![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Akp Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat: "Türkiye'de Parti Kurmak Turşu Kurmaktan Kolaydır"
Türkiye'de siyaset bir süredir AKP'nin kapatma davasına kilitlendi. Ankara kulislerinde en çok konuşulan konuların başında partinin kapatılıp kapatılmayacağı, kimlere siyasi yasak geleceği ve AKP'nin yerine yeni parti kurulup kurulmayacağı geliyor. Biz de AKP'nin ikinci adamı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın kapısını çaldık ve bu konuların yanı sıra, dava nedeniyle rafa kaldırdıkları demokratikleşme paketinden Paksüt-Başbuğ buluşmasına, Anayasa Mahkemesi'nin son kararından Başbakan'ın "Bu trenden inen bir daha binemez" sözlerine kadar gündemdeki diğer konuları konuştuk. Kapatma davasından önce partiniz Siyasi Partiler Yasası'nda değişiklik, mal bildiriminde şeffaflık ve TBMM'de siyasi etik komisyonu kurulmasını da kapsayan demokratikleşme paketi üzerinde çalışıyordu. Bu çalışmalar hâlâ sürüyor mu? Türkiye'de siyaset çok hızlı akıyor. Bugün artık demokrasinin daha da kökleştirilmesiyle ilgili yasal değişikliklerin yapılması gündemde değil. Çünkü Siyasi Partiler Yasası'nda yapılacak değişiklikler, anayasa değişikliğini gerektirir. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin almış olduğu son kararla, TBMM'nin Anayasa'nın kendisine vermiş olduğu 132. maddedeki yetkiyi kullanması artık mümkün gözükmüyor. Aslında anayasa yapma yetkisi de bu kararla Meclis'ten alınarak yargıya kaydırılmıştır. Dolayısıyla Türkiye'de demokrasi yönünde bir değişim beklemek çok zor. Öncelikle anayasa yapma yetkisinin kime ait olduğu konusunun yeniden belirlenmesi gerektiği kanısındayım. - Peki anayasa yapma yetkisinin kime ait olduğu konusunun netliğe kavuşması için herhangi bir çalışmanız var mı? Sorun, AK Parti'nin değil, TBMM'nindir. O Meclis'teki tüm siyasi partiler, hatta orada yer almamış olan partiler, kendini vatandaş olarak kabul eden her kişi bu işten sorumlu. AK Parti kendi üzerine düşen sorumluluğun bilinci içinde, onu yerine getirir. Ama AK Parti'nin tek başına bu sorunu çözmesi mümkün değil. Başta CHP ve MHP olmak üzere, Meclis'te bulunan siyasi partiler bu sorunun var olduğunu kabul ediyorlar, ancak çözüm konusunda samimi olmadıklarını da itiraf ediyorlar. Çünkü, TBMM Başkanı'nın bu konudaki davetini hem CHP, hem de MHP liderleri reddetti. Buradan şu anlam çıkıyor: "Evet, yargı TBMM'nin anayasada belirtilen yetki alanına girmiştir. Doğrudur, bu bir saldırıdır, ama biz bunun düzeltilmesini istemiyoruz." Türkiye'de sistemin işlemesi konusunda veya sistemdeki bir bunalımın çözülmesi konusunda siyasi partiler üzerlerine düşeni yapma niyetinde değiller. - CHP ve MHP genel başkanlarının, Anayasa Mahkemesi'nin Meclis'in yetkisine müdahalesi konusundaki yaklaşımlarını nasıl yorumluyorsunuz? Ona bir şey diyemiyorum. Parantez içinde bir ünlem işaretiyle, çok demokrat, çok özgürlükçü kişilikleri var. Onlar için mühim olan, muhalefette de olsa bir partilerinin olması ve o parti içinde iktidarda olabilmeleri. Kavga burada. Bizim böyle bir derdimiz yok. Biz Türkiye'de, iktidar partisi olmak için çaba gösteriyoruz. Onu da sağ olsun bu halk bize veriyor, ama onlara vermiyor. Onlar da anti-demokratik yollardan "Acaba bir parsa çıkar mı, ara rejim olursa payımıza bir şey düşer mi?" diye düşünüyorlar. Millet bunu görüyor ve takdirini ona göre yapıyor Bugüne kadar da yaptı, bundan sonra da yapar. - AKP olarak bir anayasa değişikliği üzerinde çalışma yaptığınız yolunda haberler çıktı, sonra da bundan vazgeçtiğiniz yazıldı. Neden böyle oldu? Meclis'te yapılacak her anayasa düzenlemesi, Anayasa Mahkemesi'ne gidecektir. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi'nin ancak şekil yönünden denetleme yetkisi olduğu açıksa da, son aldığı kararla kendini esastan da denetlemeye yetkili gördü ve Anayasa'nın 1., 2. ve 3. maddelerine uygunluk denetimini yaptığını beyan etti. Anayasa'da cumhuriyetin temel vasıflarının demokrat, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğu yazılıyor. Anayasa'daki herhangi bir madde, bu dört özellikten biriyle ilişkilendirilemez. Dolayısıyla benim kanıma göre bundan sonra Anayasa'da bir düzenleme yapmak mümkün değil. Aksi halde daha önce "Bu değişikliği uygun görüyor musunuz, görmüyor musunuz?" diye önce oraya göndermek, sormak lazım. - Geçmişte bunun bir örneği var mı? Anayasa Mahkemesi'nin ancak şekil yönünden denetleme yapabileceği hakkındaki madde, üçüncü kez değişti. İlk hali böyle değildi, ama Anayasa Mahkemesi'nin müdahalesi üzerine, TBMM bir değişiklik yaptı ve "Ancak şekil yönünden denetleyebilir" dedi. Fakat Anayasa Mahkemesi buna rağmen bir karar daha aldı; "Bu ne demek?" dedi. Bunun üzerine Anayasa 2001 yılında bir kez daha değiştirildi; TBMM "Anayasa Mahkemesi şekil yönünden denetleme yapar" dedi ve noktayı koydu, hatta bir ek madde daha getirdi; "Bu şekil yönünden denetleme de ancak şunlarla sınırlıdır. Bunun dışında şekil yönünden denetleme yapamaz" diye çok açık, net bir şey ortaya koydu. Demek bundan evvel üç kez meydana gelmiş ki, Meclis böyle bir ihtiyaç duymuş ve bu şekilde ilan etmiş.
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|