AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Seçimler geçti demokrasi hâlâ kurulmadı

\"\"
\"\"
Seçimler geçti demokrasi hâlâ kurulmadı

Önüne gelenin aklına geleni yazdığı bu ülkede fikir özgürlüğünün, yani demokrasinin temel oluşturucularından birinin oluşması neredeyse olanaksız. Özgürlük, daha doğrusu serbesti, ancak denetim mekanizmalarıyla birlikte hayata geçebilir. Fikir ve ifade özgürlüğünün başta gelen uygulayıcısı ve savunucusu olması gereken medyanın bu hali özgürlük filan değil, özgürlüğü iptal eden anarşi, kaos ve ilkellik belirtisidir.

Bazı köşe yazarlarımız küçümsese de, hatta bazılarımız "bunları kadınlar için çıkarıyorlar" dese de, büyük gazetelerimizin gündelik magazin ekleri bize hayatı nasıl yaşamamız gerektiğini öğretme gibi çok önemli ve yararlı bir işleve sahip! Bu ekler olmasa, "sanat güneşi" mankenlerimizin selülit sorunları hakkında hiçbir şey bilmeden bu süfli dünyadan göçer veya ortalama aylık ücretin 800 YTL'yi bile bulmadığı bu ülkenin İstanbul kentinde bu paranın hesap olarak bir batında ödendiği "chic mekânları" bilme mutluluğuna eremezdik.
Tabii nasıl zayıflamalı, ne yemeli, ne giymeli, bu aralar neler trendy gibi soruları kendi başımıza cevaplayamayacağımız için, Güzin abla ve benzerleri olmazsa ilişkilerimizi bir türlü düzenleyemeyeceğimiz için bu ekler ekmek kadar, su kadar gereklidir!
Hal böyle olunca bu gündelik "ansiklopediler" temel bilgi kaynağımız haline geliyor. Hayatımıza yön veren bu ekler, mutluluk, bazen de kaygı kaynağımız. Nitekim geçenlerde ikincisi oldu. 16 Temmuz tarihli "Cafe Milliyet" ekinin sürmanşeti şu başlığı taşıyordu: "Genç erkeklerde kısırlık yüzde 60". Bunu okuyunca dünya başıma yıkıldı. "Eyvah!" dedim, "çok yakın bir gelecekte etrafta Türk diye bir tür kalmayacak". Çünkü basit bir aritmetik kuralı uyarınca, genç erkeklerin yüzde 60'ı çocuk yapma yeteneğinden mahrumsa, birkaç onyıl içinde nüfus çöker. İşin kötüsü, haber metninde genç kadınlarda kısırlık oranının yüzde 40 olduğu bildiriliyor. Öyleyse durum daha da vahim.
Bu her şeyi önceleyen; seçimleri, terörü, kuraklığı, kıtlığı, başörtüsünü filan bir kenara iten radikal sorun neden büyük gazetelerimizde sekiz sütuna manşet olmamıştı da, sadece bir magazin ekinde kendine yer bulabilmişti? Bu kadar mı duyarsız bir toplum olmuştuk?
Ayşegül Aydoğan Atakan'ın Prof. Dr. Aydın Arıcı'yla görüşmesi böyle bir başlık verir mi diye röportaj sonuna kadar okunduğunda, zor da olsa şu sonuçlar elde ediliyor: 20-30 yaş grubundaki erkeklerin yüzde 60'ı kısır değil (kadınların da yüzde 40'ı), sadece bu yaş grubunda rastlanan kısırlık vakalarının yüzde 60'ı erkeklere, yüzde 40'ı kadınlara ait. Yani bu yaş grubunun tamamının yarısı kısır değil, çok şükür!
Önüne gelenin aklına geleni yazdığı bu ülkede fikir özgürlüğünün, yani demokrasinin temel oluşturucularından birinin oluşması neredeyse olanaksız. Özgürlük, daha doğrusu serbesti, ancak denetim mekanizmalarıyla birlikte hayata geçebilir. Fikir ve ifade özgürlüğünün başta gelen uygulayıcısı ve savunucusu olması gereken medyanın bu hali özgürlük filan değil, özgürlüğü iptal eden anarşi, kaos ve ilkellik belirtisidir.
Belki önemsiz ama, medyanın içinde bulunduğu kuralsızlığı ve bunun doğurduğu özgürlüksüzlüğü açık eden iki örnek daha. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç rahatsızlanmış. Vatan, "Atilla Koç'un tansiyonu çıktı;" Sabah, "Tansiyonu düşen Koç hastanelik oldu;" Hürriyet, "Tansiyonu yükseldi".
Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile üniversite öğrencisi Durmuş Şahin arasında bir "el sıkma polemiği" yaşanıyor. Olay, Erzurum'un bir ilçesinde cereyan ediyor. Yeni Şafak, "Olur ilçesi"; Akşam, "Olur ilçesi"; Vatan, "Oltu ilçesi"; Milliyet ise sadece "Erzurum". Erzurum ilimizde hem Olur, hem de Oltu adlı iki ilçe var. Olay aslında Olur ilçesinde geçmiş. Ancak Vatan muhabiri, kebabından ötürü bildiği Oltu'yu yazmakta beis görmemiş ve Olur diye bir ilçe var mı diye bir yerlere bakma zahmetine girmemiş. Daha beteri, "bildiğinden kuşku duymamış". Bütün otoriter rejimler "kesin bilgi"nin üzerinde yükselir.
Bunların önemsiz haberler olduğu düşünülebilir. O zaman 2+2=3 diyene de kızmamak gerekir, alt tarafı bir birim yanılmış!
Ama gerçekten özgürlük isteniyorsa, ödevleri, görevleri, sorumlulukları üstlenmeye hazır bir zihinsel yapıya sahip olmak gerekir. Yoksa "demokrasi, demokrasi!" diye bağırmanın hiçbir anlamı olmaz veya mevcut pespâyeliği sürdürme cehdinin adı bu ülkede "demokrasi" olur (oltu değil, dikkat!).
Örneğin şöyle durumlar vakai adiyeden sayılır. Eski Afyon AKP milletvekili Reyhan Balardı hanım şöyle bir açıklama yaptı. "Sayın Erdoğan'ın 'milli görüş gömleğimi çıkardım' sözlerini Afyon'daki Görüntü Gazetem'de manşetten haber yapmıştım. .. Sayın Arınç beni çağırdı, 'ben milli görüş gömleğimi çıkarmadım. Var mı bir itirazın? Bu işlere burnunu sokma, bu işleri kurcalama, git evine bulaşık yıka" dedi.
"Türkiye'ye demokrasi getirmek için kurulan" bir partinin üç büyüğünden birinin bu kısacık sözlerinden çok şey üretmek mümkün. Kısaca ve örnek olması için söylenmesi halinde; kabadayılık (var mı bir itirazın?), mafyamsı tavır (bu işlere burnunu sokma), gizlilik ve tahsisli avlanma sahası (bu işleri kurcalama), ayırımcılık, hiyerarşi, aşağılama (git evine bulaşık yıka) gibi, demokrasiyle taban tabana zıt tutum ve tavırların çoğunu bu kısacık sözlerde bulmak mümkün.
Bir milletvekilinin başka bir milletvekiliyle bu ton ve üslupta konuştuğu, konuşabildiği bir sisteme demokrasi diyebilmek için, ancak yukarıdaki örneklerde ortaya çıkan türden bir "medya mensubu" gerekir.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 107. sayısında bulabilirsiniz!



   
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital