Türkiye'de Gökkuşağının İki Güçlü Rengi
Cemil Meriç De Tıpkı Şakir Eczacıbaşı Gibi, Türkiye'nin İçe Kapalı, Kavruk Bir Ülke Olmaması Gerektiğini, Kendi Özünü Koruyarak Dünyalı Olmasını Savunmuştur. Çok İlginç Ama Olması Gereken Bir Rastlantı Da Cemil Meriç'i Demokrat Bir Aydın, Şakir Eczacıbaşı'nı Da Demokrat Bir Sanat Aktivisti Yapan Ve Onu Bu Yola Zorlayan Yıllar, Bence, 1970'lerin Başıyla 1980'lerin Sonuna Kadar Olan Dönemdir.
Türkiye geçen ay Şakir Eczacıbaşı'nı kaybetti. Hani hep denir ya; "Bizde de burjuva mı var canım, burjuva dediğin sanattan anlamalı, hatta sanatın bir dalını icra edebilmeli, bizdekiler parayı bulunca şehre göçmüş kasabalı toprak zenginleri". Eh, ne demeli, bir zamanlar yerli yersiz dillerden düşmeyen bu "saptamanın" tabii ki dışında, aykırı bir örnekti Şakir Eczacıbaşı. Ama burjuva olmak sadece sanattan, bilimden, politikadan anlayacak kadar eğitimli olmayı ve gerekli kültür birikimini içselleştirmeyi mi gerektirir sadece? Burjuva, her şeyden önce bir sınıfın adı. Devrim yapan bir sınıfın. Bu anlamda burjuva politiktir. Burjuva, kendi sınıfının nefes alamayacağı bir ortamda yaşayamaz. Eğer yaşarsa özünü, yani sınıfsal özelliklerini kaybeder. Bırakın sanat gibi "ince" zevkleri ve faaliyetleri olmasını, ekonomik olarak var olamaz. Yani yatırım yapamaz, iş kuramaz ve yok olur. Ya da Türkiye'de olduğu gibi yağmacı bir devletçi anlayışın bir parçası olarak, burjuva değil ama egemen yoz bir zengine dönüşerek yaşamını sürdürür. Türkiye'de demokrat olmak Bu zenginlerin Türkiye'de hiçbir zaman burjuva demokrasisi gibi bir kaygıları olmamıştır. Tam aksine zenginliklerini ve devlete bağlı yağmayı sürdürebilmek için demokrasi düşmanı olmuşlardır. İşte Şakir Eczacıbaşı, burjuva olmanın, ki sahici olan da budur, farkında olan ve bunun sonuna kadar gereğini yerine getiren bir aydın ve sanatçıydı. Ama o, sanatçı ve aydın kimliğinden önce bir burjuvaydı. Bundan dolayı da politikti. Politik duruşu da tam anlamıyla liberal ve demokrat bir çizgiye oturuyordu. Hatta bu çizginin militan bir savunucusu ve aktivistiydi. Darbelere karşıydı. Darbelerin karşısında cesurca durdu. Çünkü kimliği ve özü bunu gerektiriyordu. Bu kimlik, İstanbul ve Sanat Vakfı'nı ona kurdurttu. Ama ondan önce, Sinematek 12 Mart darbesinde Yılmaz Güney'in Umut filmini Şakir Eczacıbaşı sayesinde gösterecekti.
|