AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema televizyon Bölümü'nün Görme Engelli Öğrencisi Devrim Tarım:

"Amacım Görsellikle Körsellik Arasında Köprü Kurmak"
Göksan Göktaş / 


Annesinin düşük yapma çabası gözlerine mal olmuş! İstenmeyen bir çocuk olarak inatla gelmiş dünyaya. "Diplomat olup dünya barışı için falan uğraşırım" niyetiyle uluslararası ilişkiler okumuş ama "Diplomat olmak için aristokrat olmak gerekiyormuş" deyip dönmüş o yoldan! Sinemacı olmak istemiş, "Senin işin değil bu, kendine başka bir iş seç" demişler ama o inatla sinema okumaya, yönetmen-senarist olma hayallerinin peşinde koşmaya devam ediyor…

"Amacım görsellikle körsellik arasında bir köprü kurmak" diyor sigarasından derin bir nefes çektikten sonra! Kısa bir duraklamanın ardından, yolunu çok önceden çizenlere özgü bir özgüven ve hafif tertip bir alaycılıkla ekliyor: "Kör bir adamın sinemayla ne işi var diye soranlara cevabım budur!"
Devrim Tarım, görme engelli bir sinema öğrencisi. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü'nün "boyalı kuş"u! ODTÜ Uluslararası İlişkiler'i bitirdikten sonra yüksek lisansını sinema üzerine yapmak istemiş ama mülakatta "Sana göre değil bu bölüm, kendine uygun bir alan seç" öğüdünü (!) alınca azmetmiş tekrar ve üniversite sınavına girip sinema bölümünü kazanmış!
Devrim, kendi tabiriyle "görenler, duyanlar, yürüyebilenler için kurgulanmış" düzende varolma savaşı veren, hayata inatla tutunan insanlardanHayatının başladığı noktada başlıyor inadı! Eskişehirli çiftçi bir ailenin altıncı çocuğu. İstenmeyen bir bebek olarak "kazara" dünyaya geliyor. Annesi, Devrim'i "düşürmek" için kulaktan dolma yöntemlere başvuruyor; birkaç kutu ilaç yutuyor, iğne yaptırıyorNe yapsa, ne etse doğuyor Devrim ama "düşük" çabalarının neticesi olarak şiddetli bir göz tansiyonu hastası olarakİstenmeyen bebeğin kimliği de hazır. Devrim doğmadan kısa bir süre önce, iki buçuk yaşında vefat eden ağabeyinin kimliğiyle devam ediyor hayataYani Devrim aslında ağabeyinin adı!
Göz sinirleri çok zayıf olduğu için ışık çocukluğunun kâbusu oluyor Devrim'in. "Biraz kendimi anlamaya başladığım zamanlarda karanlık odalara kilitlediğimi hatırlıyorum kendimi. Işık çok şiddetli ağrı yapıyordu gözlerimde" Işıkla macerası çok uzun sürmüyor, çocukluğunun ilk dört-beş yılına ait, bugün artık silinmeye yüz tutmuş görüntüler kalıyor hafızasında. Sonrasında ışık hiç yok"Annemin mavi gözlerini hatırlıyorum, ağlıyorBir de portakalın rengini hatırlıyorum hayal meyal. Bugün ne zaman portakala dokunsam ya da kokusunu duysam geliyor aklımaÇok az görüntü var aklımdaIşık bende hep bir kusma isteği çağrıştırıyor. "
Yalnızlık duygusunun her merhalesinden geçiyor Devrim çocukluğunda! O yüzden can sıkıntısına idmanlı, o yüzden hayatı, kendisini ti'ye almayı herkesten iyi biliyor: "Yalnız bir çocuktum. Anne ve babamdan rahatsız edici bir merhamet ve suçluluk duygusu hatırlıyorum. Görmediğimi de zor kabullendiler. Biraz cahillik ve yoksulluk da var tabii. Birileri 'Görüyor mu' diye sorduğunda 'Görüyor tabii' diyorlardı. Kardeşlerimle ve arkadaşlarımla uydurma masallar anlatırdık birbirimize. Televizyon falan da yoktu evde. Babaannem savaş yıllarına ait anılarını anlatırdı. Ben hep kafamda kurardım tabii. Görmeyen birinin gören bir insana kafasındaki sinemayı, kendisine ait görsel dünyayı anlatması o kadar zor kiBütün oyuncaklarımı kendim yapardım. Kapının önünde bizimkilere ait, hurda bir minibüs vardı. Onun parçalarıyla mekanik oyuncaklar yapardım kendime. Hiçbir şeye benzemeyen, tak-çıkar, sök-yeniden yap tarzı oyuncaklar. Kendi legomu kendim yapıyordum yani!"
İlginçtir; eve televizyonun giriş yapması da Devrim'in ısrarıyla oluyor. Dünya kupasını izlemek istiyor Devrim ve babasından televizyon istiyor. "Babam 'Radyo neyine yetmiyor, ne yapacaksın televizyonu' dedi ama diğer kardeşler de ısrar edince alındı televizyon ve benim televizyonla maceram başladı. Ya bir arkadaşıma ya da kardeşlerime anlattırırdım sahne sahne televizyonda ne varsa. En çok çizgi filmleri sorardım, ne bunlar, neye benziyor diye. 'Garabet bir şeyler' olduğunu anlıyordum ama böyle bir şeyi nasıl yaptıklarını anlamıyordum. Hadi filmlerdekiler bize benzeyen insanlardı ama bunlar ne işti çözememiştimŞimdi artık arkadaşlarıma 'Yönetmen hangi açıyla çekmiş, nerede zoom yapmış diye soruyorum. Herkesin kör olduğu dramatik Türk filmlerini izleyip katarsis olduğumuz yıllardı diyebilirim yani (gülüyor)."
Devrim'in hayatını değiştiren hamleyi ise dayısı yapıyor. Devrimin tabiriyle "sıkı bir 68'li" dayı, Devrim için Ankara'daki görme engelliler okuluna başvuruyor. Ailenin Devrim'i hiçbir yere göndermeye niyeti yok aslında. "Ölene kadar biz bakarız sana, sonra da kardeşlerin bakar" diyor onlar. Devrim okula kabul ediliyor, Ankara'nın yolunu tutuyor. "Görme engelliler okulu yılları da bir tuhaf. Asla pedagojik eğitimden geçmemiş hocalar, dayak gırlaAynı odada kaldığım, benden birkaç yaş büyük bir arkadaşım vardı. Bir nevi okulun mafya babasıYanına üç beş tane 'az gören' arkadaş almış, okulda terör estiriyordu. Yüzde 20, yüzde 30 gören arkadaşlar vardı. Adam sağlama almıştı kendini yani. Haraç alıyordu, korkutuyordu çocukları. Ben ona ve çetesine baş kaldırdım okulda. Sonra odamdan oldum tabii, odaya almadı beni. Başka arkadaşların odasına sığındım bir süre. Sonra başka bir odaya aldılar beni"
Devrim zorluklarla baş etmeyi iş edinmiş ve bundan zamanla hoşlanmaya başlamış: "Zaten benim bütün hikâyem bana sunulan koşulları kabul etmemekten ibarettir" diyor.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 155. sayısında bulabilirsiniz!


1   2   3  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital