AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Orhan Pamuk'un Objektifinden Cannes

Fotoğrafladı, Anlattı, Konuştu...

Orhan Pamuk'un Objektifinden Cannes
Röportaj: TULUHAN TEKELİOĞLU Fotoğraflar: ORHAN PAMUK 


Cannes'in Büyük Jüri Üyesi Orhan Pamuk, Fatih Akin'in En İyi Senaryo Ödülü Aldiği Film Festivalinde 800 Kare Fotoğraf Çekti. Bunlari Sadece Yeni Aktüel İle Paylaşti Ve Resim Altlarinda Hikâyelerini Anlatti... Bazi Karelerde Pamuk Varken Bir Eli Yok; Çünkü O El Makineyi Tutuyor.

Festival boyunca çekeceğim 800 karenin birine daha hazırlık yapıyorum. Daha ikinci günden jüri başkanı Stephen Frears (The Queen filminin yönetmeni) fotoğraf çekmemden bıkmış, "Yeter Orhan" diye bağırıyor! Çocukluğumdan beri filmlerden tanıdığım Michel Piccoli (en başta) ile biraz dost olduk. Çok tecrübeli, çok görmüş, artık bir ermiş olmuş. Varlığı insana huzur veriyor. Avustralyalı oyuncu Toni Collette (ortada); Fransa'da yaşayan Moritanyalı yönetmen Abderrahmane Sissako (sağdan üçüncü) ve radikal filmlerin İtalyan yönetmeni Marco Bellocchio'yu ise festivalde tanıdım.

Cannes Film Festivali 60. doğum gününü kutlarken, kırmızı kadife perdelerini dünyaya açan heyecanlı bir sinema filmi gibiydi. Ünlü yıldızlar, yönetmenler, filmlerini satmaya çalışan yapımcılar, küçük bir rol kapabilmek için sokaklarda poz veren 'starlet'ler, gala gecesine sabahtan hazırlık yapmaya başlayan ünlü aktrisler, mankenler, onları hazırlayan makyaj ekipleri ve bazen meraklı insanlara kaba davranabilen binlerce body guard, bu gösterişli filmin oyuncularındandı. Dünya medyası yarışan filmleri her yönüyle tanıttı, ama her seferinde gözünü jüri üyelerine çevirdi. Ne var ki jüri küçücük bir tüyo bile sızmasın diye dikkatle korunuyordu. Gazetecilerin bugüne kadar gördüğü en ketum jüriydi. O jüri üyelerinden belki de en ilgi çekeniyse Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk... Senegalli koruması Dudu ile dolaşırken, fotograf makinesini elinden hiç bırakmadı. Çektiği 800 kareden bazı fotoğrafları sadece Yeni Aktüel ile paylaştı. Röportaj talebimizi kabul eden Pamuk bize Cannes'ı anlattı...

"Niye bizi bu filme yolladın Orhan?"
ORHAN PAMUK (O.P.) - Hayatımda pek çok sebepten jüri üyesi olmadım. Bana hep jürilerde olmamı teklif ettiler. Kendim de bu işin sorumluluğuna girmek istemediğim ve edebiyatta yargıç rolünden hoşlanmayacağımı hissettiğim için Türkiye'de ve yurtdışında teklif edilen jüri üyeliğini kabul etmedim. Bundan önceki çeşitli film festivallerinde de jüri üyesi olmam istendi; İstanbul Film Festivali, Delhi, Edinburg Film Festivali gibi
TULUHAN TEKELİOĞLU (T.T.) - Neden Cannes'ı kabul ettiniz?
O.P. - Festival Başkanı Gilles Jacop aslında bu yıl değil 2006 için jüri üyesi olmamı teklif etmişti. O zaman çok meşguldüm. Sonra 2007 için çok önceden anlaştık. Nobel ödülünü aldıktan sonra bana bir tebrik mail'i attı ve "Şimdi siz Nobel aldıktan sonra bu teklifi yaptığımızı sanacaklar" dedi. Nitekim jürinin açıklandığı ilk basın toplantısında da bunu söyledi. Dünya sinemasının en seçkin, en parlak filmlerinin Cannes'da gösterildiğini biliyordum. Hayatımdaki yoğunluktan sanat sinemasına biraz uzak kalmıştım. Sinema salonunda sinema seyretme zevklerine dönerim diye bu görevi kabul ettim.
40 yıldır bildiğim Cannes'ın ışıltılı, eğlenceli havasını da hayal etmek bana cazip geldi. Bir tek şartım vardı; palmiyeler arasında denize bakan bir odada yazı yazmak. Öğleye kadar roman yazar, öğleden sonra da iki film izlerim demiştim. O da oldu. İstediğim manzaraya bakan, Cannes'ın ışıltısını alan bir oda verdiler.
T.T. - İzlediğiniz filmlerin yazmakta olduğunuz romana katkısı oldu mu?
O.P. - Hayal gücüme katkısı kesinlikle oluyor. Bir romanın içindeyseniz, dünyada her şey o romana girebilir. Özellikle romanın bitmekte olduğu son aylardaRomanı o kadar düşünürsünüz ki, havada bir kuş uçar, bir martı takla atar, siz de romanınıza bir martı koyar ona takla attırırsınız vs. Bir romanımın bitmesine doğru hayatın bütün ayrıntıları romana girecek gibi olur ve roman da o zaman hayatı çok kucaklayacak düzeydedir. Çok zevkli bir durum film seyretmek. Özellikle kafanız hep kurguyla ilgiliyse.
T.T. - Sinema sizi edebiyat kadar mutlu ediyor mu?
O.P. - Şu bahar günlerinde bazen bana çekilmez gelen hayattan, şu sıkıcı dünyadan beni çıkaran edebiyat ve sinemadır. Bu sanatlar bizi bambaşka bir hayal dünyasına götürür. Sinema mutluluğunu en çok jüri locasında bacaklarımı uzatarak oturup yayılarak, ışıklar sönerken ve yeni film başlamak üzereyken hissediyorum. O bir defa göreceğim filmin belirli bir düzeyin üzerinde olduğunu, pek çok elemeler geçerek oraya geldiğini, ya da yönetmeninin bundan evvel çok güzel bir şeyler yaptığını, bu yüzden yeni filmin Cannes'da gösterilmeye hak kazandığını biliyorum. O zaman ışıklar sönerken, Cannes'daki büyük salonun gösterişli kırmızı perdeleri yavaş yavaş açılırken içime sınırsız bir iyimserlik geliyor; sinema mutluluğu, seyretme coşkusu! Sanki çocukluğuma dönüyorum, sanki yeni bir seyahate çıkmak üzereyim. Sanki yeni bir kıtaya geldim, yeni bir hayata başlıyorum. Ben görsel bir insanım. Görerek mutlu olurum. Görmenin, seyretmenin bir düşünce biçimi olduğuna inanırım. Düşüncenin de görmekle, imgelerle ilgili olduğuna inanırım. Çekici, güzel, ışıltılı, akıllı, gözlerimi doyuran, eğlendiren bir şeyi görmek dünyanın en büyük mutluluğudur. Hikayeden çok sinemada resme bakarım ve jüride de fikirlerimi açıkça bunlara göre savundum. Jüri koltuğuna oturup perdenin açılması ve ışıkların disiplini, ışıkların sönmesiyle başlayan o an iyi ki gelmişim dediğim andır.

spacer
 
1  2  
 
spacer
1   2   3   4   5  
6   7   8   9   10  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital