![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
TESEV'in Milliyetçilik Araştırması "Türkiye'nin Zihniyet Haritası"nı Çıkardı Bölünen miliyetçilik!
Demokratikleşmenin önündeki en büyük engelin "toplumun algı ve zihniyet yapıları" olduğu düşüncesinden yola çıkan TESEV'in yaptığı milliyetçilik araştırması, ilginç bulgular içeriyor: Farklı gruplar hiç de göründüğü gibi kaynaşmış değil; aksine birbirine güvensiz. İnsanların "en güvenli havzaları" cemaatler. Daha da önemlisi din ve etnik aidiyet duygusu insan topluluklarını yeniden tanımlarken "yeni milliyetçilikler" için hem fırsat hem de ihtiyaç yaratıyor… Fransız İhtilali'nin başgösterdiği yıl tahta çıkan III. Selim zamanından bu yana "modernleşmeye" çalışıyor Türkiye. Bu çaba üç yüzyılda ekonomi, eğitim, hukuk gibi alanlara yansıdı. Aslına bakılırsa son on yıldır AB'ye uyum süreci içinde birtakım önemli adımlar da atıldı. Fakat bazı önemli reformların engellerle karşılaştığı da gerçekTürbandan din ve inanç özgürlüğü tartışmalarına ve bir türlü yüzleşilemeyen Kürt sorununa kadar, giderek şiddet kelimesiyle birlikte anılan milliyetçiliğin doğurduğu sonuçlara bakıldığında bu daha net görülüyor. Adına ister AB'ye uyum süreci diyelim, ister demokratikleşmeSöz konusu reformları engelleyen ne ya da kim? Farklı kelimelerle sorulsa da, varmaya çalışılan nokta aynı: "Türkiye bütün arzusu ve gayretine rağmen niçin bir türlü modernleşemiyor?" Demokratikleşmenin önündeki en büyük engelin "toplumun algı ve zihniyet yapıları" olduğu düşüncesinden yola çıkan TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) de konuyla ilgili araştırmalar yapıyor. Türkiye toplumunun zihniyet yapısını, kendisini ve çevresini algılama biçimini ortaya koymayı amaçlayan; laiklik, dindarlık, milliyetçilik, aile, devlet, hak gibi kavramlar üzerinde yoğunlaşan bu araştırmaların milliyetçilikle ilgili ayağı Haziran ayında tamamlandı. Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim görevlisi Doç. Ferhat Kentel, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim görevlisi Doç. Meltem Ahıska ve Sosyolog Fırat Genç'in hazırladığı çalışma "Milletin Bölünmez Bütünlüğü-Demokratikleşme Sürecinde Parçalayan Milliyetçilik(ler)" başlığıyla yayımlandı. Araştırma, milliyetçilik ideolojisinin nasıl işlediği, çatışmacı kültürün nasıl yayıldığı, toplumun farklı kesimlerinin milliyetçilik vasıtasıyla ne anlatmak istediği, bu kelimenin onlar için ne ifade ettiği, bu kavramı ya da ideolojiyi nasıl taşıdıkları, kendilerine nasıl bir milliyetçilik elbisesi biçtikleri veya var olan bu elbiseyi nasıl giydikleri konusunda önemli "ipuçları" veriyor. Coğrafi olarak yedi bölgeye yayılan, 17 ilde sosyo ekonomik düzeyleri, meslekleri, etnik ve dinsel aidiyetleri göz önünde bulundurularak farklı kesimlerden yaşları 18-73 arasında değişen 98 kişiyle yapılan birebir mülakatlarda ve bazı grup görüşmelerinde dile getirilenler, "milliyetçilik psikolojisinin" anlaşılması açısından da önem taşıyor. "Bu benim kalitemde bir toplum değil" Her şeyden önce araştırma, zihinlerdeki milliyetçilik kavramının tek ve aynı olmadığını gösteriyor. Mesela Çorumlu Kazım soruyor: "Bir il milliyetçiliği var, bir ülke milliyetçiliği var, bir yasa milliyetçiliği var. Hangisi sizin sorduğunuz?" Müslüman olmak, Türk olmanın bir şekli olarak çıkıyor ortaya. Kocaelili ev kadını Selma (58): "Türk demek kan bağı tabii. Bu vatanı paylaşıyoruz. Türk olunca Müslümanlık da gelir yani. İnancımız ona göre" diyor. Karslı bakkal İsmail (32) çizgileri daha belirgin bir çerçeveye yerleştiriyor kendini: "Kars'tan Edirne'ye kadar bizimdir. Son bir damla kanımız kalıncaya kadar bu topraklar için mücadele edeceğiz. Hiç merak etmeyin; ayrım yok. 'La ilahe illallah, hak Muhammed resulullah' diyen vatandaşın hepsi ve bir çakıl taşı dahi benimdir." "İnancından ötürü" kendini "ikinci sınıf" hisseden vatanseverler de dikkati çekiyor; Erzurumlu emekli öğretmen Cevdet (50) gibi: "Savaşa geldi mi Mehmet gel, vergiye geldi mi Mehmet gel. Mehmet Silahlı Kuvvetler'de görev yapar. Çocuğu üniversitede rektördür, başı bağlı okula giremez. Bu vatanın sahibi biziz yani. Ben düşünüyorum bazen, savaş olsa şu dine karşı olan gruplar acaba yurt savunmasına gider mi?" Çanakkale'den emekli öğretmen Musa'nın (50) sözlerine bakılırsa "eğitimli milliyetçiler" beraber yaşadıkları kimseleri beğenmiyorlar: "Yaşayış tarzı itibarı ile Avrupalı bir toplum değiliz. Avrupalı gibi düşünemiyoruz, Avrupalı gibi giyinemiyoruz, Avrupalı gibi yaşayamıyoruz." Farklı olduklarını düşünenlerse yalnızlaşarak yabancılaşıyor topluma. Ankaralı devlet memuru Orhan (40) gibi: "Bir kere ben kendimi çok yalnız hissediyorum. Çok yalnızım bu ülkede. Nedeni nedir? Çok okuyorum ben. Çok okudunuz mu, kafanızı çok çalıştırdınız mı, bu ülkede arkadaş bulamazsınız. Türk olmakla gurur duyuyorum ama bu ülkede yaşamaktan utanıyorum. Bu toplum benim kalitemde bir toplum değil." İstanbullu galerici Çiğdem'in (32) sözleri, kişilerin kendi sınıfındakileri bile dışlayabildiğini gösteriyor: "Türkiye'yi temsil edecek kişi benim, yani kendimi galericiler arasında hem algıları, hem duyguları, hem eğitimi, hem sezgileri hem de milliyetçiliği ile çok daha farklı bir noktada görüyorum." |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|