Türkler ve İstanbul
"Beyaz donlu" kalabalıklardan şikayetler çoğalıyor bugünlerde. Bana en garip geleni de, şikayetçilerin şikayet ederken, şikayet ettikleri, beğenmedikleri kalabalıkların hoyrat lisanını kullanması. Eski İstanbul yok edilmeseydi o kalabalıklar gene denize girerdi ama İstanbul'a uygun bir şekilde, yaşadıkları şehri severek.
ürkiye, şifrelerinin kırılması neredeyse imkansız olan karmaşık bir mesaj gibidir, bilinen şablonlarla, klişelerle bu garip toplumu anlayamazsınız. Bizim mizah tarihine mi yoksa sosyoloji tarihine mi yerleştireceğimize karar veremediğimiz o ünlü söz bugünlerde gene gündemde: Halk plajlara hücum ettiğinden vatandaş denize giremedi. "Halk" dendiğinde akla gelen görüntüyle, "vatandaş" dendiğinde akla gelen görüntü bize kaçınılmaz olarak bu tuhaf ayrımın "sınıfsal" bir temeli olduğunu, zenginlerle fakirleri birbirinden ayırmak için böyle garip bir jargon uydurduğumuzu düşündürüyor. Ben, bu cümlenin sınıfsal bir temele dayandığından biraz kuşkuluyum doğrusu. Bunun, yaşam tarzıyla ilgili bir yaklaşımın işareti olduğu kanaatindeyim. Sanırım "halk" dendiğinde "taşralılar," "vatandaş" dendiğinde "İstanbullular" kastediliyor.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 4. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|