AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu'na Göre 27 Nisan'daki Sıkıntı 28 Şubat'taki İle Aynı…

"Bizimkiler kriz yönetemiyor"
METİN UNDER / 


Milli Görüş hareketinin önemli isimlerinden Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu 2004'te Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı'yken aktif siyaseti bıraktı. Eski CHP'li Ertuğrul Günay ile "Müslüman sol" olarak adlandırılan "Yeni Siyaset Girişimi" çalışmalarını sürdüren Bekaroğlu, yeni yayımlanan "Adil Düzenden Dünya Gerçeklerine Siyasetin Sonu" adlı kitabında 28 Şubat'ta yaşananları İslamcı cepheden inceliyor.

28 Şubat süreciyle 27 Nisan Muhtırası aynı mı?
Türkiye'de bir demokrasi oyunu oynanıyor. Seçkin bir elit tabaka siyasete kırmızı çizgiler çekmiş, bunu 61'den başlayarak Anayasa'ya da giydirmiş ve bir yerden sonra müdahale ediyor. 27 Nisan Muhtırası'nın mantıkla, hukukla izah edilir tarafı var mı? "Ne mutlu Türküm diyene' demeyen herkes düşmandır." Bunu asker söylüyor. Asker de düşmanı imha etmek üzere eğitilmiştir. Bu çok vahim bir şey. Milletin bir kısmını imha mı edecek? Böyle sorular akla geliyor. Tabii 28 Şubat'ın da, 27 Nisan'ın da, önceki müdahalelerin de böyle bir mantığı var. Yani Türkiye'de demokrasinin olmaması bir kesimin halka ters düşmesinden kaynaklanıyor. Ben kitabımda hem 28 Şubat'ın görünür nedenlerini hem de bizden, yani 28 Şubat'a muhatap olan kesimden kaynaklanan sorunların ne olduğunu tartışıyorum. O günkü sıkıntılar neyse bugün aynen devam ediyor.
- AKP'nin iktidara gelişini dünya sisteminin bir projesi olarak tanımlıyorsunuz. Bu proje neydi? Amaçlarına ulaştı mı?
Osmanlı'nın yıkılması ve cumhuriyet sürecinde Türkiye'nin Batı'ya bir yönelişi var. Bu yöneliş 1950'lerden sonra zaman zaman akamete uğramıştır. Özellikle bölgemizde son yıllardaki değişiklikler Dünya sisteminde Türkiye'nin Batı'ya yönelişinden vazgeçip tekrar İslam coğrafyasına dönebileceği endişelerini ortaya çıkarmıştır. 28 Şubat'ın uluslararası desteği böyle bir endişeden kaynaklanıyor. Erbakan'ın uyguladığı ekonomik politikalar, İslam coğrafyasına yönelmesi bence 28 Şubat'ın dış desteğini oluşturmuştur. Bir başka olay da 80'lerde başlayan "birinci neo-liberal dalga". Türkiye, 24 Ocak kararlarıyla buna bağlandı. 28 Şubat sadece Erbakan'ı tasfiye etmekle kalmadı, Türk ekonomisine de çok ciddi müdahalelerde bulundu. Devam eden süreçte Kemal Derviş'le getirilen ekonomik politikaların -bunlara "ikinci neo-liberal dalga" diyorum- AKP'nin dışında bir hükümet tarafından uygulanması mümkün değildi. Çünkü hemen paralelinde ABD'nin bölgeye müdahalesi söz konusuydu. Böyle bir ortamda hem halkı çökertecek ekonomik politikalar uygulayacaksınız hem de bölgede ABD - İsrail ekseninde hareket edeceksiniz. Onun için ben AKP'ye bir proje olarak bakıyorum. Tayyip Bey değil de, başka bir başbakan olsaydı kimse Türk halkını tutamazdı.

"Erdoğan, Avrupa'ya giderek destek aldı"
- Milli Görüş çizgisi AB'nin ve Batı sisteminin düşmanıydı. Geldiğimiz noktada AB'ye uyum yasalarını AKP çıkardı. İslamcı siyaset açısından bu değişimin nedeni neydi?
Halk 28 Şubat'la birlikte çok büyük baskı altında kaldı. Bu baskı sadece cemaatlere yapılan baskı değildi. Çok ciddi ekonomik baskılar da var. Öyle bir noktaya geldi ki, AKP'ye destek veren Milli Görüş tabanı "içerde yerleşik devlet iktidarı bize nefes aldırmayacak. Bırakın birtakım kazanımları, ayakta durmamız mümkün değil" noktasındaydı. Milli Görüş hareketinin bir Avrupa ayağı hep olmuştur. Yani Erbakan da, tabanı da Avrupa'daki hak ve özgürlükleri biliyor. Avrupa'da insanlar inançlarını rahat ifade ediyor. Dolayısıyla o dönem Erbakan'ın başlattığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) gitmek ve oradan AKP'nin Avrupacı çizgisinin oluşması anlaşılır bir şeydir. Avrupa'ya giderek destek aldı Erdoğan. "Avrupalı Türkiye'de daha rahat nefes alırız" tarzında bir yöneliştir bu. Ama bu süreçte AİHM'nin hem RP davasında hem de Leyla Şahin gibi kişisel başvurularda verdiği kararlarda AKP tabanı hayal kırıklığına uğradı. Avrupa'dan Fazilet ve RP döneminde bütün beklentiler "Avrupa'daki kararları göreceğiz" tarzındaydı ama o kararlar çok bekledikleri gibi olmadı.
- AKP toplumun bir bölümünce takiye yapmakla suçlanıyor. Siz nasıl görüyorsunuz?
AKP takiye yapıyorsa bence kendi tabanına yapıyor. Laik modern çevrelere, Avrupa'ya karşı söylediklerinde takiye yaptığı kanaatinde değilim.
- Kendi tabanına yaptığı takiye AKP karşıtlarının da tedirginliğini körüklemedi mi?
Kitabımın birçok bölümünde tartıştığım konu bu. İslamcı siyasetin, yani RP'nin gerçekten değişmesi gerekiyordu. Çünkü o bir soğuk savaş modeliydi ve o modelin bu post-modern zamanlarda siyaset yapması mümkün değildi. Ama bu değişim Türkiye'deki otoriter yapıyı tartışmalıydı. İslamcı partiler RP'den başlayarak bu otoriter yapıyı tartışmadı. "Biz bu otoriter yapıyı demokratikleştireceğiz, yukarıdan aşağıya yaşam tarzı dayatmayan bir devlet olacak" demek gerekiyordu. Milli Görüş partilerinin ihtiyacı olan değişim buydu. "Biz İslam'dan kotarılmış ideolojiyi devlete taşıma iddiamızdan vazgeçtik. Biz de laikiz; Türkiye bugün nasıl yönetiliyorsa biz de öyle yöneteceğiz" diye geldiler. Geldiler ama tabanları onlardan farklı şeyler bekliyordu. Orada Erbakan'dan farklılaşmadılar. Cumhurbaşkanlığı'nı buna tipik örnek olarak verebiliriz. AKP'nin 367'si vardı, destek de alırdı. Cumhurbaşkanı'nın yetkilerini azaltsaydı bugün bu gerginlik olmazdı. AKP, tabanına karşı başörtüsü yasağı ya da katsayı probleminde "Bekleyin, Cumhurbaşkanlığı'nı alacağız; YÖK Başkanı'nı, rektörleri değiştireceğiz, ondan sonra bunları yapacağız" mesajı verdi. Bugün siyasetin kilitlenmesi de bundan kaynaklanmıştır diye düşünüyorum. Niye Cumhurbaşkanlığı'nı bekliyorsun? O zaman Cumhurbaşkanlığı sembol oldu; semboller üzerinden kavga! Dolayısıyla ben, sahte değişim, diyorum. Abdullah Gül'ü aday göstermelerine rağmen toplumun bir kesimi "Bunlar iktidarı mutlak olarak ele geçiriyorlar, artık bize yaşam tarzı dayatacaklar" diye inandı. Yoksa Tandoğan ve Çağlayan mitinglerini başka şekilde izah edemezsiniz. Kendilerinden çok iyi biliyorlar, çünkü cumhuriyet projesi baştan sona ulus inşa projesidir ve Kemalizm otoriter devleti kullanarak insanlara yaşam tarzı dayatmıştır. "Şimdi iktidar başka bir grubun eline geçecek, onlar başka bir resmi ideoloji taşıyacaklar ve bu otoriter yapıdan hareketle insanlara yaşam tarzı dayatacaklar." Gerilim, gerginlik bu. Nitekim bugün Türk siyaseti yaşam tarzı tartışmasına kilitlenmiştir. Yapılacak seçimde AKP'nin hiçbir icraatı konuşulmayacak. Yaşam tarzı konuşulacak
- Cumhurbaşkanını halkın seçmesi gibi bir rejim değişikliğinin erken seçim kararı almış bir parlamentodan çıkması sakıncalı değil mi?
Anayasa değişikliği yaparak iki seçim birden bence çok sağlıklı bir şey değil. Ben sakıncayı orada görmüyorum. Anayasa Mahkemesi'nin bu yorumu bir içtihat. Bundan sonra Türkiye'de cumhurbaşkanı seçilemez. 184 büyüktür 367 oldu. Nasıl yaptılar bunu, anlamak çok zor. Bundan sonra Türkiye'nin cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerekiyor. Başka ne yapacağız? Yoksa cumhurbaşkanı seçilemeyecek, kriz devam edecek. Bu anlamda doğru bir adım ama bu adımın şimdi atılması yanlış. Genel seçim kararı almışsın, bir taraftan da bir buçuk aylık dönemde anayasa değişikliği yapacaksın. Hadi şeklen yapabilir diyelim ama siyaseten doğru değil. En kötüsü seçim iyice kutuplaşacak. Mitingler, parti mitingleri yerine cumhuriyet ve demokrasi mitinglerine dönüşecek. Bu müthiş bir "iki kutup". AKP mağdur pozisyonunda seçime giriyordu ve 400 milletvekiliyle geri gelecekti. Şimdi "cumhurbaşkanlığı seçimini birlikte yapacağım" kararıyla 400 milletvekiliyle geri gelmesini riske etti.

"Darbe olabilir!"
- Muhtıraya kadar süreci iyi yönetti ama sonrasını iyi yönetemedi mi diyorsunuz?
Evet! Tırnak içinde, bizimkiler kriz yönetemiyor. Türk siyaseti kriz yönetemiyor. Maalesef seçilenler, Menderes'ten başlayarak Demirel'i, Ecevit'i, Özal'ı, Erdoğan'ı kriz yönetemiyorlar.
- AKP'nin uluslararası iktidar odaklarıyla ilişkisini sürekli vurguluyorsunuz. Bu odaklar 27 Nisan Muhtırası'nı ve AKP'nin bugününü nasıl değerlendiriyor olabilir?

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 97. sayısında bulabilirsiniz!


1   2  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital