| |
|
 |
Ünlü Marksist Düşünür Terry Eagleton 'Hayatın Anlamı'nı Açıkladı
En güzel cevap kolektif olandır
Edebiyat kuramının en büyük ismi kabul edilen Terry Eagleton geçen günlerde İstanbul'daydı. Fırsattan istifade Emirgan Korusu'nda konuştuğumuz Marksist düşünür, Hıristiyanlığın felaketinin kimden kaynaklandığını da, insanların sisteme neden isyan etmediğini de anlattı. Röportajın bonusu ise hayatın anlamıydı…
Emirgân Korusu, Büyükşehir Belediyesi'nin İstanbul'un 'görünür' yerlerine serpiştirdiği lalelerden payını fazlasıyla almış. Üçgen, dörtgen, geniş veya dar lale kümelerinin meydana getirdiği renk cümbüşünün içinde Terry Eagleton ile dolaşıyoruz. Bay Eagleton, sabah mahmurluğundan henüz tam olarak sıyrılamamış, uykulu bakışlarını laleler üzerinde gezdiriyor. Bir yandan da günün herhangi bir saatinde eksik olmadığı anlaşılan neşesiyle Türkçe pratik yapıyor. Öğrenmek istediği cümleler sırasıyla şunlar: "Merhaba", "Teşekkür ederim" ve (her ihtimale karşı) "Beni çabuk İngiliz büyükelçisine götürün!" Edebiyat kuramı bugün dünyada Terry Eagleton adıyla anılıyor. Yani karşımızda keyif içinde çayını yudumlayan ve birbiri ardına espriler patlatan neşeli İrlandalı, günümüzün en önemli düşünürlerinden biri. Başta "Estetik ve İdeoloji", "İdeoloji" ve "Kuramdan Sonra" olmak üzere kitapları tüm dünyada milyonlarca satmış bulunmakta ve bu eserler üniversitelerin ilgili bölümlerinde okuyan öğrencilerin başucu kitabı. Üstelik o, Karl Marx'ın tavsiye ettiği üzere "dünyayı yorumlamayı değil değiştirmeyi" mesele edinmiş filozofların soyundan geliyor. Eagleton, yaşamının her anında kavganın içinde olmuş. Gençliğinde yakın durduğu Katolik Kilisesi'nde de, taşralı ve Marksist bir İrlandalı olarak İngiliz kaymak tabakasını temsil eden Oxford Üniversitesi'nde kendine bir yer edinirken de, yine Oxford'un koridorlarında devrimci gazeteler satarken de ve pek az akademisyenin yapabildiği gibi bir gün Oxford'u aniden bırakıp giderken de inatçılığı, mücadeleciliği ve muhalifliğiyle göze batmış. Pratik ve yaratıcı zekâsı da bu mücadele sırasında epey işine yaramış. Bir meslektaşının Eagleton hakkında söyledikleri onu iyi açıklıyor: "Terry Arjantin'de yaşasaydı gözaltında kaybolanlardan biri olurdu, Doğu Avrupa'da ise muhtemelen hapishaneye düşerdi ama Oxford ne yaptı? Onu John Bayley'nin İngilizce profesörlüğü koltuğuna oturttu. Peki Terry ne yaptı? Daha ilk dersinde John Bayley'yi çöpe fırlattı."
"II. Jean Paul Hıristiyanlığın felaketiydi" İstanbul Büyükşehir Belediyesi neyse ki sadece lale dikmiyor. Bu 'mühim' şahsiyetle karşılıklı oturabilmemizi belediyenin onu "Arzın Merkezinde Buluşmalar" isimli konferans serisine konuşmacı olarak davet etmesine borçluyuz. 14 Nisan'da Cemal Reşit Rey Kongre Salonu'nu dolduranlar Eagleton'un "İdeoloji ve Eleştiri" başlıklı konuşmasını dinleme fırsatını buldu. Biz ise konferanstan bir gün önce onunla Emirgân sırtlarından Boğaz'a baktık ve dünyanın gidişatı ve hayatın anlamı üzerine konuştuk. İlkin de İstanbul'u birkaç ay önce ziyaret etmiş bir diğer misafiri, Papa 16. Benedikt'i sorduk. Zira Eagleton'ın üzerinde düşünmeyi en çok sevdiği meselelerden biri, gençlik yıllarında epey yakın ilişki kurduğu Katolik Kilisesi, daha da genel olarak Vatikan'ın işleri "Jean Paul, Hıristiyanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biriydi. Ratzinger de maalesef onu aratmıyor. Zaten Vatikan'ın hikâyesi her zaman uzun ve sıkıcı olmuştur. Hikâye devam ediyor" diyor Eagleton gülümseyerek. "Bir önceki Papa, Katolik Kilisesi'nde ciddi sol eğilimler olduğu bir dönemde seçildi ve Vatikan'ı bir Soğuk Savaş kurumu haline getirdi. Solcuları da tasfiye etti. Oysa o dönemde Hıristiyan dünyasını daha hümaniter kılacak bir Papa'nın seçilmesi bekleniyordu, olmadı. Üstelik 2. Jean Paul, prezervatifleri kınayarak milyonlarca Hıristiyan'ın AIDS'ten ölmesine de sebep oldu. Şimdiki Papa'nın seçimi ise Vatikan'ın modern dünyayla köprüleri attığının bir işareti sayılabilir." Eagleton, Ratzinger'in İslam ve şiddeti bağdaştıran konuşmasının ise gülünç olduğunu düşünüyor: "Ratzinger çok sağcı ve şahin bir Papa. Neredeyse seçilir seçilmez yaptığı o konuşma, Batı'nın İslam ülkelerinde epey şiddet kullandığı bugünlerde gülünç sayılır. Papa şiddetin, özellikle de askeri şiddetin ne olduğundan bihaber gibi konuştu. Zaten Ratzinger ile hümaniter bir Hıristiyanlık için fırsat yine kaçmış oldu. Yükselişte olan dini radikalizmin karşısında kullanabilecek bir silah kalmadı. Bugün özellikle ABD radikalizmle karşı karşıya. Ama onlar 'radikal' denince başka yerleri düşünüyor, dönüp Teksas'a bakmak akıllarına gelmiyor."
|
 |
|