yanınızda ne bulunmasını istersiniz" klişesini, Tavşanbükülü Varol çiftinin elektriksiz, telefonsuz bir hayata "kavuşmuş" bulunduklarına dair "Robinson Crusoe olmak varmış" başlıklı haberi okuyunca tekrar ediyoruz dost sohbetinde. Bir dostumuzun, "Modern dünyada Robinson olunamaz; çünkü artık her yerde cep telefonu çekiyor, ateşi de yeniden icat etmeye kimse muhtaç değil" iddiasına rağmen Tavşanbükü'nün yolunu tutuyoruz. Yola koyulmadan evvel telefon ettiğimiz Bozburun Belediye Başkanı Salih Taşkın da dostumuzun iddiasını doğrulayan şeyler anlatıyor: "Geçenlerde gazetede küçük bir haber okudum, hayret ettim. Salih Varol için, Robinson Crusoe diyor. Vallahi de yalan, tallahi de yalan! Adamcağızı ben çok iyi tanırım. Yarımadada toprağı, hayvanları var. Eşiyle birlikte orada yaşıyor, doğru. Yarımadanın ıssız olduğu, orada başka kimselerin yaşamadığı, sadece deniz yoluyla ulaşılabildiği de doğru ama adamın Robinson olduğu yalan. Sıradan, kendi halinde bir adam." Bir insanın habere konu olması için ille de Robinson Crusoe olması gerekmediğini söylediğimizde Varol çiftinden haber çıkmayacağını yineliyor ama sohbet sırasında Salih Varol'un lakabının Harika olduğunu, yakınlarda da bir cep telefonu edindiğini öğrenince, hikâyenin izini sürmek elzem oluyor. Salih'in kasabada neden Harika diye çağrıldığını ise otel sahibi Salih Mete'den öğreniyoruz: "Bozburun erkeklerinin çoğu ya Salih ya da Duran'dır. Mesela Harika'nın oğlunun adı da Duran. Belediye başkan yardımcısı da Duran. İsimler aynı olunca, lakap kullanılıyor hep. O yüzden Salih'e Harika deniyor. Sanırım harika bir şey yapmış zamanında. Ama iyisi mi siz kendisine soruverin bunu. Belki anlatacağı başka şeyler de vardır."
"Robinson gâvur ismi galiba"!
Geceyi Tavşanbükü'nde, Varol çiftinin yanında geçirmeyi tasarladığımız ve ıssız adada aç kalmaktan korktuğumuz için çantamızı ekmek, domates ve hıyarla doldurup çadırımızı da sırtlayarak tekneye binerken, Salih Mete'nin eşi "Gidin dinleyin Harika'yı da, hakkında yalan yazmayın ha!" uyarısıyla yolcu ediyor bizi. Yarım saatlik tekne yolculuğundan sonra tokalaşıyoruz "Harika"yla. Pek tekin görünmeyen köpekleri Barış ve Robi ise uzun müddet sonra farklı insan yüzü gördükleri için saldırmakla kendilerini sevdirmek arasında karışık hissiyatlar içindeler. İlk sorumuz "Niye Robi ismi koydunuz köpeğinize" oluyor. Harika yapıştırıveriyor yanıtı: "Bana Robinson demişler ama ben Robinson'a karşıyım. Neden biliyon mu; köpeğimin ismi Robi çünkü. Robinson ne demekmiş ki! Gâvur ismi galiba. Siz de öyle yazın, Harika, Robinson'a karşıdır deyin."
