AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Dindarlığı Tartışmak Bu Kadar Kolay Mı?

\"\"
\"\"
Dindarlığı Tartışmak Bu Kadar Kolay Mı?

"Din" dendiğinde eli silaha atan refleksle "Batı" dendiğinde eli silaha atan refleks: Medyamızın soğukkanlı entelektüel birikimi bundan ibaret. Ülke olarak çocuk havuzuna çekilmiş balina gibiyiz.

Alev Alatlı tek başına direniyor. Ama bakalım Türkiye'nin gündemine Rusya'yı gerçekten sokabilecek mi? Aslında bütün birinci sınıf entelektüellerin yapmaya çalıştığı şeyi yapıyor. Çok basit bir şey yapmaya çalışıyor. Adına maalesef "tartışma" denen bu amatör eskrim mücadeleleri festivalini, gerçek bir tartışma zeminine çekmeye çekiştirmeye çalışıyor.
O öksürük öncesi tok sesiyle, dolu dolu kurduğu cümleleri, memleketinin makus talihine söz geçirebilsin diye didiniyor. Tartışma gerçekten tartışmaya dönüşebilsin diye, ona -olması gerektiği gibi- kavramlar da, düşünce kırıntıları da, saf zihin etkinlikleri de eklenebilsin istiyor. "Tartışmalar" gürültü tarihine değil de fikir tarihine geçsin istiyor. Şerif Mardin'in attığı taşı, kuyudan zarif bir hamleyle, tek başına o çıkardı mesela (Bkz. 26 Eylül 2007, Zaman).
Bu sayfanın okurları sanırım biraz farkındadır. İkide bir Rusya'nın tarihinden, modernleşme tecrübelerinden ben de kendimce dem vurmaya ve bulabildiğim ilginç tartışma enstantanelerini sizinle paylaşmaya çalışıyorum.
Rusya, birçok bakımdan elbette bizden çok farklı; öte yandan bize çok benzeyen bir kültür iklimidir. Büyük (Deli) Petro'nun modernleşme hamlelerinden beri, bizimkine çok benzeyen çatışmalar, didişmeler orada da olmuş ve oluyor. Ama bizim büyük bir eksikliğimiz var: "Batı" sorunsalı dendiğinde Peyami Safa'nın 'Fatih Harbiye' romanını, Necip Fazıl'ın 'Büyük Doğu' fikriyatını ve Cemil Meriç'in ciğerlerinin kelime hacmini bugün, şu anda tekrarlayabilecek yazarımız maalesef yok. Orhan Pamuk bir 'köprü' metaforu kurdu. Ancak Teksas'lı bir sığır çobanının dil zevkine kadar çıkabilmişti. Zaten -muhtemelen boşuna bekledik- daha derin bir sorunsal edinebilecek bir 'derinlik' bilgisi ve yeteneği de yoktu bu yazarımızın. Bush'u, Boğaz Köprüsü'nün askılarıyla Ortaköy Camii'nin minareleri önünde konuşturmayı ilginç bulan yetkililerin durumu ise ondan hallice değildi. Birçok medeniyete, hadi Başbakan'ın o vurgulu kelimesiyle söyleyelim "MedeniYYete" beşiklik mi etmişti ülkemiz; yoksa her gelenin yolgeçen hanına çevirdiği bir 'köprü' müydü? Belli değildi. Ama değil mi ki konuşma metninin 'hakikati' konjonktürel olarak değişebiliyordu; bazen beşik, bazen de üzerinde ot bitmeyen, ne idüğü belirsiz bir 'köprü' olup çıkıyordu işte.
Doğu-Batı meselesini nitelikli biçimde tartışmış ve tartışmaya devam eden Rusya'da, benim anlayabildiğim kadarıyla, en önemli konu din. Büyük kitaplar onun üzerinde kafa yormuş. Büyük romanlar, büyük denemeler onun üzerinde yoğunlaşmış. Aslında 'Değer Felsefesi' deyip geçemeyeceğimiz büyük metinlerin gizli konusu da din.
Büyük romanların başlıca konusu din mesela. Bizim ortaokulda ve lisede sıradan birer polisiye gibi okuduğumuz 'Suç ve Ceza', 'Karamazov Kardeşler' gibi romanlar, Tolstoy'un yazıları ve romanları, Gogol, Puşkin, Turgenyev, Belinski, Şestov, Berdayevhem sanat yapıtları; hem de o eserleri -en az eser kadar- derinlikli çözümlemelere tabi tutan eleştiri kurumu din 'sorunsalını' irdeliyorlar. Sonuçta, elbette Türkiye'dekinden çok farklı bir tartışma kıratı doğuruyor bu büyük birikim: Doğucu, Slavofil ve Yerlici olanların kelimeleri ve kavramları da kafa çatlatacak cinsten; Batıcı olanların da.
Bugün Putin, ülkeyi bu kadar kısa sürede toparlayabildiyse, Rus kiliselerini birleştirip 1917-1920 aralığındaki acı dolu Beyazlar - Kızıllar savaşını şahsında barışa çevirebildiyse, bunun en alttaki sebepleri bu büyük yazarların hazırladığı büyük birikimdedir diye düşünmeden alamıyorum kendimi. Yoksa ekonomistlerin söylediği gibi, sadece doğalgaz fiyatlarının uluslararası piyasalarda birdenbire artmış olmasından değil. Öyle olsaydı, petrol zengini başka (azgelişmiş) ülkelerin de bu kadar kısa sürede çehreleri değişebilirdi.
Dostoyevski mesela, yukarıda sözü edilen savaşı daha 1860'larda haber vermişti. Romanları bunun buhranlarıyla doluydu zaten. Puşkin üzerine yaptığı ünlü konuşmasında; "Rusya'nın geleceğinin bu iki kardeşin (Kızıl - Beyaz) kucaklaşmasında tecelli edeceğini" söylemişti.
Bizde durum çok farklı.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 141. sayısında bulabilirsiniz!



   
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital