AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

\"\"
\"\"
"Tiki"ye "çakmak" Mevzuundadır…

Gazetelerde artan dil kirliliği, masum bir bilgisizlik değil; bir tercih. Az bilmenin parolası olan "argo"yla hava atmak imkânını bize sağlayabildiğine göre, acaba zamanımızın ruhu gerçekten bozulmuş sayılamaz mı?

Bazı kelimeler, eğitimsiz ağızlarda nasıl da değişirler. Özellikle de söylenmesi zor olanlar. Hiç unutmuyorum, "Euro" kelimesi dilimize ilk defa Tahtakale'den giriş yaptığında, esnafın ağzında "yumoş" oluvermişti. Çünkü söylerken ağızları eğip büken bu kelimenin acilen düzleştirilmesi gerekiyordu. Öyle de oldu. Mesela "kalorifer" kelimesi, Anadolu'nun bazı yerlerinde "galeyifer" olmuştur. "Program" bazen "poruğram" olur. "Propaganda" "porupuğanda" olur. Kamyoncularımız "Macaristan'a girdik" yerine; "Macar'a girdik" derler.
Burada bir şey vardır. Sanırız ki sadece kelimenin söylenişi değişmiştir. Hayır. Asıl önemlisi bu değildir: Öyle söylendiğinde, o kelimenin ifadesi, anlamı büzülür. Düzleşir. Düzleştirenin küçük algısına, dar imajinasyonuna uydurulmak üzere kısaltılır. Söyleyen, kısa aklına uydurabilmek için eğip bükmek zorundadır. Sonunda o kelimenin köşeleri, dalları, uçları, ayrıntıları, kaba dil tarafından "görülmemiş" olur ve budanır. Nüanslarından ayıklanır. Taşınması kolay bir kelime haline getirilir. Ancak öyle taşınabilir.
Burada, gerçekten bir şey vardır. Bu olurken, aslında düşüncenin tek taşıyıcısı olan kelime (ve kavram), ifade gücünü yitirir. Taşıyıcı gücünü yitirir. Renksizleşir, kokusunu kaybeder, canı çekilir, benzi solar, grileşir. Tıpkı, o kelimeyi o hale sokan insanın giysileri gibi, grileşir. Bilinçsizleşir. Cesaretinden kaybeder. Renginden kaybeder. (Giysiler de kelimeler gibi önemli göstergelerdir. Gelir seviyesi yüksek ülkelerde, halkın toplu olarak bulundukları yerlerdeki giysi skalasına, çok genel bir gözle ve uzaktan bakın. Renk olarak parlak, farklı ve canlı renkler göreceksiniz. Okuma oranı yüksek insanların oluşturdukları topluluğun zihin canlılıklarıdır bu. Zihin cesaretleridir. Sadece renk ve estetik bilinçleri değildir. Psikolojik yapılarının bir işareti, bir özetidir. Geri kalmış ülkelerin kalabalıklarına baktığınızda ise çoğunlukla tek bir genel renk göreceksiniz: Gri. Cesaretini yitirmiş, fakir, renksiz, nüanssız, eğitimsiz "gri" yani).
Yoo, tahmininiz doğru çıkmadı.
Burada, hep yaptığım gibi Batı eleştirisi yapmayacağım. Yani, yazının doğal gelişimini takip edip, şunu söylemeye çalışmayacağım: Bazı kavramlar da tıpkı sözünü ettiğim bu kelimeler gibidir. "Laiklik" mesela. Onu da oralardan bir yerden alıp "kendi malımız" yaparken yuvarlıyoruz, düzleştiriyoruz, nüanslarını buduyoruz, ifadesini kısıyoruz, ışığını solduruyoruz, grileştiriyoruz, matlaştırıyoruz, aşağı yukarı konvansiyonel bir yarı-algılama cinayeti sonrası, vücudunu başından (bilincinden) ayırıp ölü bir kavram haline getiriyoruz. Sonra da ortalarda dolaştıkça burnumuzu tutuyoruz.
Hayır, bunu söylemeyecektim. Benim canımı en az bunun kadar sıkan başka bir mevzuya takıldı kafam. Epeyidir bu işin izini sürüyorum. Epeyidir, gazetelerin köşe yazılarında o kelimeleri gördükçe kan beynime sıçrıyor.
Şu malum "çakmak" meselesiŞu şuna çaktı. Çakma gibi duruyor sanki. Bu buna çaktı. Yazısında şuna çakmış. Sonra, bu günlerde bir de "tiki" çıktı.
Gazete yazarları, köşelerinde her gün kamuoyu şekillendirenler, bu kelimeleri kullanırlarken acaba hiç düşünüyorlar mı? Yani, aslında bu kelimeler tarafından "kullanıldıklarını" hiç düşünüyorlar mı?
Bir kere bu kelimeler birer "düşünce-taşıyıcısı" değil; birer karakterdirler. Birer karakter gibi psikanalizleri yapılmalıdır. Çekip büzdükleri anlamın katilleridirler mesela. Kafalarında iki uzaylı anteniyle ve dümdüz dijital sesleriyle, dijital adımlarla ortalarda dolaşırken, bizlere bir insanın diğerine derdini açması için imkân vermemektedirler. Neredeyse dilimi anlamamaktadırlar. Yeniliği soysuz, köksüz bir kabalık olarak anlamanın eciş bücüş işaretleridirler. Duygu ve empati taşıma kapasitesi sıfır olan, sentetik birer argo-robotturlar. Ve nihayet; tekrarlayanın, dilinde dolandıranın kanına karışırlar. Bütün doğada olduğu gibi, o kural burada da geçerlidir. O kelimeleri kullandığı için karakteri dönüşüyordur; ama karakteri zaten öyle olduğu için de kullanıyordur.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 137. sayısında bulabilirsiniz!



   
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital