![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Yazı Dizisi Birinci Ağızdan Bahçelievler Katliamı 1 Türkiye İşçi Partisi Üyesi Yedi Kişiyi Öldürmekten Yedi Kez İdama Mahkum Edilen Ercüment Gedikli, 29 Yıl Sonra Konuştu! Olayda yer alan, ama hiç yargılanmayan bir kişi daha var
1978'de aralarında Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı'nın da bulunduğu yedi kişiyle Bahçelievler Katliamı'nı gerçekleştiren ve 11 yıl cezaevinde kalan Ercüment Gedikli olay hakkında sorguda da, duruşmalarda da hiçbir şey anlatmamıştı. Gedikli katliamla ilgili bilinmeyenleri ilk kez anlattı… 9 Ekim 1978 günü saat 22.00 sularında Bahçelievler 15'inci Sokak'taki 56 numaralı apartmanın iki numaralı dairesinde bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi Hürcan Gürses, Efraim Ezgin, Osman Nuri Uzunlar ve Latif Can silahla öldürüldü. Eve sonradan gelen Faruk Erzan ve Salih Gevence de aynı kişiler tarafından Eskişehir Yolu'na götürülerek başlarından vuruldu. Katillerin evde "öldü" diye bıraktığı, ağır yaralı Serdar Alten ifadesinde katillerin eşkalini verdi ve olaydan sekiz gün sonra öldü. Katliamdan iki ay sonra rastlantı sonucu gözaltına alınan ülkücü Duran Demirkan'ın itirafı üzerine Bahçelievler Katliamı faili meçhul olmaktan kurtuldu. Bahçelievler Katliamı davasının kararına göre katliamı gerçekleştirenler Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Kürşat Poyraz ve Mahmut Korkmaz'dı. Duran Demirkan ve Ömer Özcan da gözcülük yapmıştı. Katliamı organize eden ise 1996 yılında Susurluk Skandalı'nı başlatan kazada ölen Ülkü Ocakları İkinci Başkanı Abdullah Çatlı'ydı. Sekiz yıl süren dava sonunda Ömer Özcan ve Duran Demirkan 28'er yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı ve 1991'deki genel afla cezaevinden çıktı. Kırcı ve Gedikli ise yedişer kez idama mahkûm edildi. Mahmut Korkmaz, Kürşat Poyraz, Abdullah Çatlı ve Ünal Osmanağaoğlu hakkında ise gıyabi tutuklama kararı verildi. Mahmut Poyraz, 1987'de yakalandı ve o da 1991'deki aftan yararlanıp serbest kaldı. Sonradan yakalanan ve halen 1980'de öldürülen DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler cinayetinden yargılanmakta olan Ünal Osmanağaoğlu ile Kırcı şu an cezaevinde; Kürşat Poyraz ise hâlâ aranıyor! 1991'de genel afla cezaevinden çıkan ve duruşmalarda da, poliste de hiç konuşmayan Gedikli, 29 yıl sonra Bahçelievler Katliamı'nı Yeni Aktüel'e anlattı. - Katliamın en önemli sanıklarındandınız. Öldürülen yedi genci tanıyor muydunuz? Tanımıyordum. O dönemde küçük semtler ve şehirler dışındaki kentlerde, özellikle de İstanbul, Ankara ve İzmir'deki çatışmalarda tarafların birbirini tanıması mümkün değildi. Tamam, Bahçelievler'de bir hadise oldu ve yedi kişi öldü. Ama ben şimdi bir kitap göstereceğim size 15 ciltlik; her sayfasında onlarca şehit var. Nerede, nasıl öldürüldüklerini anlatıyor. Sanki o günler hiç yaşanmadı, kimse kimseyi öldürmedi, çatışmalar olmadı, insanlar sakat kalmadı; biz bir gün aklımıza esti de gittik, birilerini öldürdük. Sanki sadece Bahçelievler olayı var; bir de Abdi İpekçi cinayeti oldu, Mehmet Ali Ağca da gitti Papa'yı vurdu. Sanki hepsi bu kadar! Tabii basınımızın sayesinde. Bakmak lazım Bahçelievler olayının üç gün öncesinde kaç ülkücü cenazesi kalkmış. - Yedi kişinin öldürülmesi önemli değil mi? Adana'da ülkücü öğretmenler öldürüldü; Ümraniye'de ülkücü fabrika işçileri silahla tarandı. Oralarda da sayı çoktu. Ama basın bunları hatırlamıyor. - Katliamın yaşandığı evi hatırlıyor musunuz? Nasıl hatırlamayayım, evin adresinin adıyla kitaplar çıktı. - Kitaplar olmasaydı hatırlar mıydınız? Hatırlamazdım. Onca olay yaşadım. Her birini hatırlasaydımBu hadisede de parmak izi yok. Görgü tanıkları yok, silahlar ortada yok ama verilmiş bir hüküm var. Tek canlı tanığı vardı; Serdar Alten. O da bir hafta yaşadı. Bir o doğru anlatabilir. O da yaşadığı süre içinde kısa bir ifade verdi. İfadesinde "Eve baskın yaptılar. Dört kişiydiler" diyor. - Olay Alten'in ifadesiyle çözüldü. İfadesinde "doğru değil" diyebileceğiniz yer var mı? Hadisenin mağduru Serdar Alten'dir. O nedenle anlattıklarına "doğru değil" demek mümkün değil. Hiçbir yerde bunu kabul etmiş bir tek ifadem yok. Alten "dört kişi" diyor ama 11 kişi ceza aldı, hatta hâlâ aranan var. "İkinci araba yok!" - Alten evdekileri söylüyor, dışarıda olanlar da var. 11 kişi Demirkan ve Çiftçi'nin ifadesinde de var. Tamam. Hadiseyi en doğrusuna yakın anlatan İbrahim Çiftçi ama beraat etti. Beraat etmesi hadiseyle ilgisi olmaması demek. Çiftçi'nin ifadesinde duvardaki fotoğraf ve tablolara kadar her şey yazılı! Hadiseyle ilgisi olmayan adam nasıl böyle bir ifade verebilir? 12 Eylül döneminde ifadelerin nasıl alındığı ortada. Olaydan iki buçuk ay sonra aynı gün Demirkan ve Çiftçi yakalanıyor. Aynı gece olayı anlatıyorlar. İkisinin ifadesinde birbirlerinin ismi yok, yani birbirlerinden bahsetmiyorlar. - Her ikisinin ifadesinde siz varsınız! Demirkan ifadesinde, onu Dadaş Kahvesi'nden Ömer Özcan'la birlikte alıp Üçüncü Cadde üzerinden yaya geçerek evin etrafına onları nöbetçi olarak yerleştirdiğimi söylüyor. Çiftçi ise bir arabayla gelip kendisini, ardından da Abidin Şahinler ve evinden Ömer Yavuz'u alıp arabaya bindirerek olay yerine getirdiğimi ve arabanın markasının da Renault olduğunu söylüyor. Yani sayı o kadar büyüyor ki hadiseye bir araba daha ekliyorlar. Oysa ikinci araba yok. Alten'in ve idama mahkûm olmuş Haluk Kırcı'nın ifadesinde de ikinci araba yok. - Sizinle ilgili Demirkan'ın mı, yoksa Çiftçi'nin ifadesi mi doğru? İkisi de yanlış. - Doğrusu nedir? Yüce Türk adaleti bunlara göre karar vermiş. Ben bilmem! - Alten de ifadesinde sizi tarif ediyor. Çok iyi bir tarif değil. Sarışın, çukur yanaklı, 1.80 boyunda, doğu veya güneydoğu şivesiyle konuşuyor diye tarif etmiş. Saç rengim kumral, boyum 1.90, Ege'liyim, yanaklarımda çukurluk yok. - Diğer tarifler! Onlarda da iyi tarif yok. Birinin normalden büyük kafalı olduğunu belirtiyor. Birinde de çocuk yüzlü; sakalı, bıyığı olmayan birini tarif ediyor. Haluk Kırcı'ya bu uyuyor. - Hangisi, büyük kafalı olan mı? Hayır. Sakal ve bıyığı olmayan. - Büyük kafalı kim? Şimdi kime büyük kafalı desek kızacak. O yüzden bu tarife karışmayayım! - Mahkeme tutanaklarına göre açıklasanız Mahmut Korkmaz oluyor. "Öldürülme yerleri tesadüfi değildi" - Neden o gençler seçildi? Hayatımın son 30 senesi Bahçelievler hadisesiyle geçti; binlerce eylemden farklı yönleri var. Klasik sağ - sol çatışmasının, karşılıklı terörün misillemelerinden biri ama ekstra farklıkları mevcut. Bahçelievler hariç, diğer çatışma ve baskınlar spontane oluştu. Bahçelievler'deki farklılıklar çok gün ışığına çıkmadı, sansasyonel yönüyle ilgilenildi. Dosyayı incelemek, karanlıkta kalan kısımlarını deşmek kimsenin aklına gelmedi. - Nedir karanlıkta kalanlar? O insanların tümünün o evde oturmadıkları, bazılarının Ankara'da bile ikamet etmedikleri, bunların ölüm yerleri ve şekillerinin tesadüfi olmadığı. - Çatlı mı planladı? Olay günündeki güç durumuna bakılırsa Çatlı'nın planlaması normal. Çünkü Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı'ydı. Ama Çatlı hadiseye belli bir zamandan sonra dahil oldu. Dahil olmasının nedeni evin kalabalık olmasıydı. Normalde evde iki kişi olması beklenirken beş kişi çıktı. Haber verilmesi üzerine Çatlı olay yerine intikal etti. - Bugüne kadar evde beş kişinin olduğu ama sonradan iki kişinin gelmesi üzerine Çatlı'ya haber verdiğiniz biliniyordu. Buna dayanak Kırcı'nın ifadesi. Ama Kırcı'nın birçok ifadesi var. Bu ifadelerin satır aralarında da şu anlaşılıyor: Evde iki kişi beklenirken beş kişiyle karşılaşıldı. Ama içeri girilmişti, geri dönüş yoktu. Sonra iki kişi daha geldi. Evdeki beş kişi arasında aranan bir kişi vardı: Salih Gevence. Faruk Erzan sonradan geldi ya da getirildi. "Gevence ve Erzan'ı arıyorduk" - Gevence ve Erzan'ı mı arıyordunuz? Evin sahipleri Gevence ve Erzan'dı. Zaten eve girildiğinde Faruk'un ağabeyinin yengesiyle olan duvardaki fotoğrafı göstererek "Bu yakışıklının kardeşi nerede" diye soruldu. Alten de bunu ifadesinde net ortaya koyuyor. - Erzan kendi mi geldi, siz mi getirdiniz? Belki kendi geldi, belki de getirildi. Ama başta Erzan evde yoktu. - Erzan ve Gevence'yi neden arıyordunuz? İkisinin iki ortak özelliği vardı: O evde birlikte oturmaları ve Devlet İstatistik Enstitüsü'nde çalışıyor olmaları. - Bu ortak özellikler neyi açıklıyor? Biz veya literatürü yazanlar buna hücre ev tabirini kullanıyor. Bazı evler ikametgâh değil, örgüt amaçlı kullanılabiliyor. Ayrıca bir kişinin üzerinde mikrofilmler bulundu ve alındı. "Yarı askeri harekâttı" - Siz evi önceden biliyor muydunuz? Bir sıcak çatışma varsa buna da yarı askeri harekât diyelim; bunun bir istihbarat bölümü, bir lojistik bölümü olmak zorunda. Bunları yapmıştık. - Alten'in ifadesine göre eve girer girmez "Nerede silahlar" diye sormuşsunuz. Silah bulamayınca da "Silahsız devrimcilik mi olur" demişsiniz. O ifadede bir yanlışlık var. Taraflar birbirilerini tanımlarken "devrimci" ve "ülkücü" tabirlerini kullanmaz. Ülkücüler, solculara "komünist", solcular da ülkücülere "faşist" derdi. Ya ifadeye geçerken yanlışlık olmuş ya da bir şeyler gizleme çabası var. - Neyi gizlemeye çalışmış olabilir? Alten de davasına inanmış bir insandı. Davasına ve kendisine zarar verecek şekilde ifade etmez. Benim de yaptığım gibi. - Ne silahı arıyordunuz? Bir, iki silah aranması bu olaya sebep olacak bir gerekçe değil. İki silah için kimse gidip bu kadar zahmete girmez. Daha fazla silah arıyorduk. Gizlenen şey de bu olabilir! |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|