AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

Ünlü Yazar Feridun Zaimoğlu Ve "Leyla" Romanında Hikayesini Anlattığı Annesi Güler Zaimoğlu Sadece Yeni Aktüel'e Konuştu

"Feridun 'Yazar Olacağım' Dediğinde Tüylerim Diken Diken Oldu"
Gökçen B. Dinç 


15 Yıl Önce Yazdığı İlk Kitabı "kanak Dili" Yayımlandığından Beri Almanya'yı Kasıp Kavuran Yazar Feridun Zaimoğlu'nun Ünü Almanya'nın Sınırlarını Çoktan Aştı, Ancak Türkiye'de Hâlâ Pek Tanınmıyor. Annesinin Hayat Hikâyesinden Yola Çıkarak Yazdığı "Leyla" Romanının Türkçede Yayımlanmasını Fırsat Bilerek Söyleşi Yaptığımız Zaimoğlu, Sadece Kitabı Değil, Yazarlığından Dindarlığa, Almanya'daki Türklerden Neo-müslüman Kadınlara Birçok Konuda Çarpıcı Yorumlarda Bulundu. Annesi Güler Zaimoğlu Da Hayatını, Kitabı, Oğlunun Çocukluğunu Ve Nasıl Yazar Olduğunu İlk Kez Yeni Aktüel'e Anlattı.

"Korkunç baba dayağıyla büyüdüm. Beş kardeş büyük zulüm gördük. Dayaktan beteri, günde yüzlerce kez beddua ederdi. Annem susturulmuştu, hiç konuşmazdı, bizimle hayatı boyunca on cümle ancak konuşmuştur. Sadece gözleri konuşurdu."
Güler Zaimoğlu'nun cesurca çocukluğunu özetlediği bu cümleler başlangıçta ürkütebilir, ancak onun hayat hikâyesinden yola çıkarak oğlu Feridun Zaimoğlu'nun yazdığı "Leyla" romanını okurken hissettiklerinizin yanında hiç kalıyor aslında. Roman, 1940'lı yıllarda Malatya'da doğan Leyla'nın şiddet ve yoksulluk içinde geçen çocukluğu ile başlıyor ve Leyla'nın evlenerek Almanya'ya gitmesi ile son buluyor. Hikâyede Ermeni kökenli olmak, Kore Savaşı, Kürtler gibi "sorunlu", aile içi şiddet, hatta ensest gibi "cıs" temalar var. Haftalar boyunca Ankara'daki evinde annesinin hikâyesini dinlemiş Feridun Zaimoğlu, dinlediklerini kasetlere kaydetmiş. "Dişil sesi bulabilmek için" 18 ay uğraştıktan sonra, "kâğıt üzerinde cinsiyet değiştirerek" ilk kez hikâyeyi bir kadının ağzından anlatmış ve "içinizdeki buzları kıran" bir roman yazmış.
Feridun Zaimoğlu röportajını yaptıktan sonra, romanın ilham kaynağı Güler Hanım'la röportaj yapma talebimi telefonda Feridun Bey'e iletirken aslında endişeliyim. Güler Hanım'ın bugüne dek oğluyla ilgili uluslararası onlarca röportaj teklifini geri çevirdiğini biliyorum. Neyse ki romandaki ayrıntıları kullanarak "spekülatif" değil, "çarpıcı" bir röportaj olacağı sözüme inanarak kabul ediyor. İstanbul'un en karlı günlerinde Ankara'ya, "Leyla"nın başladığı eve çok gecikerek varsam da, Güler Hanım ve eşi Metin Bey güler yüzle karşılıyorlar. Rengârenk, neşeli, cana yakın insanlar her ikisi de, evleri de onları yansıtıyor. Güler Hanım ilk röportajında çok ama çok heyecanlı, nereden başlayacağı konusunda kararsız, ancak oğlunu anlatmak için sabırsızlandığı her halinden belli oluyor. Metin Bey'in özenle demlediği çayları henüz içmeye başlamadan, Güler Hanım'ın "Feridun dünyaya gelişiyle, hayat tarzıyla, okuyuşuyla, bizi çok şaşırttı baştan beri" demesiyle, henüz ses kayıt cihazımı açmadan başlıyor aslında röportaj: "Çok ama çok soğuk bir ev. Fareler, örümcekler cirit atıyor... Uzun bacaklar, simsiyah bir gövde, bacağını tuttuğunuzda elinize birden yapışır, ama atmak zorundasınız, yoksa eve dağılacak." Güler Hanım, Feridun Zaimoğlu'na hamile olduğunu öğrendiğinde içinde bulunduğu şartları böyle özetliyor, ancak onu bugünlere getiren tavrının da ipuçlarını ekliyor: "Örümcekten çok korkardım, ama benim için korkuyu yenmenin, hayatla mücadele etmenin ilk adımıydı bu korkumu yenmek."
Güler Hanım, tam iki gün doğum sancısı çektikten sonra 4 Aralık 1963'te Bolu Gerede'de oğlunu dünyaya getirmiş, çocukluğuna dair ise sıra dışı ayrıntılar aktarıyor: "Hiç ama hiç ağlamadı. İlk iki ay sadece etrafa bakındı sabit gözlerle. Kafasını tutmaya başladığında da etrafı seyrediyordu. Hiç uyumuyordu, iştahı yerinde değil, kilo alamıyor. İlk bir sene böyle geçti. Sonrasında da hiçbir çocuğa benzemeyen enteresan bir çocuktu. Kendine ait bir dünyası vardı. Dört-beş yaşlarında dahi çok konuşmaz, muhabbete sadece gerekliyse katılırdı."
"Ne olacak bu çocuğun sonu!"
Feridun Zaimoğlu henüz sekiz yaşındayken kitaplarla tanışmış, bir daha da bu tutkusundan vazgeçmemiş: "Eline ne geçerse okuyordu. Sokakta bulduğu yazılı şeyleri eve taşıyor, kütüphanelere gidiyor. Odasında aynı anda en az beş kitap açık vaziyette dururdu. Hiç çocuk gibi oyun oynamadı. Dizinde bir kâğıt parçası, devamlı yazıyordu. O gün bugündür okuyor ve yazıyor."

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 210. sayısında bulabilirsiniz!


1   2   3   4  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital