![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Doç. Özkırımlı Milliyetçilik Ve Uzantılarıyla Hesaplaşmadan İyi Bir Yere Gidilemeyeceğini Savunuyor "Ulusalcılık Tamamen Yapma Bir Terim"
Doç. Dr. Umut Özkırımlı TESEV Dış Politika Programı için hazırladığı "Milliyetçilik ve Türkiye - AB İlişkileri" adlı kitapta milliyetçiliğin borsa gibi her gün yükseldiği yorumlarına katılmazken farkındalığın arttığına ve saldırgan bir milliyetçiliğin öne çıktığına dikkat çekiyor. Doç. Özkırımlı Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve Türkiye'deki milliyetçilerin gerçekdışı korkularla AB projesinin yürümemesi için uğraştığını da belirtiyor. Bu çalışmanın çıkış noktası nedir? Çalışmadaki ilk amaç, milliyetçilik konusundaki tartışmaları bir çerçeveye oturtmaktı. Ardından Türkiye'deki milliyetçiliğin bugünkü durumuna baktık ve Türkiye-AB ilişkileri bağlamında, hem Türkiye'deki milliyetçiliğin bu ilişkiye etkisini hem de Avrupa'daki genel resmi inceledik. Bir de Avrupa genelinde, radikal sağın durumuna baktık. Milliyetçilik eşittir radikal sağ; ultra milliyetçiler değil. Zira milliyetçilik giderek meşrulaşmış, bir anlamda merkez, radikal sağa kaymıştır. Fakat "Milliyetçiler merkeze geldi, ılımlı oldu" gibi bir durum yok. -Çalışmanızda 1999 seçim sonuçları üzerine, medyanın MHP'nin başarısı konusunda iki ay tespitlerde bulunduğunu ama sonra bu yorumların bıçak gibi kesildiğini belirtiyorsunuz. Ta ki 2005'e kadar Bizde tartışıldığı biçimiyle MHP'nin oyları yükselince, milliyetçilik yükseldi anlamına geliyor. Sanki 1999'da milliyetçilik yükseldi ama sonra düştü, 4-5 sene uyudu. Sonra 2005'te AB müzakere sürecinin hızlanmasıyla yeniden yükseldi ve hiç düşmedi. O zaman şu yanlış sonuca varabiliriz: Türkiye 1999-2005 arası milliyetçi değildi. Hatta 1969'dan önce MHP olmadığına göre, herhalde cumhuriyet kurulduktan sonraki ilk 30-40 sene hiç milliyetçi değildik. Milliyetçilik yükseliyor mu sorusunun yanlışlığı işte burada! Eğer 'yükseliyor' olarak algılanan, bugünkü saldırganlaşan milliyetçilikse, o zaman biraz geçmişe dönelim: 1942'de Varlık Vergisi'ni çıkarttık, 1955'te 6-7 Eylül'ü yaşadık, 1999'da sokakta buzdolaplarını tekmeledik, 2005'te Hıristiyan kesiyoruz. Asıl mesele, milliyetçiliğin sürekliliğini görebilmek. - Peki, milliyetçiliğin yükselişi sanılan durum nedir? Türkiye tüm ulus-devletler gibi hep milliyetçi olmuştur. Bugün Türkiye'de olan, bir yandan bu milliyetçiliğin daha çok farkına varılması, öte yandan da bu milliyetçiliğin artık kontrolden çıkmasıdır. Milliyetçilik yükseliyor deniyorsa, bunun göstergesi MHP'nin oy artışı değildir. Asıl sorun dışa kapalı, Türkiye'nin AB üyeliğine mesafeli yaklaşan "aşırı" milliyetçiliğin yükselmesi, saldırganlaşması. Milliyetçilik zaten ulus-devlet, hükümetler ve yönetimler tarafından beslenir. Hiç kimse de Atatürk milliyetçiliği ya da vatanseverlik yükseldi diye yakınmıyor O zaman çok çeşitli milliyetçilikler var? Evet. Milliyetçilikle ilgili mitlerden biri de, ilki etnik diğeri vatandaşlığa dayalı iki tür milliyetçilikten söz edilebileceği, bunlardan ilkinin 'kötü' ikincisinin ise 'iyi' milliyetçilik olarak algılanması gerektiğiydi. Etnik kelimesinin ayrımını kimse bilmiyor. TDK'daki tanımı şöyle: "Boy, sop olarak birbirine bağlı, aynı kültürü paylaşan insan topluluğu." Bu tanımda neredeyse vatandaşlığa dair hiçbir şey yok. Tüm milliyetçilikler etnik çünkü kültüre dayanmayan milliyetçilik yok. Ama Türk kültüründe mutlaka din ve dil var. İslam olmayan Türk kavramı kabul edilse de, bir şekilde birinci sınıf yapılmıyor. Düzeltmeye çalıştığım üçüncü mit ise, her milletin homojen (türdeş) bir bütün olduğu, dolayısıyla tek bir milliyetçilik ürettiği yönündeki inanıştı. -Ulusalcılık son dönemin en sık kullanılan ifadelerinden biri Bu "ulusalcılık" tamamen yapma bir terim, sadece kendilerini başkalarından ayırmak için uydurulmuş. Bu terim, devlet milliyetçiliği, 60-70'lerde sol Kemalist milliyetçilik olarak ortaya çıkan Atatürk milliyetçiliğiyle, o liberal yeni milliyetçilik akımının birleşmesidir. Ordu ve devlete ek olarak bu grupların savunduğu milliyetçilik arasında "Kızılelma Koalisyonu" denen bir milliyetçilik akımı var. Bundan ayrı tutulabilecek, her şeye rağmen Türkçü milliyetçilik akımı var. Ama Bahçeli'nin MHP'si değil, çünkü o son derece yukarıya yakın. İslami milliyetçilik çok önemli! AKP'nin de son derece milliyetçi bir projesi var; ama farklı bir tür milliyetçilik! Farklı özlemleri, farklı tepkileri var. Aralarında bir hegemonya mücadelesi var! Hangisi devleti, ulusu kontrol edecek? Çok uzun zamandır süren bugünkü mücadele de bunun çok kristalleşmiş ve keskinleşmiş hali. "Herkes önce kendi milliyetçiliğini eleştirmeli!" Bugünkü durumda basının rolü ne? Milliyetçiliğin yeniden üretilmesinde basın en önemli kanallardan biri. Zaten basında alternatif bakışlara çok fazla gidilemiyor, kamplaşma tamamen orada da sürüyor. Aslında basın milliyetçiliği iki şekilde yok ediyor: Bir taraftan aşırı veya radikal gruplara mal ediyor veyahut "MHP'nindir, vs." diyor ve kendi milliyetçiliklerini milliyetçilik olarak görmekten çıkartıyor. Dolayısıyla Ertuğrul Özkök'te "Ben Türkiye'yi severim ama şöyle değilim" ifadesiyle karşılaşıyoruz. Bir de alternatifiniz ya da düşmanınız varsa, ona mal ediliyor. AB'de Merkel ve Sarkozy'nin iç politikaya yönelik söylemlerinden bahsediliyor, Amerikan başkanlık yarışı Ermeni soykırımı üzerinden takip ediliyor... Fakat bu arada kimse kendi milliyetçiliğini görmüyor. Oysa herkes önce kendi milliyetçiliğini eleştirmeli! Bir de "milliyetçi" ya da "vatansever" düşüncelerden yola çıkarak oluşan illegal faaliyetler var. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Bu hep böyleydi ama milliyetçiliğin karşısında çok ciddi rakipler vardı; sol-sağ çatışması, komünizm, liberalizm vs. 1989 bir sürü şeyi değiştirdi, geriye iki şey kaldı: Din ve milliyetçilik. Milliyetçiliğin bugün farkına daha çok varılmasının sebebi bu! Aslında artan milliyetçilik değil, farkındalık. Türkiye'deki durum tam hegemonya mücadelesiBirisi kazanana dek sürecek. Aşırı, daha radikal, daha Türkçü bir milliyetçilik tanımıyla devletin milliyetçiliğinin arasındaki bir mücadele aslında! Kitapta sözünü ettiğiniz "Milliyetçiliği sürekli patlamaya hazır tutan bir atmosfer"den kimler nemalanıyor? Kurulu düzenden fayda sağlayan herkes, siyasi aktörler, ulus-devletin ta kendisi aslında. Ama bırakın Türkiye'yi, 20. yüzyılda bölünmüş ülke sayısı beş. Sistem zaten ulus-devletleri olduğu gibi tutmaya çalışıyor. Çünkü uluslararası sistemin kendisi ulus-devlete dayalı. Siyasi aktör demek ille siyasi parti değil, bugün medya grupları ciddi birer aktör örneğidir. Zaten hepsi belli çıkarların içinde, o projelerden bir tanesine yakın durmaya çalışıyor. Ama hepsinin ortak noktası, milliyetçi olması. Kitapta hem AB'de hem Türkiye'deki milliyetçilik anlayışlarını, karşılıklı korkuları anlatmışsınız. Karşılıklı korkular aslında aynı mı? Korkular farklı ama mekanizma aynı, korkuya dayalı. Bu korkular gerçek dışı ve tamamen algılara dayalı! Milliyetçiliğin rolü burada devreye giriyor; korkuları besliyor. Gerçekten koparma süreci işliyor, bir süre sonra gerçekleri değil inandığınızı görmeye başlıyorsunuz. İki tarafın korkularının somut kökenleri farklı ama aslına bakılırsa iki tarafın da kendi varlığını olduğu gibi koruma isteği söz konusu. |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|