![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Dağkapı'daki Bombalı Saldırıdan Sonra gittik Ve Gördük Ki Diyarbakırlı'nın Pkk İle Arası Açılıyor, Ama Devl Ete De Hâlâ Mesafeli Diyarbakır Yas Evinde
Diyarbakır'da herkes şiddetten, yoksulluktan, işsizlikten ve umutsuzluktan bıkmış. Yasadışı işler ve fuhuş da zirvede! Ama insanlar öncelikle şiddetin ve yoksulluğun bitmesini istiyor. İşte her kaldırımında ayrı bir trajedi, her evinde -birbirine benzese de- farklı acılar yaşanan Diyarbakır'daki zamanın manzarası. Halk ilk kez bu kadar yorgun, bezgin ve bedbin görünüyor Diyarbakır'da. Tek sebebi 3 Ocak akşamı Dağkapı'da hayatı bıçak gibi kesen bombalama değil elbet. Yoksulluk, korku, umut ve umutsuzluk o kadar iç içe kiAynı bıçak insanların ilgilerini de etkilemiş. Diyarbakır Sanat Merkezi Proje Sorumlusu Özlem Örçen, her bombalama olayı sonrasında kütüphaneye ve sanat merkezine gelen insan sayısında ciddi bir azalma gözlemlediğini söylüyor: "Olaylardan 20 gün sonra insanlar tekrar etkinliklere katılmaya başlıyor. Ama bunlar daha çok orta sınıftan insanlar. Yoksul gençler kahvehaneleri tercih ediyor" Cebinden pahalı sigarasını çıkarıp "Alın lütfen, benim değil, zenginin malıdır. Ana sütü gibi helal yani" diyerek dumanını dar kahvaltı dükkânındaki büyük aynaya üfleyen yankesici Hacı D. de şehrin bedbin yüzünün bir yansıması. "Acısı olmayan adam sigarayı bırakır. Bizim sigarayı bırakmamız için sebep yok ki! Başbakan'ın keyfi yerinde. Ne derdi var ne tasası. Sonra da diyor ki 'Sigara içmeyin, ölürsünüz.' Günaydın Sayın Başbakan, biz zaten ölüyüz!" Hacı D. mesleğini tanımlarken "Ben gayrı meşruda çalışıyorum, doğrudur. Bunun sorumlusu devlettir, bu da doğrudur" diyor. Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu'ya göreyse "gayrı meşru" meslekler Güneydoğu'da yaşananların kirli yüzünü gösteriyor. "Telefon işi" yapan Hacı D. aslında İstanbul'da yaşıyor. "Ufak bir iş için" dönmüş. Ona ulaşmamıza vesile olan kahvaltı salonu sahibiyle telefonlaştığımızda "Müşterim bol kektorbacı, cepçi, hapçı. Kimi istersen yarına hazırlayayım ama resim çekmek yok, teyp yok" demişti. Teklifini nazikçe reddedip sadece kendisiyle görüşmek istediğimizi söylememize karşın Suriçi'ndeki işyerine gittiğimizde zayıf, sağ bacağı sakat Hacı D.'yle karşılaşıyoruz. Kahvaltıcı "Ma sen Diyarbakır'daki sorunları yazmaya gelmedin? Al işte sorunun en çıplak örneği" diyor. "Çıplak örnek" beş yıl yattığı cezaevinde gardiyanların gazabına uğramış. Ardından koğuştakiler sıkıştırmış, "gayrı meşruda" çalıştığından. Koğuş arkadaşları da hep gayrı meşrudan! Yaptığı işin nedenlerini sadece o kalkan edinince "Diyarbakır'ın adını lekeliyorsun" deyip üstüne yürümüşler. Hacı D., Diyarbakır Kasaplar ve Besiciler Oda Başkanı Sait Şanlı'nın Yas Evi'nde zorla çantamıza tıkıştırdığı çöreği yoğurda banıp yerken bir yandan da anlatıyor: "Yedi çocuk babasıyım ama çok azar işittim bu yaşımda. Gardiyanın dövmeye hakkı yok. Kanunları bilsen yapamaz ama cahil olduğumuz, gayrı meşruda çalıştığımız için isteyen istediği gibi davranabiliyor. Bu ülkenin önemli bir sorunu da gardiyan sorunu. İşkence yok diyorlar. Gardiyanı kötü bir hapishanede kalacağıma, her gün işkence göreyim daha iyi!" Kahvaltı salonuna giren müşteri "Yine açmışsın römork kadar ağzını. Ma bilmiyorsun, karşında ecnebi bir gazeteci var, ma korkmuyorsun" diye sataşıyor Hacı. D'ye. Bizimkinin yanıtı ortalığı kahkahaya boğuyor: "Ma her saçı uzun adam ecnebidir? O ecnebi olsa bile gelmiş dinliyor. Kaç yıllık arkadaşız, bir defa olsun derdimi dinledin mi! Ecnebiler bizden iyi oldukları için kötü diyoruz. Kötü biziz!" "İş olsa, neden meşruda çalışmayayım?" Siyasi konulara girince celalleniyor Hacı D.; ayağa kalkıp Atatürk'ten sonraki devlet büyükleri aleyhine dava açacağını, karartılmış geleceğinin hesabını soracağını söylüyor. Yüzü kapıya dönük değil ama iki polis girince suspus oluyor. Polisler çıkınca "Kafamın arkasında da iki göz var! Şaka şaka, aynadan gördüm girdiklerini" diyor ve meramını özetliyor soluk almadan: "Devletle PKK savaşıyor ama onların savaşı beni gayrı meşruya itiyor. Koşulları bilsen, oturup ağlarsın. Ma iş olsa, niye meşruda çalışmayayım! Burada insanın değeri yok ama Batı'da var; orada da sadece Batılılar'a var, bize yok. Bana hırsız diyorlar ama büyük hırsızlar hep saygı görüyor. İlaç hırsızları, devleti soyanlar baş köşeye oturuyor. Atatürk'ten bu yana bizi hep kobay olarak kullanıyorlar. Atatürk, rahmetli, hiç kötü bir şey yaptı mı? Tüm devlet onundu ama yakınlarına en ufak bir kıyak yaptı mı, ben duymadım. Belki de yapmıştır ama duymadık. Diyorsun ki, niye telefon çalışıyorsun. Onu soracağına, niye eğitmediğini, niye karnımı tok tutmadığını, iş bulmadığını sormuyorsun. Diyor ki, insanlar cahilliğinden dolayı yapıyor hırsızlığı. Bilinçli olsam da yaparım. Açım çünkü. Eğitim şart, diyorlar. Aç insan ne yapacak eğitimi. Yedi çocuğumun yedisi de liseye kadar okudu. Ama aç olunca, mecburen çalışmaya gittiler. Fındık işinde çalıştık ama hep aç karınla. Mecbur, gayrı meşruya kaydık. Devlet diyor ki, Diyarbakırlı'yı aç bırakalım, belki adam olurlar. Aç bırakarak adam yapamazsın kimseyi. Devlette akıl-mantık var ama hesaplarına gelmiyor; bilinçli şekilde bilinçsizlik yapıyor. Ama bizde bir laf vardır, 'Anton kül yutmaz, yutarsa hepsini yutar' diye. Daha da bu halk kül yutmaz. Yutarsa, hepsini yutar." "Söz artık anlamını yitirdi" Diyarbakır'da kimsenin hayatının sıradan olmadığını, 1990'dan bu yana Diyarbakır'daki loş ve dar sokaklardan haber toplayıp gördüklerini "Güneydoğu'da Fuhuş" kitabında biraraya getiren gazeteci Ahmet Sümbül de vurgulayacak. Ama önce Dağkapı Ciğercisi'nde buluştuğumuz, "Esas işim söz ve yazı ama ilk defa olanlar karşısında nutkum tutuluyor" diyen gazeteci yazar Şeyhmus Diken'in Kürt sorununa bakışla ilgili eleştirisine kulak veriyoruz: "1927'de Diyarbakır gelişmişlik açısından Türkiye'nin üçüncü şehriydi. 2007'de açıklanan bir araştırmaya göre 63. sıraya düşmüş. Kürt sorununun bir tarafı siyasalsa bir tarafı ekonomik. Yoksulluğu çözerseniz Kürt sorununu çözmüş olmayacağınız gibi, PKK'yı bitirerek de yoksulluğu çözemezsiniz. Bütün olarak bakmak gerekiyor. İstanbul'da araç yakan çocuklardan birinin Diyarbakır ÖSS birincisi olduğu ortaya çıktı. Demek ki mesele sadece cehalet veya yoksullukla açıklanamaz. Ekonomik durumu iyi olan bir sürü ailenin de PKK içinde çocukları olduğu biliniyor." 3 Ocak'taki bombalamaya da sözü getiriyor Diken. "Olaydan sonra Erdoğan ve Baykal geldi Diyarbakır'a ama bu, basına yansıdığı gibi bir heyecan yaratmış değil. Diyarbakır için söz artık anlamını yitirdi. Herkes eylem bekliyor devlettenDiyarbakır çok yüzü olan bir şehir ve hangi pencereden bakarsanız öyle bir Diyarbakır görürsünüz. Gördüğünüz Diyarbakır yüzü size yeter ve ona saplanıp kalırsanız en büyük yanılgınız olur!" |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|