AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

Türk-yunan Dostluğu: Engelleyen De Var Çabalayan Da Ama…

"Bu Dostlukta 'Ekmek' Var"
Birol Biçer / 


Türkler, Yunanlılar, Türkiye ve Yunanistan'daki azınlıklar arasında dokuz yıldır dostluk ve yakınlaşma köprüleri kuran Defne Derneği'nin bu seneki köprüsü İskeçe-Adalar arasında... Dostluğa giden yolda hâlâ aşılması gereken engeller olmasına rağmen, romantik gibi görünse de yakınlaşma çabaları boşuna değil.

İsmini Yunan tanrısı Apollon'un sevgisinden kaçarak bir ağaca dönüşen Daphne'den alan Defne Derneği'nin bir organizasyonuyla İskeçe'den başlayıp Büyükada'ya kadar uzanan bir Türk-Yunan dostluk festivalindeyiz. Türkiye ve Yunanistan'dan dostluk ve barış gönüllülerinin kurduğu bu dernek yıllardır iki ülke toplumlarını biraraya getirerek karşılıklı anlayışı geliştirmek adına faaliyet gösteriyor. Defne üyeleri, resmmakamların her iki ülkenin de kırmızı çizgileri nedeniyle yapamadıklarını yapmak için yola çıkmışlar ve her geçen sene iki toplum arasındaki sıcaklık ve yakınlaşmaya katkı sağlıyorlar. Önceleri resmi otoritelerin mesafeli durdukları bu yakınlaşma faaliyeti zaman içinde Türkiye ve Yunanistan'dan kimi yerel yönetimlerin de devreye girmesiyle daha bir sıcaklaşmaya başlamış. Ege'nin her iki kıyısında da çalışan derneğin üyeleri hedeflerini "iki toplum açısından bugüne kadar oluşmuş fiilve zihnduvarları yıkıp, yeni köprüler kurmak" şeklinde ifade ediyorlar. Türkiye'de Defne, Yunanistan'da Daphni ismiyle dokuz yıldır faaliyet gösteren dernek her iki ülkeden katılımcıların destekleriyle düzenledikleri "Türk-Yunan Dostluk Festivali"ni bu sene İskeçe ve Adalar'da gerçekleştiriyorlar. Bu organizasyon her iki ülkede gerçekleştirilen paneller, konserler, sergiler, geziler, toplu yemekler, defne fideleri ekimi gibi faaliyetleri kapsıyor. Biz de dernek üyeleriyle Batı Trakya'ya, İskeçe şehrine kadar uzanıyor ve bu yakınlaşmayı gözlemliyoruz.
İskeçe'de "Yakınlaşma Paneli"
Defne Derneği'nin bu sene Türk-Yunan Dostluk Festivali için İskeçe'yi seçmiş olması boşuna değil. Osmanlı döneminde Batı Trakya'da bulunan bölgenin başkenti olan Gümülcine gibi bu kentte de hayli Türk asıllı mevcut. Ancak sadece onlar değil, 1923 mübadelesiyle Yunanistan'a gönderilen Rumların bir kısmı da civara yerleştirilmişler. Yunanca adı Xanti olan İskeçe tütüncülük merkezi olduğu Osmanlı döneminde Yunan ve Türklerin yanında Ermeni ve Yahudileri de barındıran çok kültürlü bir şehirmiş. 1860'lardan sonra büyümeye başlayan bu şehir I. Dünya Savaşı'na kadar hızla gelişirken pek çok cemaat ve derneğin filizlenmesine de şahitlik etmiş. Ancak önce savaş, sonra 1923 mübadelesi pek çok şeyi değiştirmiş. Mübadele günleriyle her şey bitmemiş, 6-7 Eylül olaylarından sonra da Türkiye'den Rumlar yerleştirilmişler buraya. 1920'lerden sonra Yunanistan'da Doğu'yu çağrıştıran her şeyin tahrip edilmesine varan milliyetçilik dönemleri burada da kendisini göstermiş ama Doğu'ya ait bir şeyler yine de ayakta kalmayı başarmış. Bugün eski günlerdeki çeşitlilik olmasa da bölgede Batı Trakya Türkleri ve Yunanlıların dışında Pomak, Ermeni, Ege ve Karadeniz'den göçmüş Rumlar ve Bulgarlar da var. Son dönemlerde ise Gümülcine başta olmak üzere Rus cumhuriyetlerinden gelen Ortodoks Slavlar nüfus politikası amacıyla bölgeye yerleştirilmişler. Batı Trakya İslamkanunların Avrupa'da geçerli olduğu tek yer. Bunun sebebi ise Lozan anlaşmasıyla Müslüman azınlıklara tanınan haklarÖrneğin dinnikâh geçerli kabul ediliyor.
Türkiye ve Yunanistan'dan katılan yazar, gazeteci ve akademisyenlerin karşılıklı konuştuğu panel İskeçe'de bir Osmanlı Ermeni ailesi olan Kuyumcuoğulları'nın müzeye dönüştürülen konağında yapılıyor. Bu panelde entelektüeller karşılıklı dostluk ve yakınlaşmanın, düşmanlıklardan sıyrılmanın yollarını sunuyorlar.
Boğaziçi Üniversitesi'nde tarihçi olan Vangelis Kechriotis azınlıkların uğradığı ayrımcılık ve sorunlardan günümüzde vakıfların yok olmasına kadar pek çok soruna değiniyor. Ona göre Türkiye'deki mevcut kural ve kısıtlamalarla Patrikhane yakında patrik adayı dahi bulamayabilir. Tarih kitaplarında azınlıklara yönelik olumsuz tanımlamalar da değindiği bir başka mesele. Ancak hiçbir şey tek taraflı değil. Batı Trakyalı Türkler de aynı sorunlardan şikâyetçilerOnlar kendi müftülerini seçmenin yanında bir de Atina Hükümeti'nin atadığı müftüyle muhatap olmak durumundalar. Hatta şöyle diyorlar; "Türkiye'de hiç olmazsa Rumlar tanınıyor, Yunanistan devleti bizi Türk olarak tanımaya yanaşmıyor. Sadece Müslüman olarak tanımlıyor".
Yunanlı yazar Petros Markaris azınlıklar ve kültür meselesine değinirken, Türkiye'den yönetmen Fehmi Yaşar "İki ülkenin silahlanmaya harcadıkları paraların bir gün komşular ve azınlıkların, birarada yaşayanların birbirlerini anlaması için harcanıp harcanmayacağını merak ediyorum" diyor. Ancak her iki tarafı da memnun eden bir gelişme var: "Türkiye'nin son dönemlerde komşularıyla dostane ilişkiler geliştirmeye özen göstermesi".
Dostluk için özeleştiri
Oral Çalışlar iki toplum ve azınlıkları arasında düşmanlığın oluşmasında medyanın bugüne kadarki sabıkalarına değinmeden edemiyor. Yunanistan'da Türklere ve Türk azınlığa karşı olumsuz yaklaşımların eleştirilmesinde Katimerini gazetesinden Takis Kambylis de herkes için örnek olabilecek bir özeleştiri yapmaktan kendini alamıyor. Kambylis Yunanistan'da yaşayan azınlıkların sorunlarını ve onlara yönelik düşmanca yaklaşımları cesurca sorguluyor. Kambylis'e göre "Yunanistan'daki Türk düşmanlığının en önemli belirleyicisi savunma ve milli güvenlik politikaları". Bunları belirleyenlerinse Türk düşmanlığını etkin bir faktör olarak kullandıkları görüşündeSelanikli bir gazeteci özeleştiri yapan, Yunanistan'da Türk düşmanlığı ve azınlıklara yapılan haksızlıkları eleştiren Kambylis'in bu sebeplerle pek de sevilmediğini fısıldıyor kulağıma. Nitekim az sonra, Türk-Yunan dostluk panelinde kendi ülkesindeki yanlışları ve düşmanca uygulamaları eleştirdiği için Kambylis'in diğer bazı gazeteciler tarafından "Bizi Türklere neden kötülüyorsun" diye eleştirildiğini öğreniyoruz. Cesur ve açık yürekli yaklaşımları için tebrik ettiğimde gazeteci Kambylis bana Türk-Yunan Dostluk Festivali'ni düzenleyenleri gösteriyor ve "Asıl cesur olan onlar!" diyor.
Romantik ve sadece olumlu adımlara odaklı yaklaşımlar güzel ancak bu engellerin olmadığı anlamına gelmiyor. Gerçekte halklar giderek birbirlerine yaklaşsalar da her iki taraf için fiilengeller ve sorunlar mevcut. Türk-Yunan dostluğunu pekiştirmek için yapılan panel ve organizasyona Türkler, Yunanlılar ve Rumlar davetliyken İskeçe ve civarında yaşayan Türklerin temsilcilerinin çağrılmaması da bu engellerle ilgili görünüyor. Defne sorumlularını böyle davranmaya itense Yunan milliyetçilerinin bu dostluk girişimini hedef tahtasına oturtması çekincesiYa da başka bir deyişle Yunan devleti ve milliyetçilerinin kırmızı çizgilerinin iki toplum arasındaki dostluk arayışlarına doğrudan etki edebilmesiİskeçe'de gerçekleştirilen dostluk festivalini ancak seyirci olarak izleyebilen Batı Trakya Türkleri ise bu faaliyetin kendileri olmaksızın yapılmasına anlam veremiyorlar. Görüştüğümüz İskeçe Türk Birliği, Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği temsilcileri ve festivalden öylesine haberdar olan Batı Trakyalı Türkler kendilerinin davet edilmedikleri ve katılamadıkları bir dostluk arayışını ister istemez sorguluyorlar. İskeçe Türk Birliği asbaşkanı İsmet Tüccar "Bu festivale davet edilmedik: Edilmiş olsaydık azınlık Türkler olarak memnuniyetle katılırdık" diyor.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 220. sayısında bulabilirsiniz!


1   2   3   4  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital