![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Türkiye'de Kolluk Güçleri, Sahip Olduğu İmtiyazı Ve Gücü Bırakmak İstemiyor "Şeffaf Karakol" Hâlâ Hayal
AB ile müzakere sürecinde polis ve jandarmanın sivil denetimine ilişkin son toplantıdan sonuç çıkmadı. Çünkü polis, jandarma ve hükümet böyle bir uygulamaya gönülsüz! Emekli askeri hakim ve avukat Ümit Kardaş'a göre Türkiye'deki kolluk görevlileri denetlenmemeye, şeffaf olmamaya ve hesap vermemeye alışmış! Jandarmanın hâlâ polise ait alanlarda görev yaptığını belirten Kardaş "Özellikle asker siyaset mühendisliği yapıyor ve denetlenmiyor" diyor. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Alişan Çapan'a göreyse Türk polisinin mevcut anlayışını değiştirme çabaları beyhude. Zira ana kural polis okuluna giren herkesin polis olarak çıkması! "Uluslararası alanda evrensel değerler ve ilkeler açısından bir ülkenin değerlendirilmesinde en önemli ölçüt polisin uygulamalarıdır. (...) Bir ülkenin hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayalı bir demokrasiyle yönetilmesinde polisin konumu, işlevi ve anlayışı en önemli etkendir." Emekli askeri hakim ve avukat Ümit Kardaş'ın Birikim Dergisi'nde yayımlanan "Polis" adlı makalesinden alıntılanan bu cümleler ideal bir demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez kriterlerinden. Sadece polisi değil askeri birimleri de kapsayan kolluk kuvvetinin demokratikleşme sürecine katkı yapabilmesi söz konusu kurumların ne kadar demokratik olduğuyla yakından ilgili. Bu süreçteki kilit unsursa kolluk kuvvetinin "demokratik sivil denetimi." Zira Fransız filozof Louis Althusser'in "devletin baskı aygıtı" olarak tanımladığı polis ve ordunun baskı sınırlarının bağımsız bir otorite tarafından belirlenmesi ve denetlenmesi hukuka dayalı demokrasiler için elzem. Kolluk görevlilerinin sahip oldukları gücün denetlenmemesi durumundaysa "orantılı gücün" "orantısız güce" dönüşmesi an meselesi. "Bekçileri kim bekleyecek?" sorusunu ilk kez birinci yüzyılda doğan Romalı şair Juvenal sormuş. Bugünse aradan geçen yaklaşık 2000 yıla rağmen aynı soru ve aynı konu etrafındaki tartışmayı sürdürüyoruz. Bu tür soruların gündeme gelmesindeki en önemli etken ise Türkiye'nin iç dinamikleri değil uyum sağlamaya çalıştığımız Avrupa Birliği (AB) gibi dış dinamikler! Zira Türkiye - AB müzakereleri kapsamında görüşmeye açılan 24. fasıl, güvenlik güçlerinin kurum dışı otoritelerce denetlenmesini öngörüyor. Türk polisinin ve jandarmasının kendi iç denetiminin yanı sıra özellikle hak ihlâlleri konusunda dışarıdan bağımsız otoriteler tarafından denetlenmesini öngören faslın Türkiye'de hayata geçip geçmeyeceğiyse henüz belirsiz. Polis teşkilatı "çok dışlanmamak" ve "güvenlik hizmetlerini aksatacak şekilde savunmasız bırakılmamak" kaydıyla denetime kapıyı araladı. Jandarma teşkilatıysa böyle bir denetim girişiminin Genelkurmay'dan bağımsız olamayacağını düşünüyor. Hâl böyle olunca AB'den ve Türkiye'den teknik heyetlerin katıldığı toplantıdan bir sonuç elde edilemedi. AB şimdilik hükümetin siyasi iradesini ortaya koymasını bekliyor. Ancak bu beklentinin ne kadar karşılanacağı şimdilik belli değil. Zira 1 Mayıs olaylarından sonra başlayan "orantısız güç" tartışmalarına ve CHP'nin konuyla ilgili verdiği gensoru önergesine cevaben konuşan İçişleri Bakanı Beşir Atalay şu cümleleri kullanmakta beis görmedi: "Kimsenin burnunun kanamadığı, can vermediğimiz, büyük yaralıların olmadığı 1 Mayıs'tan sonra burada huzurunuzdayım, onun için de gerçekten kendimi şanslı sayıyorum ve bununla da gurur duyuyorum." Cenevre Konvansiyonu'na göre kullanılması yasak olan biber gazının 1 Mayıs'ta hastane bahçesi ve binaların içi dahil insanların üzerine kontrolsüzce yağdırılması ise Atalay'ın gurur duyduğu tablonun neresinde, bilinmez. Ama Yeni Aktüel'in sorularını yanıtlayan emekli askeri hakim ve avukat Ümit Kardaş'a göre bu "gurur tablosu" Türkiye'de polis ve jandarmanın sivil otoritelerce denetlenmesi konusunda pek umut vaat etmiyor. "Hükümet sivil denetimi beceremeyecek" Sivil denetim konusundan önce Ümit Kardaş'ın ısrarla vurguladığı konu Türkiye'deki kolluk sisteminin yeni baştan kurulması