AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

"İslamcı, Tesettürlü Kadın Yazar" Kimliğine İtiraz Eden Fatma Barbarosoğlu İle "Başı Açık" Bir Söyleşi

"Dinciler de laikçiler de şekilci ve kuşatıcı!"
SEMİN GÜMÜŞEL / 


O, başı kapalı, ufak tefek bir kadın; çok kırılgan görünüyor. Seçtiği kelimelerse bir o kadar özenli; hep kontrollü fakat zamanla anlıyorsunuz ki, tabiatı böyle! Bense onun tabiriyle başı açıklardanım. "İslamcı, tesettürlü kadın yazar" kimliğine başından beri itiraz eden, sadece kendi olan bir kadın, Fatma K. Barbarosoğlu'yla kaleme aldığı ilk kadın romancı Fatma Aliye'yi, saçlı, türbanlı ve sarışın kadınları konuştuk.

- Fatma Aliye nasıl bir karakter?
1862'de Abdülaziz döneminde doğuyor, Abdülhamit döneminde evleniyor. İttihat ve Terakki döneminde yavaş yavaş unutuluyor ve Cumhuriyet'le tamamen hayattan geri çekilen yazar, felsefeci. Tanassur eden (Hıristiyan olan) kızını yıllarca göremiyor, bütün mülkler dedektiflere harcanıyor. Döneminde çok etkin, eserleri yabancı dillere çevriliyor. İslam coğrafyasında ilk roman yazan kadın olarak Ortadoğu'daki kadınları da çok etkilemiş. Hanımlara mahsus gazetede yazıyor, konferanslar veriyor. İlk kez hanımlararası dayanışmayı gerçekleştirmek için Cemiyet- i İmdadiye'yi kuruyor; Hilal-i Ahmer'in ilk kadın üyesi; Balkan Harbi için yardım topluyor. En önemli özelliği, Ahmet Cevdet Paşa gibi modernleşme taraftarı, dini ve hukuki bilgisi mükemmel bir alimin kızı olması. "Hayatımız modernleşmeli ama modernleşirken dinimizden vazgeçmemeliyiz" düşüncesindelerFatma Aliye'nin şahsında, kadınların edebi kamuya girişi Osmanlı'da İngiltere'den bile daha az acılı oluyor. Fatma Aliye ilk çevirisini, "Bir Kadın" diye imza atarak olay yaratıyor.
- Kitabınız okuyucusuyla buluştu ama basında çok ilgi görmedi sanki. Normalde ilk Türk kadın romancısının kitabının yeri göğü inletmesi beklenirdi
Sadece kitap ekleri ilgilendi. Bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinden dolayı edebi kamuda hiçbir hareket yok. Öte yandan kitabım en çok satan da olsa, hiçbir zaman en çok satanlar listesine girmeyeceğim. Kitap, benim kimliğimden dolayı daha az görülmüş olabilir ama ben tekliflere açığım. Birtakım tartışma programlarına çıkıp o dönemi anlatmak istedim çünkü büyük bir bilgi boşluğu var. İnsanlar bilmediği için çok başka değerlendiriyor. Bunu İslami, liberal, sosyal demokrat her kesim için söylüyorum. Fatma Aliye'nin şahsında, o dönemi anlatabileceğimi ve aslında aramızda o kadar da aşılmayacak nehirler olmadığını gösterebileceğime inanıyordum. Biz aynı tarihi ikinci defa yaşıyoruz. Marx der ya "Tarih önce trajedi olarak yaşanır, ikincisinde komedi!" Ortadoğu'da tarih daima trajedi olarak tekrarlanıyor.
- Köşenizde "Cumhurbaşkanı kadın olacak" başlıklı bir yazı yazdınız. Böyle olacağını mı düşünüyordunuz?
Akşam Gazetesi'nde "Cumhurbaşkanı sarışın, güzel bir kadın olsun" diye yorumlar yapılırken, Erkan Mumcu da bahsi geçen Deniz Ülke Arıboğan için "Olsun, çünkü stratejik bilgiye sahip" demedi, "Sarışın, güzel kadın" dedi. Dünya da siyaset de buraya gidiyor. İnsanlar adaylıklarını koymadan önce saç ektiriyor, kilo veriyor. Çünkü biz siyaseti aslında pop kültür kodlarından okuyoruz. İnsanlar nasıl birtakım pop yıldızlarına bayılıyorsa, buradaki güzellik vurgusu da böyle! Bizler teknolojiyle birlikte makineleştik ama bunu çok farkında değiliz. İşler iyi gidiyor gibi geliyor ama aslında yedek parçamız üretiliyor. Manevi özelliklerinden ziyade maddi özellikleriyle algılıyoruz. Bu bozulmanın içinde cumhurbaşkanı sarışın mı olsun, onu tartışıyoruz. Siyaset tıkandı. Hiç kimsenin hiçbir projesi yok. Postmodern dönemde, sündürülmüş bir şimdiki zamanın içinde hapis kaldık hepimiz. Geleceğe dair kimsenin vizyonu yok. Bir müddet sonra cumhurbaşkanı kadın olacak, erkeklere yer kalmayacak.
- Siz "21. yüzyılın kadınların yüzyılı olacağını" savunuyorsunuz
Ben teknolojinin gündelik hayatı çok fazla etkilediğini, ama etkilerinin farkında olmadığımızı düşünüyorum. Alman bir bilim adamı, kadınların beyin hücrelerinden artık erkeğe ihtiyaç kalmadan çocuk sahibi olabileceğini söylüyor. Bu olmasa bile, her birimizin bilinçaltına erkeksiz dünya yerleşiyor. Diğer taraftan, postmodern dönemin özelliği olarak da, zaten erkeklere çok yer yok hayatta. Sosyal, sanatsal zekâ gibi konulara bakın, en başarılı insanlar aynı anda bir sürü şey yapabilen ama bir konuda derinleşmeyenlerBu, erkek fıtratına aykırı! Kadın meselesi 20. yüzyıla aitti, 21.yüzyılın meselesi azalan erkek kimliği. Şiddetin temelinde de bu var. Çünkü erkek kimliği sorumlulukla kuruluyor. Daha önce evlenir, evin reisi olurdu. Şimdi kadınlar da çalıştığı için ailenin reisi de olmuyor, evlilikte de sorumluluk almıyor. İş hayatında da, biz "Kadınlar eziliyor" kısmını görsek de, bir erkek başarısızlığı var. 18 - 30 yaşa arası erkeklere bakmalıyız. Evliliklerin sürmemesinin ve şiddetin temelinde de bu var. Kimliğini ortaya koyamadığı için çaresizlikten şiddete başvuruyor.
- KA-DER'in bıyıklı kadınlar kampanyasına katılır mıydınız?
Hayır. Çünkü hakikatler magazinleştirilerek aslında buharlaştırılıyor. Tesettürle ilgili bir teklif gelse de katılmam.
- Kota meselesine nasıl bakıyorsunuz?
İnsanların projelerinin olmasını istiyorum. Partisi önemsiz! Ben, düşünen, merhametli, şefkatli, insanlara rakamlar üzerinden bakmayan insan görmek istiyorum. Kadın kotası geçen dönem AKP'de de aynıydı. Öbür taraf bize hiç kadın yok, der diye ne olduğu bilinmeyen kadınlar gitti Meclis'eSiyaset bilimi doktoralı, Ortadoğu uzmanı, tesettürlü kişi yerine ev ekonomisi mezunu, sadece reçelin şekerlenmemesini bilen biri "Oy getirir, teşkilata yakın" diye milletvekili oluyor. Ben Merve Kavakçı'nın adaylığına da karşıydım. İlk kez tesettürlü birisi aday olacak, ABD'den getirilmiş. Ölçü de, İngilizce'sinin çok güzel ve akıcı oluşu, bu vitrine yönelik!
- Bu tarz eleştirel düşüncelerinizden dolayı kendi çevrenizde de çok takdir görmediğinizi düşünüyorum. Neden?
Kitleye yönelik şeyler yazarsanız, daha çok okunursunuz. Bense bundan müthiş bir perhizle geri duruyorum. Kim takdir görüyor? Mesela Şule Yüksel bayraklaştırılıyor; Emine Şenlikoğlu'nu Türkiye tanıdı. Onlar erkekler dünyasından destek görmüştü. Sonraki dönemde erkekler dünyasıyla çatışan ilk tesettürlü kadın kuşağı girdi devreye; 80 kuşağı. Ben ne dayanışma ne de çatışma kategorileri içinde yer aldım. Başından beri yalnızım. Onun için hiç eski kimliğim yok. O eski kimlikler bile bir dayanışmaya girebiliyor. Ben bu dayanışmadan mahrumum. "Kadın / Tesettürlü kadın olduğum için eziliyorum" desem daha çok ilgi göreceğim. Ama mağduriyet psikolojisi üzerinden gitmiyorum.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 95. sayısında bulabilirsiniz!


1   2  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital