| |
|
 |
Fotoğrafladı, Anlattı, Konuştu...
Orhan Pamuk'un Objektifinden Cannes
|
|
|
Röportaj: TULUHAN TEKELİOĞLU Fotoğraflar: ORHAN PAMUK
|
T.T. - Keşke gelmeseydim, vakit kaybı oldu, dediğiniz filmler oldu mu? O.P.- Hayır olmadı. Ama bazen şöyle sıkıntılar yaşadım: Masumiyet Müzesi'ni bitiriyorum; beş yıldır üzerinde çalıştığım roman. Aslında sabahtan akşama kadar onunla ilgili olmalıydım, diye bazen düşünüyorum. Bazen de bu filmlerin beni zenginleştirdiğini, mutlu ettiğini hissediyorum. Buradaki kitle turizmi bazen insanı bezdiriyor. Meşhur fotoğrafı çekmek için otel kapılarında bir elinde kamera, bir elinde dondurma gezen kitle turizmi kalabalıklarından sıkılıyorum. Akşamları sabahlara kadar çalışan disko gürültüsünden, film reklamı yapan kalabalıklardan, otel lobisindeki bana yüzeysel gelen tüccar filmci kalabalığından da sıkılıyorum. Davetler, gürültü patırtı, bütün o giymek zorunda olduğumuz smokinler, yerine oturtamadığım papyonlar, bunlar da sıkıyor. Tabii bazen yıllarca filmlerini izlediğim, yüzlerini filmlerde göre göre komşumdan, dostumdan daha yakın tanıdığım yıldızların üçü, beşiyle sabah kahvaltı odasında karşılaşmak da eğlenceli. Her zaman da romanımı, Masumiyet Müzesi'ni yazamadım. Bazı günler üç film izledik. O zaman sabahki işim de gitti. O günlerde biraz kafam attı. Çünkü benim için Cannes'da mutluluk, sabahları iyi yazıp öğleden sonra film izleyip, akşam da güzel, şık insanlarla partiye gidip biraz gülmek, eğlenmekti. Son günlerde özellikle Cannes'ın sıcağı ve gürültüsünden sıkıldım. T.T. - Jüri üyesi olmanın sıkıntıları da var mıydı ? O.P. - Aklıma ve ruhuma bir disiplin uygulayarak hayatta hiç yapmadığım bir şeyi de yaptım. Bir filmi görmeden evvel konunun ne olduğunu, kimlerin oynadığını mutlaka okur araştırırım. Körlemesine filme gitmem. Çok film gördüğümüz, bazı günlerde üç film gördüğümüz için körlemesine filme gider gibi hissettim. Lisedeyken okuldan kaçar ağabeyimle Beyoğlu'nda sinemaya giderdik. Bazen günde üç film gördüğümüz olurdu. O saf, hikâyeyle görüntünün birleştiği gençlik, çocukluk günlerime döndüğümü hissettim. Kırmızı perde açılıyor, öteki perde yükseliyor. Yeni bir film başlayacak, kendimi bütünüyle ona vereceğim ve yalnızca kendimi bir çocuk gibi hissederek bu filmden önce zevk almaya başlayacağım. T.T. - Jüri sorumluluğuyla zevk almak her defasında mümkün oluyor muydu? O.P. - İlk dürtümüzde içi dolu, zeki, eğlenceli; gözlerimize hitap eden bir, iki saat geçirmektir amaç. Ama ben sadece bunu yapmıyorum. Gördüğüm 22 filmin içinden 6-7 tanesini seçeceğim, hatta bir tanesinin en parlak olduğunu söylemek zorundayım. Ruhumun bir yanı tıpkı çocukluğumda olduğu gibi filme açıyor, hem de ondan sonra bu zevkin meşruiyetini kendi kendime soruyordum. T.T. -Meşruiyetten ne kastediyorsunuz ? O.P. - Cannes'da jüri üyeliğinin ahlâki bir sorumluluk yanı olduğunu da açıkça hissettim. Kendim de hayatta pek çok jüriden geçerek bugüne kadar pek çok edebi ödül aldım. O jüri üyelerinin neler hissetmiş olduğunu anladım.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 99. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|
 |
|