![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
Türkiye'yi Sarsan Olaylara Adı Karışanların Basında Aynı Adresle Yan Yana Anılması, Alperen Ocakları'nı Yeniden Gündeme Getirdi Kentlerin yeni 'reisleri'
Rahip Santoro, Danıştay ve Hrant Dink cinayetlerinin ardından YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'e yönelik suikast girişimine de aynı oluşumun adı karıştı: Alperen Ocakları! Resmi üyesi olmayan ocakların yöneticileri her olaydan sonra faille ilişkileri olmadığını açıklıyor, ama birçok kişi aynı soruyu soruyor: BBP'nin gençlik oluşumu Alperen Ocakları'nda Abdullah Çatlı gibi yeni 'reis'ler mi yetişiyor, yoksa bu, yükselen lümpen milliyetçiliği dizginleyebilecek bir kuruluş mu? Büyük Birlik Partisi (BBP) ve gençlik kesimindeki uzantısı Alperen Ocakları'nın adı, son yıllarda büyük yankı uyandıran olaylarla ilgili haberlere karışıyor; önce Trabzon'daki rahip Santoro cinayeti, sonra Danıştay ve Hrant Dink cinayetiTürkiye'yi sarsan Dink cinayetinin azmettiricisi Y. H. ve "büyük abi" olarak anılan E. T.'in de bu ocaklarla ilişkisi olduğu yazıldı; hatta E. T'nin BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile çekilmiş fotoğrafları gazete sayfalarında yer aldı. Ardından Papa 16. Benedikt'in Türkiye ziyaretini protesto etmek için Ayasofya Müzesi'nde topluca namaz kılarak adlarını duyurdular. BBP ve gençlik örgütü şimdi de, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'e yönelik saldırı girişiminin ardından, 26 Nisan 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde saldırganın bu partinin sempatizanı olduğuna ilişkin haberle gündemde. BBP, N.İ'nin "BBP sempatizanı" olduğunu yalanladı. Öte yandan BBP'nin gençlik kolları gibi çalışan Alperen Ocakları'na ilişkin zihinlerde oluşan soru şu: Ocaklarda Türkiye'yi sarsacak yeni olaylara imza atabilecek insanlar mı bulunuyor; yoksa olanlar sadece rastlantı ve bu örgüt yükselen lümpen milliyetçiliği dizginleyen bir organizasyon mu? Yanıtları aramak için zamanda kısa bir yolculuk yapmak gerekiyor. Alperen Ocakları bir yanıyla yeni, bir yanıyla dayandığı Milliyetçi Hareket Partisi yüzünden çok eski bir oluşum. MHP, o zamanki adıyla Milliyetçi Çalışma Partisi yönetimiyle, Muhsin Yazıcıoğlu'nun başını çektiği "Türk-İslam Ülkücüleri" arasındaki gerilim 1992'de doruk noktasına ulaştı. Bu tarihten sonra Yazıcıoğlu ve bir grup arkadaşı partiden istifa ederek önce BBP'yi kurdu; ardından Nizam-ı Alem Ocakları açılmaya başladı. Türkiye'nin dört bir yanında mantar gibi biten Ocaklar bir süre sonra genel merkez tarafından kontrol edilemez hale geldiği gerekçesiyle lağvedildi ve yeni bir yapılanmayla 2001'de Alperen Ocakları açıldı. Alperen Ocakları, Ülkü Ocakları ile aynı gelenekten ve büyük ölçüde benzer bir modelle örgütlendi. Bunda BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun 1970'li yıllarda ve 12 Eylül darbesinden önce Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmış olmasının da etkisi büyüktü. 1973 ile 1978 arasında, öğrenciliği döneminde Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nde görev yapan siyaset bilimci Prof. Mümtazer Türköne, iki oluşum arasındaki benzerliği şu sözlerle ifade ediyor: "BBP ve Alperen Ocakları, MHP ve Ülkü Ocakları'na göre daha muhafazakâr ve İslami değerlere daha yakın. Bununla beraber, her iki parti ve ocak arasında aşılmaz ideolojik duvarlar da bulunmuyor. Özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisine ulusalcı sızmaları kararlı bir şekilde engelledikten ve 'Kızılelma Koalisyonu'nu mahkûm ettikten sonra, MHP ve BBP arasındaki farklılık kişisel nüanslara indi. Son olarak BBP'nin geleneksel motif olan bozkurtu daha sıklıkla kullanması, iki ana damarı simgesel düzeyde de birbirine yaklaştırdı." Bu ideolojik ve yapısal yakınlık nedeniyle iki ocak arasındaki geçişkenlik son yıllarda çok daha fazla. Bu durumu İstanbul Alperen Ocağı Başkanı Hüseyin Sezgi bakın nasıl açıklıyor: "Bizim bir üyemiz Ülkü Ocaklı'dan daha milliyetçi olabilirken onlardan biri bizimkinden daha Müslüman olabiliyor." Yurtiçinde yaklaşık 350 temsilciliği olan Alperen Ocakları'nın üye profili ise, Türkiye'de milliyetçi hareketler üzerine çalışmalarıyla tanınan gazeteci Kemal Can'ın araştırmalarına bakılırsa şubelerin bulunduğu bölgeye göre farklılaşıyor: "Bu farklar bazen aynı şehirde bile çok göze batabiliyor. Örneğin İstanbul'da yoksul gecekondulardan oluşan Sanayi Mahallesi'ndeki ocaklı profili ile Levent veya Bakırköy gibi zengin muhitlerdeki üye profili çok farklı. Benzer şekilde, taşra ve büyük şehir profilleri arasında da farklılıklar var. Ancak, ihtiyatlı bir genelleme yapmak gerekirse, çoğunluğu alt-orta gelir düzeyinden, orta eğitim seviyesinde ve ağırlıklı olarak geleneksel-dindar ailelerden gelen bir profilden söz edilebilir. Mesleki olarak da öğrenci, esnaf ve işsiz grupların en belirgin ağırlığı oluşturduğu söylenebilir." Hayali örgütlenme modeli! Milliyetçi hareket üzerine çalışan araştırmacılara göre MHP merkeze yaklaştıkça içindeki aşırı unsurları ve mafyatik töhmet taşıyacak insanları partiden temizledi. Ülkü Ocakları'ndan dışlanan, okuma yazması sınırlı, eğitim düzeyi daha düşük gençler (iki partinin ocaklarında da resmi üyelik olmadığı için bilimsel bir sonuç söylemek mümkün değil) kendilerine yeni adres olarak BBP ve ona ait Alperen Ocakları'nı seçti. Aslında "ocaklar" ifadesini kullanmak bile kolay değil. Zira genel merkez hariç, bütün bir dernek yapısı hayali bir örgütlenme üzerine kurulu. Ankara'da Alperen Ocakları Genel Merkezi var. Diğer illerdeki örgütlenme ise bu derneğin temsilcilikleri aracılığıyla yapılıyor. Ancak bu noktada durum biraz karışıyor. Zira her temsilcilik, aslında kâğıt üzerinde derneğin yayın organı olan Alperen Dergisi'nin temsilciliği. Ortada resmi olarak dernek olmayınca üye de olmuyor. Üyelik olmayınca herhangi bir olaya karışan "ocaklıyı" resmen "Alperenli" olarak adlandırmak da mümkün olmuyor. Bu durumu sorduğumuz Muhsin Yazıcıoğlu ise önce maddi olanaksızlıkların bu örgütlenmeye neden olduğunu söyledi, ısrarımız üzerine durumu "anlayın işte" dercesine gülümseyerek geçiştirdi. BBP Başkanı Yazıcıoğlu ve İstanbul Alperen Ocağı Başkanı Hüseyin Sezgi "Üyelik yok" dese de, bu konuda teşkilatın kafası biraz karışık gibi. Zira Alperen Ocakları Genel Başkanı Serkan Tüzün'e göre de çetrefilli bir üyelik prosedürü var: "Kayıt yapılırken sabıka kaydı, öğrenciyse kimlik belgesi, meslek mensubuysa ona ait belgeler, vergi levhası alınıyor. Ocak Genel Merkezi'nde bununla ilgili istihbarat çalışması yapılıyor. Hiçbir sivil toplum kuruluşunda bu yok. Ailesiyle, okuldaki ilişkileri, sosyal çevresiyle tam olarak sağlıklı ilişkiler kuran ve ocağın misyonuna ters düşmeyecek gençlerin kaydı yapılıyor" Üyelik işlemi burada tamamlanmıyor. Onaylanması için en az dört komisyondan geçmesi gerekiyor! Ocakların, diğer bir deyişle dergi temsilciliklerinin başkanlarının üniversite mezunu olması en makbulü. İstisnai olarak lise mezunları arasından da başkanlar belirlenebiliyor. Ocaklar aşağıdan yukarıya doğru genel merkezin inisiyatifiyle yapılanıyor. Herhangi bir bölgeden temsilcilik açılması için talep gelirse, ocağı açmak isteyenler hakkında istihbarat çalışması yapılıyor. Uygun görülürse yetki belgesi veriliyor ve Alperen Dergisi'nin temsilciliği açılıyor. Ocaklar kira, ısınma, aydınlatma gibi masraflarını kendi imkânlarıyla karşılıyor. Ocakların kendine has bir demokrasi ve seçim anlayışı var. Seçmen olacak üye olmadığı için ocak başkanları seçimle değil, atamayla göreve geliyor. Atanacak kişinin belirlenmesi içinse her ocağın ileri gelenleri aralarında istişare edip bir isim üzerinde anlaşıyor ve bunu seçim olarak adlandırıyorlar. Genel merkez onaylarsa o şahıs başkan seçilmiş oluyor. İllegal örgütlere uygun zemin! 12 Eylül'den önce Rize Ülkü Ocakları Başkanlığı yapan, daha sonra ANAP ve MHP'den milletvekili adayı olan gazeteci Ömer Lütfi Mete ise bugünkü ocaklılar arasında çok mazbut yaşayan ve iyi eğitim hedefleyenlerin yanında, asker uğurlama törenlerinin çerçevelediği sığ milliyetçi tepkilerle kendisine sözde sosyal kişilik seçen başıboş gençler de olduğunu belirtiyor. Zira "Ocaklı" olmak toplum içinde ekonomik ve sosyal olarak ezilmiş birçok gence statü kazandırıyor. Ocağa gidip gelmeye başlayan genç hiyerarşik yapı içinde ağabeylerine hürmet gösteriyor, yeni olanlardan saygı görüyor. Ocaklı kimliği kazanıyor. Kendi gibi tavizsiz, sert, kahramanlık kültürüyle yetişmiş sosyal çevreyle bir kimlik altında birleşiyor. Onlarla sokaklarda, okulda, iş ortamında farklı türlerde yeniden örgütleniyor. Ülkücü gelenekleri olduğu için illegal örgütler, mafya, çek senet işleriyle uğraşan gruplar bile "ocak" adını kullanabiliyor. Araştırmacı Kemal Can, bu yapıların kimi zaman suç örgütlerine, kimi zaman da "başka illegal" örgütlenmelere kaynak teşkil edecek figürler ve grupların üreyebileceği yerler olduğunun altını çiziyor. |
||||||||||||
|
|||||||||||||
|
|||||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|