Harika lakabını çocukluğunda Bozburun'a gittiğinde bir kasap takmış. O gün bugündür de Harika olarak tanınır olmuş. Harika'nın dağlardan topladığı onlarca çuvallık adaçayı ve kekiği istiflemekle uğraşan eşi Fatma önceleri pek yakınlık göstermiyor bize. İsteksizce bir çay koyduruyor yeni evli kızı Meryem'e. Ayda-yılda bir annesini ziyarete gelen 21 yaşındaki Meryem, annesinin kulağına eğilip bir şeyler söylerken şüpheyle teybimizi süzüyor. Ortaokulu bitirdikten sonra devam etmemiş liseye. Zaten Meryem'e göre liseye devam eden kızlar hemencecik kocaya varıyormuş. Hoş, kendisi de kocaya varmış ama hakir görüyor liseli kızları. Ne o öyle, kısa etekle filanÇayları koyduktan sonra çardağın arkasına geçip çöpleri karıştırıyor ve elinde bir gazete kupürüyle yanımıza geliyor: "Gazeteye almışlar bizimkileri. Siz de bunu yazmak için mi geldiniz?" Fatma'nın bıçak açmayan ağzını kızının bu sorusu açıyor: "Çocuklarını başkalarına vermişler de, kendileri adada yaşıyorlar demiş. Siz öyle yazmayın, deyin ki fakirdir Harika. Kendi halindedir. Öylece yaşar durur."
"Harem ve Kuzenler"
Germaine Tillion "Harem ve Kuzenler" kitabında, Akdeniz havzasındaki akraba evliliklerini irdelerken, bu tür evliliklerin temelinde toprağın sahiplik yapısının bozulması korkusunun yattığını belirtir. Üç kızını da akrabalarıyla evlendiren Fatma Varol da Harika'nın kuzini. "Toprak başka aileye geçmesin diye mi akrabalara verdiniz kızları" sorumuza hınzırca bir gülümsemeyle yanıt veriyor 56 yaşındaki Fatma, "Yaa, niye ele vereyim kızlarımı? Hepsini de akrabalarıma verdim. Onlara ev de yaptırdım. Zaten Harika'yı da ben kendim gidip Söğüt'ten aldım. Dayım istemiyordu beni gari!"
34 yıl evvel, yani henüz "turizm gelmeden", Tavşanbükü'nde 10'u aşkın aile yaşarmış. Gel zaman git zaman, tek tek Bozburun'a taşınmışlar. Kimi varını yoğunu satarak yat alıp turist gezdirerek kazanmaya başlamış hayatını, kimi de açtığı dükkânın eşiğine oturup geçirmeye başlamış zamanını. Doğma büyüme Tavşanbükülü olan Fatma ise, Harika'yı "alıp yarımadaya koyalıberi" zinhar göz dikmemiş Bozburun'a. Hoş, Bozburun'da iki katlı ev yapmışlar, kızları da evlendirip yollamışlar ama ne iki katlı evin kapısı aralanmış ne de kızlar yarımadada kalmaya zorlanmış. Tek oğul Duran da akranları gibi turistlerin peşine düşüp hayatını turizmcilikten kazanmış. Harika'nın 10 kilometre ötedeki Söğüt Köyü'nde yaşayan babası ölüm döşeğindeyken haber salmış "Gelsinler yanıma, af dileyeyim gari" diye. "Ben bir cahillik ettim, istemedim Fatma'yı, çok pişmanım." Baba gözlerini yumduktan sonra Harika tekrar Tavşanbükü'ne dönmüş ve 34 yıldan bu yana, deyim yerindeyse taşın üstüne bile ektiğinin 10 katını biçtiği verimli topraklarıyla uğraşarak geçirmiş ömrünü.
"Modern" dünyadan "pre-modern" bir uzama geçiş hissi, sıradana yapılan sıradışılık muamelesi neticesinde bir yerel muhabir, yarımadaya yolu düşüp Harika'yı adaçayı toplarken görünce, "İşte çağın yeni Robinson Crusoe'u" yollu bir haber yapmış. Özellikle "sıradanlığı" sonradan başarmak için büyük şehirlerde yıllarca çalışıp birikimlerini Akdeniz veya Ege'deki bir arsaya yatıran ve hayatını sükûnet içinde sonlandırma çabasına düşenler için bulunmaz bir örnektir Varol çiftinin adadaki yalnız hayatı.

spacer
 
1  2  
 
spacer
1   2   3   4   5  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital