![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Ankara siyasetteki depremden başını kaldıramazken unutulan gerçek deprem kapıda! "O fay belki 10 dakika sonra kırılacak!"
Söz birliği etmişçesine herkes Marmara Bölgesi'nde beklenen depremden bahsediyor. Oysa uzmanlara göre Doğu Anadolu Fayı alarm veriyor. K. Maraş, Adıyaman, Elazığ ve Malatya illerini kapsayan altı büyüklüğünde bir depremde bile bölgedeki 150 bin binanın yıkılacağı ve 70 bin insanın öleceği tahmin ediliyor. Dikkat edilmesi gereken bir diğer bölge de Antakya-Maraş hattı. Deprem denince akla bölgelerden Marmara, şehirlerden İstanbul geliyor. Sonra kısacık bir muhasebe yapılıyor: Depreme hazır değilizBinalarımızı güçlendirmedik, çürükleri yıkıp yerine yenilerini dikmedik! Ankara'nın siyasetteki depremden başını kaldıramadığı bir ortamda beklenen Marmara depremi de unutuldu. Adeta kaderine terk edilen Anadolu ise şimdilik küçük çapta da olsa titriyor! Ama uzmanlara göre özellikle Doğu Anadolu, giderek artan bir büyük deprem ihtimalinin kıskacındaVe Doğu Anadolu depreminin vuracağı şehirlerde de binlerce çürük bina, o binalarda ise on binlerce insan var! Tahminler K. Maraş, Adıyaman, Elazığ ve Malatya illerini kapsayan altı büyüklüğünde bir depremde 150 bin binanın tamamen yıkılacağı, 70 bin insanımızın öleceği yönünde Nitekim Afet İşleri Genel Müdürlüğü Sismoloji Şube Müdürü ve Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Ramazan Demirtaş bu dört ili kapsayan alana dikkat çekiyor: "Gölbaşı-Türkoğlu'nda en son 1111 ve 1513'te, Palu-Sincik hattında 1875'te deprem olmuş. Erzincan Karlıova arasında ise 1784'ten beri deprem yok. Buralar kent merkezi değil de kırsal kesim olduğu için konuşulmuyor ama deprem üretecek potansiyele sahip." 70 bin insan, 150 bin bina, 5 milyar dolar! İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Gündoğdu da Elazığ-Sivrice gibi sadece iki ucu hareketli ve K.Maraş gibi çevresi gerilmekle meşgul olan hatlardaki sessizliği "göz ardı etmemek" gerektiğini ifade ediyor: "Esas faylar üzerinde aktivite görülmemesi sismoloji açısından risktir. Zamanını bilemeyiz ama bu sessizliğin ileride, belki on dakika, belki on yıl sonra fayların kırılacağı anlamına geldiğini söyleyebiliriz!" Küçük depremlerin mutlaka büyük depremlerin öncesinde geldiğinin çoğu kez doğru olmadığını, doğanın nasıl davranacağını önceden bilmenin şu an itibarıyla imkânsız olduğunu belirten Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Polat Gülkan ise Doğu'nun vaziyetini şöyle anlatıyor: "Şu anda herkes Marmara'ya endekslenmiş durumda. Ama Doğu'da geçmiş zamanlarda deprem olduğunu bildiğimiz, fakat uzunca zamandan beri 'suskun' yerler var. Bunların başında Antakya-Maraş hattı geliyor. Bu tabii olan bir suskunluk değil. Belki de büyük bir faaliyet öncesindeki suskunluk!" Peki bu faylar üzerinde şu an büyük bir "faaliyet" meydana gelse bilanço ne olacak? K. Maraş, Adıyaman, Elazığ ve Malatya illerinin kırsal alanlarında yer alan yaklaşık 150 bin konutun altı büyüklüğündeki bir depremde yıkılacağını belirten Dr. Demirtaş ekliyor: "150 bin binayı yeniden yapmanın bedeli beş milyar dolar. Depremden önce yıkıp yeniden yapmamız halinde ihtiyaç duyacağımız tutarsa 2,5 milyar dolar. Ama devletin şu anda bu parayı ayırma şansı yok gibi gözüküyor." Bu noktada Prof. Gülkan önemli bir noktaya işaret ediyor: "Türkiye'de 'depreme hazırlıklı olmak' ifadesi hep afet sonrasına hazırlıklı olmak şeklinde anlaşılıyor. Hastanelerimiz, itfaiye ekiplerimiz, cankurtaranlarımız, kurtarma ekiplerimiz, Kızılay hazırlıklı olabilir. Ama Japonya, Amerika, Yeni Zelanda'da olduğu gibi okullarımızın, hastanelerimizin, yani barındığımız mekanların deprem etkilerine karşı hazırlıklı olması kastediliyorsa, bu anlamda kısa vadede yapılacak hemen hiçbir şey yok. Çünkü mevcut altyapıyı değil bir gecede veya bir yılda, beş yılda bile hazırlıklı hale getiremeyiz. Bunlar zaman içine yayılan tedbirlerdir, sonuçları da uzun zamanda fark edilir. Türkiye'de tahminlere göre belki 14 milyon tane bina var." Dr. Demirtaş'ın sözlerinin devamı da, Prof. Gülkan'ın söylediklerini destekliyor. Japon standartlarına göre geliştirilmiş yöntemlerle tatbikatlar yapmanın depreme hazırlanmak anlamına gelmediğini hatırlatıyor: "Masanın altına da girseniz, yapı sağlam değilse hiçbir şey değişmez." "Çürük binaların kapısına hemen kilit vurulsun!" Afet öncesinde alınması gereken önlemlerden bahsederken, Prof. Gündoğdu Zeytinburnu'nda yapıldığı gibi binaların fotoğraflarını çekmenin bir işe yaramayacağını, inşaat mühendislerinin istediği kalitede bina muayenesi yapılması ve çürük binaların kapısına acilen kilit vurulması gerektiğini söylüyor. Gündoğdu, bunları dile getirirken özeleştiri yapmaktan da çekinmiyor: "Her depremden sonra bir sürü insan aklına geleni söyledi. Bir hükümet politikası oluşturulmasını sağlayamadık, üniversiteler arası işbirliği ile gidip deneyimlerimizi oralara aktaramadık." Bu arada hemen hiç konuşulmayan bir başka konuya getiriyor sözü. "Burası (Doğu Anadolu) farklı özelliklere sahip. Çatışmaların olduğu bir bölge. Afet sırasında neler yapılacağı ve sonrasındaki davranış biçimleri çok önemli. Ayrıca altı yedi barajın olduğunu düşünürseniz riskin ne kadar büyük olduğunu görürsünüz. Bazı faylar barajların çok yakınından geçiyor. Baraj bölgelerinden birinde bir çatlak, bir kırılma meydana gelmesi diğer barajları da etkileyecek. Bu barajlar elektrik kaynakları. Bugünkü teknolojiyle kontrol edilmeleri gerekiyor." Karakaya ve Atatürk barajlarının Doğu Anadolu Fayı üzerinde yer aldığını belirten Dr. Demirtaş da, Prof. Gündoğdu ile hemfikir. 1986'da meydana gelen 5.6 büyüklüğündeki depremin Malatya Sürgü Barajı'nda yarattığı hasarı hatırlattıktan sonra, bir de heyelan tehlikesinden bahsediyor: "Doğu Anadolu'nun dağlık yapısı nedeniyle meydana gelebilecek heyelanlar barajlarda büyük taşkınlara neden olabilir." "Hiçbir şey yapılmadı demek, insafsızlık" Prof. Gülkan daha iyimser! Barajların çok özel mühendislik yapıları olduğunu ve yıkılmalarının sonuçları dikkate alınarak inşa edildiklerini söylüyor. Doğu Anadolu'da hiçbir tedbir alınmadığını ileri sürmenin insafsızlık olacağını ifade ederken, mesela 2003'teki 6.4 büyüklüğündeki depremde Bingöl Çeltiksuyu Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'nun çökerek 84 öğrencinin hayatını kaybetmesi üzerine çok sayıda yatılı bölge okulunun elden geçirildiğini ve gerekli görülenlerin sağlamlaştırıldığını belirtiyor: "Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı, sorumluluklarını diğer bakanlıklar arasında en fazla idrak etmiş bakanlıklardır." Depreme hazırlık için başka adımların da atılması gerektiğini söyleyen Prof. Gülkan, Yapı Denetim Kanunu'nun şu anda 19 pilot ilde uygulandığını aktarıyor ve soruyor: "Kalan 62 ilde neden uygulanmadı, onu bir türlü anlayabilmiş değilim. Niçin yapılmıyor? Kimse cevabını vermiyor. İkinci olarak, DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) neden henüz kanun haline getirilmedi? Ne bekleniyor? Dünya Bankası'ndan borç alırken, bunların hepsini yapacağımıza altı yedi yıl evvel söz verdik fakat yerine getirmedik. Politik açıdan çok mu zor?"
|
||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|