AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

Mavi Marmara Baskını'ndan Sonra Yaşananlar "islamî Hareket"i Tartışmaya Açtı

"İslamî Hareket"İn Med - Cezir'i
TUNCAY OPÇİN / 


Epeydir Sesi Soluğu Çıkmayan "İslamcı Hareket" İsrail Askerlerinin Mavi Marmara Baskını Sonrasında Yine Sokaklardaydı. Ancak Mitinglerin Katılımcıları, Atılan Sloganlar, Taşınan Bayraklar Değişmiş Görünüyordu. Peki Neler Değişmişti? Geçen Yılların Ardından İslamî Hareket Nasıl Evrilmişti?

"Dejavu" hissi tam bu olsa gerek. Baktığımız her karede, kameraların ekranlara yansıttığı her görüntüde bu hisse kapılıyoruz; "Biz bu fotoğrafı daha önce görmüştük". Önümüze düşen fotoğraf kareleri, televizyondan izlediğimiz canlı görüntüler İsrail'in Mavi Marmara gemisine yaptığı baskının ardından başlayan protesto gösterilerine ait; Yeşil bayraklar, başörtülü kadınlar, şalvarlı, takkeli, uzun sakallı erkekler
Görüntülerdeki hâkim renk, kim ne derse desin "İslam". Biz bu manzaraları uzun süredir görmemiştik. O kadar ki neredeyse belleklerimizden silinip gitmişti. Oysa çok değil bundan 13-14 sene önce her cuma günü, İstanbul'da Beyazıt Meydanı'nda benzer manzaralar sıklıkla yaşanırdı. Sonra 28 Şubat süreciyle birlikte gösteriler bıçak gibi kesildi. Ta ki Mavi Marmara gemisine yapılan baskına kadar.
Uzun yıllardan sonra İslamrengi bu kadar baskın gösterilerle ilk defa karşılaştı Türkiye. Bu da aklımıza "İslamHareket"i, hareketin günümüzdeki durumunu getirdi. Beyazıt gösterilerini yapanlar için o yıllarda gazetelerde, televizyonlarda "İslam" Hareket" tanımlaması yapılıyordu. Göstericiler de bu tanımlamaya pek karşı çıkmıyordu. Peki, uzun yıllardır sesleri-solukları çıkmayan İslamcı Hareket mensupları nerelerdeydi? Geçen yılların ardından hareket nasıl evrilmiş, insanlar nerelere savrulmuştu? Günümüzde "İslamHareket" var mıydı? Varsa bu fotoğrafta neler değişmişti? En önemlisi de "İslami Hareket" geri mi dönüyordu?

Türk bayraklarıyla gösteri
İsterseniz önce kendi gözlemlerimizden başlayalım. Protesto gösterilerinde, İstanbul'da Fatih ve Beyazıt camilerinde düzenlenen cenaze törenlerinde neler gördük, neler dikkatimizi çekti, onları anlatalım. Ardından da bir dönemin İslamcı gençliğinin, hareketin liderlerinin, ideologlarının görüşlerine yer verelim.
31 Mayıs sabahı Türkiye, Akdeniz'in uluslararası sularından gelen şok görüntülerle sarsıldı. İsrail askerleri Gazze'ye uygulanan ablukayı kırmak için yola çıkmış yardım filosunun önünü kesmiş, gemilere operasyon düzenlemişti. Operasyonda çok sayıda ölü olduğu ortaya çıkmıştı. Günün ilerleyen saatlerinde önce 16 olarak duyurulan ölü sayısının dokuz olduğu açıklandı. Bu açıklamalarla birlikte hem Ankara'da, hem de İstanbul'da İsrail büyükelçiliği ve konsolosluğu önünde gösteriler başladı.
İlk başlarda sayıları yüzlerle ifade edilse de kısa sürede bu rakam özellikle İstanbul'da binleri buldu. İlk gün ve ilk saatlerde göstericilerin ellerinde ağırlıklı olarak Filistin bayrakları vardı. Akşama doğru yeni grupların katılımıyla sayıları artan kalabalıkların elinde bu defa üzerinde "Kelime-i Tevhid" bulunan yeşil bayraklar dolaşmaya başladı. "Kahrolsun İsrail"le başlayan sloganlar da bir müddet sonra değişerek yerini "Tekbir"e bıraktı.
Aynı şey İstanbul'daki gösterilerde ve cenaze törenlerinde de yaşandı. Siyah-beyaz-yeşil şeritlerden oluşan Filistin bayrağı, yine siyah-beyaz renkli poşular gösterilerin hâkim rengiydi. Atılan sloganlar da aşina olmadığımız sözler değildi. Aynı görüntüleri farklı bayrak renkleriyle yıllar önce yine yaşamıştık. Özellikle Bosna-Hersek'te yaşanan savaş yıllarında yapılan gösterilerde mavi-beyaz Bosna bayrakları taşınıyordu. Çeçenistan ve İsrail'de başlayan "İntifada" sonrasında bayrak renkleri değişse de gösterilerin içeriği hep aynı tonda, yani "İslam"ydi.
Bu kadar benzerliğe rağmen aslında çok ciddi farklılıklar da vardı bu gösterilerde. Fatih'teki cenaze töreninde yüzlerce Filistin bayrağının yanında bir o kadar da Türk bayrağı vardı. '90'ların hâkim sloganı olan "Muhammed'in Ordusu Kâfirlerin Korkusu"nun yerini zaman zaman "Ya Allah, Bismillah, Allahuekber" almıştı. Ki bu slogan çok uzun yıllar İslamcılar tarafından görmezden gelinmiş, millrengi olduğu için reddedilmişti. Daha çok Ülkü Ocakları ile Alperen Ocakları çevresinin sahiplendiği bir slogandıYine hemen her gösteride o yıllarda zirve yapmış Laik-İslamcı çatışmasına cevap verilir, gönderme yapılırdı. Laiklerin "Kahrolsun Şeriat"ına, İslamcılar "Şeriat İslamdır, Anayasa Kur'andır" sloganıyla karşı gelirdi. Bu sloganı "Laik Devlet Yıkılacak Elbet", "Müslümanlar Burada, Laikler Nerede" takip ederdi. Turgut Özal'ın cenaze töreni dahil hemen her yerde bu sloganları seslendirmekten kimse çekinmezdi. Oysa ne İsrail temsilciliklerinin önünde, ne de Fatih ve Beyazıt'ta benzeri bir slogan atılmadı, hatta hatırlara bile gelmedi. Bunlar bizim gözlemlerimiz. Hareketin içindekiler de bu gözlemleri doğruluyorlar. Şimdi bir yayınevi sahibi ve yöneticisi olan İsmail Demirci, İslamHareket'in yükseliş yıllarında millbir simgenin küfür gibi görüldüğünü, gösterilerde Türk bayrağı taşımanın akıllardan bile geçirilemeyeceğini söylüyor; "Ben tüm grupların eylemlerine katılırdım. O kadar yıl boyunca bir defa bile Türk bayrağı taşındığını hatırlamıyorum."
İslamHareket'in yükseliş yıllarında ideologlarından birisi kabul edilen Mehmet Metiner de atılan sloganlara dikkat çekiyor ve ekliyor; "Şimdi hiçbir gösteride antisemitist tek bir slogan atılmadı. Kendini bilmez birkaç küçük grup Yahudiler için bir şeyler söylemeye çalıştığı zaman da tepki aldı. Gösterilere katılanlar bu insanlara tepki gösterdi. Oysa '80'li yıllarda hareket antisemitist bir karakter taşıyordu ve onun üzerine inşa edilmişti. Museviler 'Pis Yahudi"ydi. Şimdi 'Kahrolsun İsrail' dışında Yahudileri üzecek tek bir cümle sarf edilmedi."
"İslamHareket olgunlaştı"
Değişim sadece sloganlarla ya da taşınan bayraklarla sınırlı kalmamıştı. Demokrasiye bakış açısı, sisteme yaklaşım, devletle ilişkiler de değişen zaman içerisinde farklılaşmıştı. "Benim İslamHareket içerisinde şeyhim Yaşar Kaplan'dı. Tabii ki buradaki şeyhlik mecazi. Görüşlerini çok yakın bulur, takip ederdim. Kaplan 'Demokrasi Risalesi' kitabının yazarıdır. İslamHareket'in içinde var olan bütün gruplar her şeyi küfür ve şirk olarak görüyordu. Bunun içinde demokrasi de vardı.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 220. sayısında bulabilirsiniz!


1   2   3   4   5  
6   7   8  
 
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital