| |
|
 |
Geçen Yıl Türkiye'de 27.6 Milyon Kutu Antidepresan Satıldı
Kimyasal mutluluk bağımlılığı!
Hiçbir uyarı, hiçbir araştırma antidepresan tüketiminin önüne geçemiyor. Son araştırmalar "Hiçbir faydası yok" dese de psikiyatrlar "Ehil ellerde etkisi tartışılmaz"diye itiraz ediyor. Antidepresanlarla ilgili yazılan her satır yine antidepresanlara yarıyor. İşte en son araştırma ve tartışmalarla antidepresan gerçekleri….
Geçen hafta gazetelerde okuduğumuz "Antidepresanlar plasebodan farksız çıktı" başlıklı haberler hem hastalar arasında hem de psikiyatri dünyasında infiale neden oldu. Pek çok hasta, haberi okur okumaz doktorunu aramak için telefona sarılırken, bazıları da bir uzmanla konuşmaya bile gerek duymadan ilaç almayı kesti. Hastalarının sağlıklarının tehlike altında olduğunu söyleyen psikiyatrlar ise haber merkezlerini arayarak haberlere konu olan araştırmanın yetersiz ve yanlış olduğunu iddia ettiler. Son olarak Türk Psikiyatri Derneği bir açıklama yaparak, hastaların sadece medya yorumlarına dayanarak ilaçlarını kesmemelerini salık verdi. ABD, Kanada ve İngiltere'nin çeşitli üniversitelerinden bilim adamlarının gerçekleştirdiği araştırmanın yankıları dünyada da çok farklı değil. Ne de olsa araştırmanın sonucunda iddia edilen, pek çok ülkede çoktan "En çok satanlar" listesinde ilk sıraya oturan bir ilaç grubunun sanıldığı kadar da "mucizevi" olmadığı yönünde! Öyle ki aylık ekonomi dergisi Turkish Time'ın mart sayısında verilen bilgilere göre sadece geçen sene ülkemizde satılan antidepresanlar 27.6 milyon kutuyu buluyor. Başka bir araştırmada yeni nesil antidepresanlar arasında bulunan SSRI'lerin (serotonin gerialım inhibitörü) geçen yılki toplam satışının 16 milyon kutu olduğu belirtiliyor. Bu 16 milyon kutunun tüketim bedeli ise 215 milyon dolar. Diğer taraftan haberlere konu olan araştırmayı yürüten ekibin başkanı, İngiliz Hull Üniversitesi Psikoloji Bölümü bilim adamlarından Prof. Irving Kirsch, ağır depresyon geçirenler dışındaki hastalara bu ilaçları vermenin çok anlamlı görünmediğini şu sözlerle açıklıyor: "Bu durumun tek istisnası ciddi depresyon geçiren hastalar. Bu da ilaçların daha fazla etkisinin olmasından değil, plaseboların bu durumda etkisiz kalmasından kaynaklanıyor olabilir. Araştırmanın bir diğer önemli sonucu da ilaçlara lisans verilmesi ve ilaçlar üzerindeki deneylerin sonuçlarının kamuoyuna nasıl duyurulduğu gibi ciddi konulara işaret etmesi oldu." Prof. Kirsch ve ekibi araştırma için öncelikle dünyada çok satan altı yeni nesil antidepresan ilacın lisans aşamasında FDA'e (ABD İlaç ve Gıda Dairesi) sunulan klinik deneylerin toplandığını belirtiyor. Çalışmalar sırasında iki ilaç, bilgilerin toparlanamaması nedeniyle araştırma dışında bırakılıyor. Diğer bir ilaç da aynı dönemde yan etkileri nedeniyle piyasadan çekiliyor. Sonuçta toplanan 47 klinik deneyin istatistiksel verilerinin topluca değerlendirilmesiyle ortaya çıkan tablo, araştırmayı yapanlar da dahil herkes için şaşırtıcı oluyor. Çünkü, başta depresyon tedavisinde kullanılan ve SSRI (serotonin gerialım inhibitörü) grubu olarak sınıflandırılan ilaçlar olmak üzere yeni nesil antidepresanlarla plasebo, yani hastanın psikolojik olarak işe yarayacağını düşünmesini sağlayarak iyileştirici etki yapan fonksiyonsuz ilaçlar arasında pek de bir fark bulunamıyor. Araştırma için veriler toplanırken ortaya çıkan başka bir gerçek de, bu ilaçlarla ilgili yayımlanan deney sonuçlarının çoğunun pozitif olduğu, negatif sonuçlu klinik deneylerin ise kamuoyuyla paylaşılmadığı. Zira kamuoyunda çıkan araştırmaların yüzde 94'ünde ilaçlarla ilgili olumlu sonuçlardan bahsedilirken, FDA'e sunulan araştırmaların sadece yüzde 51'inin sonucu pozitif! Aslında bu bilgiler bile ABD, İngiltere ve hatta ülkemizde reçete edilen ilaçlar arasında ilk sırada olan antidepresanlara biraz daha şüpheyle yaklaşmak için yeterli. Ama konunun uzmanları çok emin bir şekilde endişeye mahal olmadığını vurguluyor. Yeter ki ilaç "dört doğru kuralı"na uygun şekilde reçete edilsin. Doğru depresyon türüne, doğru dozda, doğru ilaç, doğru uzman tarafından yazılsın!
|
 |
|