![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Rahip Santoro'nun Katil Zanlısı O.a.'nın Cezaevi Psikoloğuna Göre Gençlerde Şiddetin Artmasında Anneler Dizilerden Daha Tehlikeli "Boğaz Kesme Daha Başlangıç!"
TBMM Gençler Arasında Artan Şiddet Eğilimlerini Araştırma Komisyonu Uzmanı Prof. Dr. Adem Solak'a göre bir genç kızın annesini boğazını keserek öldürmesi daha başlangıç! Uzman, gençlerdeki bu şiddet halinin önlem alınmazsa ülkeyi çok büyük toplumsal tehlikelere sürükleyeceğini söylüyor. Annelerin ölümüyle sonuçlanan son cinayetlerde "anne tarafından uygulanan psikoljik şiddet" etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Solak ve diğer uzmanlara göre anne babalardan eğitmenlere, hatta siyasi liderlere kadar herkesin bu gidişatta sorumluluğu bulunuyor. Bu son yaşananlar doğrusu beni hiç şaşırtmadı. Annesinin boğazını keserek öldüren genç kız, çocuklarını ve eşini kurşuna dizen adamBu vakalar ülkemizde yeni görülmeye başladı belki ama şiddetin önlenmesi için ulusal boyutlarda politikalar geliştirilmezse, ne yazık ki daha pek çok üzücü olaya tanık olacağız." TBMM Çocuklar ve Gençler Arasında Artan Şiddet Eğilimleri ile Okullarda Yaşanan Şiddet Olaylarını Araştırma Komisyonu adına tüm ülke çapında araştırmalar yapan Prof. Dr. Adem Solak'ın ülke gündemini sarsan son olaylara ilişkin bu sözleri hayli çarpıcı. Ama uzman, söylediklerinde çok iddialı, "24 senedir cezaevlerinde, okullarda araştırmalar yapıyorum. Annesini, babasını öldüren, bunu defalarca düşünen insanlarla konuştum, olayların seyrinin nereye doğru yönlendiğini apaçık görüyorum" diyor. Prof. Solak'ı, özellikle gençler arasında yaygınlaşan şiddet eğilimi konusundaki tespitlerini dinlemeden önce aklımıza takılan soruyu soruyoruz: Bir insan, hele bir genç kız annesini neden öldürür? "Bunun sebebi büyük ölçüde aileye dayanıyor" diye yanıtlıyor Solak ve devam ediyor: "Siz daha çocukluk döneminden itibaren bebeğinizi şiddetle büyütürseniz, çocuğunuz şiddeti içselleştirir, yetişkinliğinde amansız şiddet uygulama arzusuyla yanar." Şiddet deyince, hemen hepimizin aklına fiziksel şiddet geliyor haliyle. Ama ne boy boy fotoğraflarla basına yansıyan üniversiteli katil genç kız ve kurban profesör anne trajedisinde ne de bu olayın gölgesinde kalan benzer iki anne cinayetinde çocuklara yönelik fiziksel şiddet uygulandığına dair herhangi bir işaret var. Aksine bilhassa ilk olayda son derece modern, kaba şiddete başvurmayacak kadar eğitimli, toplumun üst sosyo-ekonomik sınıfından bir aile profili görünüyor. "12 yaşına kadar 100 bin olumsuz cümle duyuyoruz" Prof. Solak da işte tam bu noktaya vurgu yapıyor, yani duygusal şiddetin de ne kadar "tehlikeli" olabileceğine"İnsanları hangi duygunun suça sürükleyeceğini kestiremezsiniz. Fiziksel şiddet görmüş olmak kadar psikolojik, zihinsel ya da sözel şiddet de etkili olur. Aslına bakacak olursak, araştırmalarımız bizim aile yapımızda anne şiddetinin daha fazla olduğunu gösteriyor. Fiziksel şiddet uygulamada babalar daha etkin olsa da sözel ve psikolojik şiddette anne baskın. Fakat bu konu hâlâ konuşulmuyor ülkemizde. Birine 40 defa deli derseniz, sonunda o insanı delirtirsiniz. Ne var ki yapılan araştırmalar annelerin 12 yaşına gelinceye kadar yani tam kimlik kazanma sürecinde çocuklarına 100 binin üzerinde olumsuz cümle kurduklarını gösteriyor. Siz çocuğunuza 100 bin kere 'aptalsın' derseniz, o çocuğun iç dünyasında karanlık noktalar birikir elbet." Uzmana göre bu karanlık noktalar hele bir de başka psikiyatrik problemlerle çakışırsa, çocuklar anne katili de olabilir, anne babası evdeyken pencereden atlayıp intihar ederek de gösterebilir içindeki şiddeti. Genç kızın ifadesinde en çok "Annem ihtiyaç duyduğum sevgiyi vermedi" sözleri düşündürmüş Prof. Solak'ı. Aynı zamanda Hayat Boyu Eğitim ve Gelişim Derneği Başkanı ve Trabzon'da öldürülen Rahip Santoro'nun katil zanlısı O.A.'nın da cezaevi psikoloğu olan uzman, bu cümleyi şöyle yorumluyor: "Annem ve diğerleri bana bu eylemle sonuçlanan nefret duygularını da aşıladılar!" Konuyla ilgili konuştuğumuz Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Şule Kaya'nın da yorumu farklı değil. "Burada sanki bir tahrik unsuru var" diyor Kaya. "Aile yaşamıyla ilgili uzun zaman devam eden sağlıksız bir yapı var. Ama belli ki bununla ilgili çok ciddi çözüm arayışlarına girilmemiş. Annenin bunalımı, içinde bulunduğu durum genç kızın sağlıklı olmasına engel; çocuğunu sürekli yargılayıp suçlamış. Acımasızca eleştirileri var. Üstelik genç kız küçük yaştan itibaren tartışmalı bir ortamda yetişmiş, ayrılığın ardından da kendini iyi hissetmeyen ebeveynin yanında kalmış; baba da çok destek olamamış anlaşılan. Bu arada bir de kızı cinnet anına götüren ruhsal hastalık başlamış, ama önlem alınmamış. Cinayet bağıra çağıra gelmiş aslında." Doç. Kaya da duygusal şiddetin, bazen fiziksel şiddetten daha zararlı olabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle de anneler tarafından uygulandığında"Fiziksel şiddette sanki bir ödeşme var; çocuk bir hata yaptığını ve karşılığında dayak yediğini düşünebiliyor. Ama ruhsal şiddet ömür boyu unutulmuyor." Kaya annelerin öfkeyle söylediği "Seni sevmeyeceğim, annen olmayacağım" gibi tehditlerin çocuklarda çok ağır travmalara yol açabileceğini önemle vurguluyor. Her iki uzman da daha çok anneler tarafından uygulanan psikolojik şiddetin bu cinayette de etkili olabileceğini belirtiyor ama tabii ki bu olay bir istisna değil. Prof. Solak'a göre son günlerde gözlemlediğimiz ve istatistiklerin de doğruladığı gençler arasında artan şiddet eğiliminde ailelerin çocuklara uyguladığı ruhsal, zihinsel şiddetin payı büyük. "Çocuk suçları artışında dünya şampiyonuyuz!" Uzmanlara göre, katil üniversiteli genç kız/kurban anne cinayeti gibi olaylar sadece birer öncü deprem. Gençlerin fail olduğu şiddet olaylarının artışıyla ilgili bir önlem alınmazsa, bizi çok daha tehlikeli günler bekliyor. Son olarak Doç. Şule Kaya'ya bir annenin bu şekilde öldürülmesinin şiddetin en ağır tezahürü olup olmadığını sorduğumuzda, yanıtı bize şu sıralar devam eden İstanbul Film Festivali kapsamındaki şiddet filmlerini hatırlatıyor: "Bana kalırsa şiddetin en ağır biçimi, hiç tanımadığı birini sadece zevk için öldürmektir." Bu kadarı bizim gibi üçüncü sayfa hikâyelerini roman niyetine okuyan toplumlar için bile fazla olabilir. Ama zevk için işlenen cinayetler, son yıllarda ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde çoktan endişe yaratacak bir sorun haline geldi. Hatta Festival'deki Naomi Watts'ın başrol oynadığı 'Ölümcül Oyunlar' isimli film, tam da bu konuyu işliyor: Yazlığa giden bir çift, temiz yüzlü iki kolejli gencin evlerine girmesiyle akıl almaz işkence ve eziyetlere maruz kalıyor. Durum gerçek hayatta da pek iç açıcı değil. Hatta geçen hafta Time Dergisi kapağını mutsuz, sevilmeyen, kontrol dışı gençlerin İngiltere'de yol açtığı şiddet ve korku terörüne ayırdı. İngiltere bu endişesinde pek de haksız sayılmaz. Time'daki haber son üç yılda ülkede 18 yaşından küçükleri işlediği şiddet suçlarının yüzde 37 oranında arttığını söylüyor. Londra'da faaliyet gösteren ve çocuklara yönelik hizmet veren bir organizasyonun kurucusu olan Camila Batmanghelidjh, "Hükümet yetkililerinin yerinde olsam, terörist bombalarından çok bu tehlike için endişelenirdim" diyor. Ülkede gençler arasında uyuşturucu madde ve alkol kullanımı diğer tüm Avrupa ülkelerine oranla çok daha yaygın. Tabii, Türkiye'yi bir Avrupa ülkesi saymazsak! Çünkü, ülkemizde gençler arasındaki şiddet eğilimine yönelik istatistikler bizim çok daha vahim bir durumda olduğumuzu gösteriyor. Üstelik sadece Avrupa'da değil! Prof. Adem Solak çocuk ve gençlerin işlediği şiddet suçlarının artış hızı açısından dünya şampiyonu olduğumuzu şu sözlerle belirtiyor: "Amerika'da çocuk suçlarında artış hızı yüzde 10'larda. Dünya ortalaması ise yüzde 20'nin altında seyrediyor. Ülkemizdeyse bu rakam yüzde 40'ı aşmak üzere!" 2006'nın son gününde ülkemizdeki cezaevlerinde bulunan 18 yaş altındaki genç ve çocuk sayısı 2115 iken bu sayı 31 Mart 2007'de 2637'ye ulaşıyor. Yani çocuk suçlarında artış hızıyla ilgili olarak İngiltere'nin üç yılda geldiği noktaya Türkiye'nin ulaşması sadece üç ay sürüyor. Prof. Solak, İzmir, Aydın, Balıkesir, Bursa, Manisa gibi illerde bu artış oranını yaklaşık yüzde 200'e ulaştığını belirtiyor endişeyle. Kendini ifade biçimi olarak şiddet Diğer taraftan TBMM Şiddet Araştırma Komisyonu'nun 60 ilde 2006-2007 öğretim yılı öğretim kurumlarına devam eden 30 bin öğrenci arasında yaptığı çalışma da gençler arasında şiddetin vaka-ı adiyeden sayıldığının bir göstergesi. Araştırmada üç ay içinde öğrencilerin yüzde 35.5'nin fiziksel, yüzde 48.7'sinin sözel, yüzde 26.6'sının duygusal ve yüzde 11.7'sinin cinsel şiddet uyguladığı dile getiriliyor. UPSAM (Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi) tarafından gençlere yönelik "Gençler Hayatı Nasıl Algılıyor" başlığı altında yapılan anket uygulamasında da sonuçlar pek farklı görünmüyor. 17 il merkezinde 1850 lise öğrencisinin katılımıyla gerçekleşen çalışmayı yürüten ekibin başkanı Doç. Şule Kaya, araştırmanın en önemli sonucunun gençlerden yükselen "çığlık" olduğunu söylüyor. Hem de çok şiddetli bir çığlık! Doç. Kaya'ya göre ailesinden ve yakın çevresinden şiddet gören genç de kendini ifade biçimi olarak şiddeti tercih ediyor. Araştırma sonuçlarına göre sadece gençler değil, toplumun her kesimi her fırsatta şiddete başvurmakta hiçbir beis görmüyor. Öğrencilerden yüzde 74'ü ailede şiddet gördüğünü, yüzde 65'i başkalarına şiddet uyguladığını ifade ediyor. En çok kime şiddet uyguladıkları sorulduğunda yüzde 31'inin yanıtı kendisini kızdıranlara olurken, yüzde 25'i kızlara şiddet uyguladığını belirtiyor. Ankette öğrencilerin yüzde 51'i anne-babasının birbirine şiddet uyguladığını, ailede problem çözme şekli olarak şiddeti gördüğünü ifade ediyor.
|
||||||||||||
|
|||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|