gerektiği: "Türkiye coğrafyasının aşağı yukarı yüzde 90'ında jandarma görev yapıyor. Kırsal kesim olmaktan çıkmış ve kente dönüşmüş birçok yerde jandarma hâlâ görevi devretmiyor. Yani polisin görev yapması gereken yerde jandarma görev yapıyor. Jandarma askeri bir teşkilat ve bir tarafıyla Genelkurmay'a bir tarafıyla İçişleri Bakanlığı'na bağlı. İç güvenliğin asker tarafından sağlanması modernlik öncesi döneme ait bir durum. Avrupa'da birçok ülke jandarmayı kaldırmış. Örneğin Belçika jandarma teşkilatını kaldırarak, bu görevi polise devretmiş. Fransa ve İspanya'da jandarma teşkilatları var ama bunlar militer yapıya sahip olmayıp, sivil yönetimin kontrol ve denetimi altındadır." Bundan yaklaşık 30 sene önce İngiliz polis teşkilatı tarafından hazırlanan bir raporda ise Türkiye'de polisin zor kullanmaya dayalı anlayıştan kaçınması gerektiği belirtilirken şu da vurgulanıyordu: "İç güvenlik ve kamu düzeni tehlike altındayken askeri güçlerin ellerindeki tüm silahları kullanmamaları ve polis denetiminde olmaları gerekir." Ancak Kardaş'ın da belirttiği gibi Türkiye'de jandarma hâlâ polise ait olması gereken alanlarda görev yapıyor ve iç güvenlik alanı askerileştiriliyor. Türkiye'de bu sorunlar halledilmeden sivil denetimden konuşmanın gereksiz olduğunu vurgulayan Kardaş ideal bir sivil denetimiyse şu sözlerle tanımlıyor: "Polis ve jandarma uygulamalarının hem hukuki olarak hem de toplum tarafından denetimi." Ne var ki böyle bir denetimin Türkiye'de hayat bulması çok zor görünüyor. Kardaş'a göre Türk polisi ve jandarması denetlenmemeye, şeffaf olmamaya ve uygulamaları nedeniyle hesap vermemeye alışmış: "Özellikle asker siyaset mühendisliği yapıyor ve denetlenmiyor. Sahip olduğu imtiyazları ve gücü bırakmak istemiyor. Denetlenme meselesinin gündeme gelmesi bile onları endişeye sevk ediyor. Demokrasilerde olmayacak şekilde tersine bir durum var Türkiye'de. Şimdi bu tersine, yani demokrasilerde olması gereken şekle dönecek ama bunu da istemiyorlar. Türkiye'deki çatışmanın temelinde bu yatıyor. Onun için bu çok zor. Bu hükümetin bunları becerebileceğini zannetmiyorum." Polis okuluna giren illa ki mezun oluyor Türkiye'de Silahlı Kuvvetler'in yanı sıra polis teşkilatının demokratikleşmesi adına atılması gereken en önemli adımlardan biri polisin halkın rızasına dayalı ve meşruiyetini hukukun üstünlüğüne dayandıran bir anlayış içinde görev yapması. Polis Meslek Yüksek Okulu'nda anayasa hukuku dersi vermiş olan, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi araştırma görevlisi Alişan Çapan'a göre Türkiye'de polis akademileri ve polis meslek yüksek okullarından mezun polislerin bu anlayışı benimsemeleri çok kolay değil: "Öğrenci okulda bir anomali göstermiyorsa, yani ailesinde PKK sempatizanı Kürt veya solculukla damgalanmış kimse yoksa bu kişiler bu okullardan mezun oluyor. Yani dersleri ne olursa olsun oraya giden adamın polis olarak çıkması ana kural. Dolayısıyla müfredat ne kadar oluşturulursa oluşturulsun işleyişte bu konuların polisler tarafından ne kadar içselleştirildiği problemi var." Göreve başlayan polislerin de polis teşkilatının kendi oluşturduğu davranış biçimine riayet etmek durumunda kaldıklarını, aksi takdirde dışlandıklarını söyleyen Çapan bu yapının eğitim müfredatının daha insani boyuta taşınmasına zaten izin vermediğine dikkat çekiyor: "Polisler çok çabuk aidiyet oluşturuyor. Polislerin bir kısmı kötü şartlarda çalışıyor. Büyük şehirlerde çalışan polislerin durumu çok zor. Aldıkları maaşlar çok komik kalıyor. Çoğu büyük şehirlerde görev almak istemiyor çünkü buralarda lojman şansları yok, daha büyük stres altındalar, daha yoğun bir suçla karşı karşıya kalıyorlar. Çalışma şartları insani olmadığı için süreç içinde kendilerini toplumdan farklı görmeye başlıyorlar. 'Biz bu şehrin çilesini çekiyoruz' diye de düşünüyorlar. Bu sebeple bir yabancılaşma da söz konusu. Bu da o insanların okulda öğrendiklerini hayata geçirmelerini engelliyor." Dolayısıyla polisin sivil denetimini iğneyle kuyu kazmaya benzeten Çapan'a göre bu olgu ancak çok uzun vadede gerçekleşebilecek bir uygulama.
|
|||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|