![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
|
|||||||||
| "Selvi Boylum Al Yazmalım"la Bişkek'te buluştuk "Selvi Boylum Al Yazmalım" filmini bilirsiniz. Kırgızların ilginç yazarı, dünyaca ünlü hikâye anlatıcısı rahmetli Cengiz Aytmatov'un eseridir. Kırgızlar, kendi hikâyeleri olan bu filmi kendi dillerinde ilk defa izlediler. İkinci Dünya Savaşı'nın Okyanusya cephesinde ABD ordusunun iç haberleşme dili, bir Kızılderili kabilesinin (yanlış hatırlamıyorsam Arapaholar'ın) lehçesiydi. Özellikle Büyük Okyanus'ta kayıplar veren ABD, Japonlar'ın şifre kırma becerilerini, çözülmesi çok zor bir dille aşmayı denemiş ve başarılı olmuştu. İkinci Dünya Savaşı, yani tarihin en büyük kırımı ve vahşeti, birbirinin dilini anlamayan, çözemeyen iki dünya arasında vuku bulabilirdi ancak. Ve aslında "vahşet", birbirinin "dilini" anlayamamaktaydı. Birbirinin dilini asla çözemeyecek olmak, vahşeti kolaylaştırıyordu. Vahşetin mimarisinin en alttaki temeli ve zeminiydi dilden anlamamak. ABD'nin bu şifre başarısı, aslında ironik biçimde insanlığın başarısızlığını ima ediyordu. Ruslar, kendilerini bir dil ile anlamlandırmışlar. "Slovo"; dil, kelime demek. "Slav" demek; "dil" bilen, hassaten "sözü anlayan" demek. "Nyemets" ise dili bilmeyen demek. "Dilden anlamayan" demek. "Yabancı" demek. İlginçtir, bir de "sessiz, suskun" demek! Osmanlı'nın "Nemçe illeri" sözü buradan, "nyemets"ten geliyor. Aslında Rusların dış dünyası bu. Rusların dilinden anlamayan dünya demek. Osmanlı evreninin dışında kalan, Avrupa'da büyük oranda Rus evrenine dahil olan "slovo" (Slav) dünyası, Osmanlı için tamamen "nyemets" idi. Yani Ruslar için "dilden anlayan" dünya, Osmanlılar için dilden anlamayan, Nemçe dünyası, "Nemçe illeri" idi. Niçin uzattım bu kadar? Ruslarla Türk dünyasını birbirinden ayıran "slovo" ve "söz" Avrupa'da olduğu gibi Orta Asya'da da tarihin derinliklerinden beri süregelen bir mücadeleyi ima eder aslında. "Söz" ve "slovo" hep birbirlerine karşı mevzi kazanmaya çalışmışlar. Birinin uygarlığı yükseldikçe öbürü geri çekilmiş. Ama "Slovo"lar ünlü "Tatar Boyunduruğu"nu 1492'de kırmayı başardıktan sonra (ilginçtir, İspanya İslam devleti de aynı yıllarda yenilgiye uğramış ve "Hilâl"in iki ucu Doğu'dan ve Batı'dan aynı anda erimeye başlamış) işler hep "Söz"ün aleyhine gelişmiş. Gün gelmiş "Slovo", "Söz"ün topraklarına yayılmış ve onun anavatanını ele geçirmiş. "Söz" de zamanında "Slovo"nun topraklarını ele geçirmişti. Balkanlar "Slovo"nun doğal yaşam alanıydı. Yunanlılar, beş yüz yıla yakın bir zaman "Söz"ün egemenliği altında kaldılar. Ama dilleri sayesinde, sadece Yunanca konuşarak, o kadar zaman sonra bile yeniden bir millet ve ülke olmayı başardılar. "Söz"ün anavatanı da aşağı yukarı o kadar "Slovo"nun egemenliği altında kaldı. Ama henüz güçlü bir uyanış yok. Henüz güçlü bir birliktelik yok. "Söz", sahibi tarafından terk edilmiş durumda. Geçenlerde Kültür Bakanlığı-TİKA-Sinebir işbirliğiyle düzenlenen "Türkiye'den Film Var!" (12 Ekim - 22 Kasım) etkinliğine katılmak için Kırgızistan'a gittik. Bütün Orta Asya ülkelerini dolaştı bu festival. Türkiye'den, Türk sinemasından seçilen iyi film örnekleri, beş Orta Asya Türk Cumhuriyeti'ni dolaştı. Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki programda ilginç şeyler yaşadık. Yukarıdaki uzun girizgâhı bunun için yaptım. Yapmasaydım derdimi anlatamamış olacaktım. "Selvi Boylum Al Yazmalım" filmini bilirsiniz. Kırgızların ilginç yazarı, dünyaca ünlü hikâye anlatıcısı rahmetli Cengiz Aytmatov'un eseridir. Kırgızlar, kendi hikâyeleri olan bu filmi kendi dillerinde ilk defa izlediler. Salonda, arkamda oturan izleyicilerin ve yanımda oturan Kırgızistan Turizm Bakanı'nın, filmi izlerken verdiği tepkiler, yaşadıkları duygulanım beni çok etkiledi. Salona girerken "Söz"ü ortak insanlardık. Ama sözde bir ortaklıktı bu neredeyse. Teorik ve muhal, sınırları belirsiz, ete kemiğe bürünmemiş bir ortaklıktı. Ama salondan çıktığımızda durum çok farklıydı artık. "Söz"ün esrarengiz gücüyle birleşmiştik. Kırgızların ve bizim gözlerimiz aynı "Söz"ün ateşiyle yanmış, buğulanmış, yaşarmıştı. Artık büyük "Söz" yazarı Cengiz'in çocuklarıydık hepimiz. Hikâyemiz ortak, duygumuz ortak, geçmişimiz ortak, "Al yazmalımız" ortaktı. Ve bir kez daha anladım. "Söz"dür aslolan. Sanattır. Edebiyattır. Kültürdür. Bu vesileyle "Türkiye'den Film Var!" gibi anlamlı bir taşın altına elini koyan insanları tebrik etmek gerekiyor. Burada durmamaları için onları cesaretlendirmek gerekiyor. |
||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|